|
Her yıl farklı bir üniversitenin öğrencileri tarafından düzenlenen Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu’nun 10.su bu yıl 27–28–29 Nisan 2007 tarihlerinde Kocaeli Üniversitesi Çevre Kulübü tarafından Kocaeli Üniversitesi’nde düzenlenmiştir.
Çevre kavramı yaşanan ekolojik krizlerle birlikte ön plana çıkmaya başlamış ve ülkemizde bu konu üzerine her sene bir çok sempozyum, kongre, panel v.b. düzenlenmektedir. Ancak düzenlenen birçok sempozyum kimi zaman detaylı akademik çalışmalara ve belirli bir meslek disiplinine dayanmakta, kimi zaman da ekolojik krizin bizzat sorumlusu olan kapitalist çevrelerin fonları ile düzenlenmekte ve yönlendirilmektedir. Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu ise, tam anlamıyla öğrenci emeğine, dayanışmasına ve kolektif üretimine dayanmaktadır. Sempozyumumuzda kamu kurumları hariç hiçbir firmadan, fon, sponsor kullanılmamaktadır. Bağımsızlığını ve özgünlüğünü 10 senedir inatla koruyan ve savrulmayan sempozyumumuz bu sene de artan bilinç ve kazandığı ivme ile coşkulu bir biçimde üniversite öğrencileri tarafından gerçekleştirilmiştir. Sempozyumumuza bu yıl, Uludağ Üni.,Marmara Üni.,Karadeniz Teknik Üni.,Sakarya Üni., Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Ondokuzmayıs Üniversitesi, Trakya Üni., İstanbul Teknik Üni.,Mersin Üni.,Ege Üni.,Dokuzeylül Üni.,Anadolu Üni., Osmangazi Üni., Gebze İleri teknoloji Enstitüsü’nden katılım sağlanmıştır. İletişim, tartışma, fikir ve bilgi paylaşımı üzerinden temellenen sempozyumumuz atölye çalışmaları ile bu temelleri güçlendirmektedir. Dilovası Gerçeği ve Toplumsal Çevre Hareketleri Memleketimizin en yoğun sanayi bölgesi olan Marmara Bölgesi’ndeki Kocaeli ilinin temel sorunlarından birisi de Dilovası’nda yaşanan yoğun kirliliktir. Bu kirlilik özellikle son zamanlarda ciddi boyutlara ulaşmış ve yapılan bilimsel araştırmalarda ekolojik krizi körükleyen, insan sağlığını tehdit eden bir durumun ortaya çıktığı açıkça görülmüştür. Bu durum kuşkusuz insanlık için kabul edilemez bir durumdur. Üniversite öğrencileri olarak yaşanan sorunun, plansız kentleşme, politikasızlık ve ilgili kurumlarda yaşanan iradesizlik olduğuna inanmaktayız. Sanayinin önemini de unutmadan, daha sürdürülebilir bir yaşam için ilgili kurumların biran önce harekete geçmesi gerekmektedir. Dilovası gerçeği hepimizin gerçeğidir. Bu sorun ülkemizin diğer kentlerinde olan sorunlardan bağımsız değildir. Üniversitelerimizde yapacağımız çalışmalar ile Dilovası’nda yaşanan kirlilik hakkında toplumsal bir muhalefet yaratmak ise bizim birincil hedefimiz olacaktır. Birçok çevre sorununda olduğu gibi bu sorunun da takipçisi olacağız. Endüstriyel Tarım Tarım yaşamın gerçeklerinden birisidir. Bu gerçeklik insanlığın doğa ile kurmuş olduğu ilişki biçiminin bir yansımasıdır. Bu ilişki biçimi zaman içerisinden değişime uğramış ve insanlık tahakkümünün sonucunda ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalmaktadır. Geleneksel tarımımızın mevcut iktisadi yapı içerisinde üretim fazlası üzerinden kendini var etme çabası “insanlığı doyurmak” gibi bir söylemin altına saklanmaya çalışmaktadır. Bu söylemin altında korkunç bir ekolojik kriz yatmaktadır. İnsanlığın beslenme sorunu insan nüfusunda değil, birçok alanda olduğu gibi eşit ve adil olmayan paylaşımdan kaynaklanmaktadır. “Zengin” ülkelerde, 1 bireyin besin tüketimi ile az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde 1 bireyin besin tüketimi arasında büyük farklar vardır. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı ürünler, kimyasalların egemen olduğu tarımsal üretim, hormonlu besinler gerek insan sağlığını gerekse doğayı tehlikeye sokmaktadır. Bilinmelidir ki, toprağın kirlenmesi doğanın yok oluşunun temellerindendir ve bu yok oluş başta insan olmak üzere tüm canlıları tehdit etmektedir. Dolayısıyla, besin sorununun çözümü üretimin doğal olmayan yollarla arttırılmasında değil mevcut üretimin adil paylaşımı ile gerçekleşecektir. Barışçıl Enerji ve Küresel Isınma Kimi ulusal veya uluslararası kaynaklar, dünyanın gelecekte ciddi enerji sorunları yaşayacağından söz etmektedir. Bu noktada, çözüm olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim önerilmektedir. Bu enerji kaynaklarının başlıcaları rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji, dalga enerjisi, hidrojen enerjisidir. Ancak ne yazıktır ki, yenilenebilir enerji kaynakları ekolojik öncelikli olarak değil, kar-maliyet hesapları üzerinden tartışılmaktadır. Enerji birçok alanda tüketilmektedir. Ancak bunların en başında endüstri sektörü gelmektedir. Bu alandaki enerji tasarrufu evsel tüketimde yapılacak tasarruftan daha can alıcı noktalardadır. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin bizleri şaşırtan yaklaşımı ise gene endüstriyel kullanımdan kaynaklı tüketimi göz ardı edici bir politika olarak karşımıza çıkmaktadır. Sorun Ayşe teyzenin enerji tüketiminde değil daha çok endüstri tesislerinin enerji tüketimindedir. Bu enerji tüketimi gene üretim fazlasının yoğunluğu ile bağlantılıdır. Mevcut enerji hatlarındaki iyileştirmelerin enerji kaybını ciddi ölçüde azaltacağı bir gerçektir. Bunun yanında yoğun enerji tüketiminin gerçekleştirildiği endüstriyel üretimde sürdürülebilir enerji kaynaklarının kullanımına öncelik verilmesi gerekmektedir. Çevre Politikaları ve Çevre Hukuku Ülkemizde yaşanan çevre sorunlarının temelinde çevre politikasızlığının olduğu bir gerçekliktir. Uzun yıllar çevre kavramı ülkemizde geri planda kalmış ve öncelik verilmemiştir. Bu geri plana atılma sorunu ne yazık ki devam etmektedir. Çevre Bakanlığı’nın ve Orman Bakanlığı’nın birleştirilmesi “Çevre” gibi özgün bir kavrama bakıştaki sığlığın ve politikasızlığın göstergesidir. Bilim dışı bir biçimde, ülkemiz çevre yasasında, “kirleten öder” prensibi güçlü bir şekilde yer almaktadır. Ekolojik krizlerin evrenselliği ve ekolojik dengeye yapılan müdahalelerin yüzyılları etkilediği düşünüldüğünde, ahlaki bir sorun karşımıza çıkmaktadır. Bu ahlaki sorun, yaşam ve para arasında yapılacak tercihte kendisini bulmaktadır. Yaratılan kirliliğin yaşamı doğrudan etkilediği gerçektir ve hangi meblağ ile böyle bir bedelin ödeneceği tartışma konusu bile yapılamaz! Çevre hakkının şimdiki ve gelecekteki kuşaklara taşınmasında da politika eksikliği görülmektedir. Yapılması gereken, mevcut mevzuattaki eksikliklerin giderilmesi, bilim çevrelerinin mevzuat hazırlık sürecine katılması ve kontrol-denetimin sağlanmasıdır. Çevre politikalarının uluslararası düzlemdeki gelişimi incelendiğinde, toplumsal bilincin gelişmesi ışığında taleplerin ön plana çıktığı görülmektedir. Bu doğrultuda, toplumsal taleplerin toplumsal hareketler üzerinden ifade edilebileceği unutulmamalı ve ekolojik krizlerin çözümünde örgütlü mücadelenin önemi göz ardı edilmemelidir. Bu noktada sempozyumumuz örgütlülüklerimizi beslemekte ve ilişkilerimizi güçlendirmektedir. Sonuç Sanayi devrimi, yani oluşan ve gelişen kapitalist ekonomik yapı çevre kirliliğine ivme kazandırmıştır. Küresel Isınma sorunu ise sanayi devrimi sonrası gelişen endüstrinin en acı ürünüdür. Kuşkusuz sempozyumumuz sanayi karşıtı değildir. Ancak insan-doğa ilişkisini çözümsüzlüğe iten mevcut iktisadi yapı sorgulanmalıdır. Toplumda baskı altında olan her grup gibi doğa da belli bir sınıfın çıkarlarıyla şekillendirilmekte; bu şekilleniş kendisini erkeğin-kadın üzerinde, patronun işçi üzerinde, öğretmenin öğrenci üzerinde ve devletin baskı aygıtlarının toplum üzerinde kurduğu iktidar ilişkileriyle ortaya çıkmaktadır. Örneğin, erkek egemen toplumda kadına atfedilen ikincil rol, erkek egemen toplum içerisindeki bireylerin doğayla kurduğu ilişkiyle ciddi benzerliklere sahiptir. Dolayısıyla, toplum içerisindeki iktidar ilişkilerinin çözülmesi, insanlığın doğa üzerinde kurduğu iktidar ilişkisinin de çözülmesi anlamına gelebilir. Üniversitelerimizde yürüttüğümüz çalışmaları bir üst noktaya taşımak, ortak kaygıları olan arkadaşlarımızla bir araya gelmek, iletişimi güçlendirmek, çevre sorunlarının çözüm yolları üzerine tartışmak ve örgütlü mücadeleyi öne çıkarmak için Çevre Sorunlarını Öğrenci Yaklaşımı Sempozyumu bize olanak sağlamaktadır. Çevre sorunlarını kendisine dert eden üniversite öğrencileri olarak sorunların çözümünün kararlı bir duruş ile mümkün olduğunu ve bu kararlığımızı umutlarımızla perçinleyerek geleceğimize sahip çıktığımızı bir kez daha haykırıyoruz! Ya Ölü Denizlere Hayatı Götüreceğiz Ya da Dünyamıza İnecek Ölüm! "ÇEVRE SORUNLARINA ÖĞRENCİ YAKLAŞIMI SEMPOZYUMU" BİLEŞENLERİ |