75 bin Kimyasal Madde, Bedenimiz ve Kimyasal Kirlilik (New Scientist/ Çev.: Reyhan OKSAY) Yazdır E-posta
Cumartesi, 13 Ekim 2007
Günlük yaşamda vücudumuz binlerce toksik maddeye maruz kalıyor. Tek başlarına zararsız olabilen bu kimyasal maddeler, vücudumuzda buluştuklarında "kokteyl etkisi" yaratarak, bedensel ve zihinsel bozukluklara yol açabiliyor. Özellikle hamile kadınlarda belirgin hasar yaratma riski taşıyan bu maddeler, erkek çocuklarda sperm azlığına ve cinsel organlarında yapısal anomalilere neden olabiliyor.

Zararlı karışımlar söz konusu olduğunda vücudumuza giren bu maddelerin dozunu ölçmek hemen hemen olanaksız. Örneğin diş fırçalarından oyuncaklara, kozmetiklerden ilaçlara, çok sayıda üründe kullanılan dietil ftalat, kolaylıkla plastiklerden çevreye kaçabilir.

Bugün ve her gün yaklaşık 75.000 yapay kimyasal maddeye maruz kalıyoruz. Gün boyunca bu maddeler, derimizin gözeneklerinden vücudumuza sızıyor, solunum yoluyla ciğerlerimize doluyor ve yiyecekler aracılığı ile sindirim sisteminize giriyor. Gece boyunca halı, perde veya yastıklardan yayılan kimyasal maddeleri soluyoruz. Vücudumuzu hedef alan bu kimyasal bombardıman 21.Yüzyıl yaşam tarzının kaçınılmaz bir yan etkisi. Şimdi bunların insan sağlığına ne gibi etkileri olduğu tartışılıyor.

TEK BAŞINA ZARARLI OLMAYABİLİR

Bu maddelerin vücudumuza zarar veriyor olması çok büyük bir olasılık. Maddeler tek başlarına zararlı olmasa da, birden fazla sayıda sentetik madde vücuda girdikten sonra "Kokteyl Etkisi" yaratarak bedensel ve zihinsel hasar yaratabiliyor. Bu kokteyl etkisinin gerçekten varolduğuna ilişkin bulgular arttıkça, dünyanın dört bir yanında bilim adamları ve resmi kurumlar, bu sentetik karışımların sağlık üzerindeki etkilerini ölçecek yöntemler üzerinde yoğunlaşmaya başladılar.

Çevreciler, dünya kamuoyunun dikkatini bunların yarattığı tehlikelere çekmekle birlikte, son günlere kadar korkularını haklı çıkartacak somut kanıtlar söz konusu değildi. Toksisite (zehirlilik) testlerinin pek çoğu, kimyasal bazda ve tek tek yapılır. Çoğunlukla fareler üzerinde yürütülen bu deneylerde, vücuda zarar vermeyecek maksimum doz saptanır. Ancak bütün bu çalışmalar her gün maruz kaldığımız toplam etkiyi ölçme konusunda çok yetersiz kalıyor. Ve bu toplam etkinin hâlâ ölçülememiş olması, tehlikenin boyutlarını biraz daha büyütüyor.

"Doktor hastasına ilaç vereceği zaman, başka ilaç kullanıp kullanmadığını sorar. Çünkü birden fazla ilacın etkileşim yaparak ölümcül sonuçlara yol açabileceğini bilir" diye konuşan New York'taki Rochester Üniversitesi'nden Üreme Epidemiyolojisi Merkezi başkanı Shanna Swan , "Bu nedenle vücudumuza giren kimyasal maddelerin de birbiriyle nasıl bir etkileşim içine girdiğini öğrenmek zorundayız. Şimdi biz bunu yapıyoruz" diyor.

Bu tür karışımların yol açtığı tehlikeleri tespit etmek için ABD ve Avrupa'da az sayıda bilim adamı maya, balık ve sıçanlar üzerinde kimyasal karışımları deniyor. Bu etkiler sinerjistik (bir madde ya da sistemin, başka bir madde ya da sistemle birleştiğinde, etkinin ikisinin etki gücünün toplamından fazla olması ) olabilir. Bu da, sonuçta ortaya çıkan nihai etkinin, bileşimi oluşturan parçaların toplamından daha büyük olması veya birbirlerinin etkilerini ortadan kaldırması anlamına gelir. Bu araştırmalar çok önemli, zira bileşimler karıştıkları zaman birbirleriyle nasıl bir etkileşim içine girecekleri hâlâ bilinmiyor. Diğer bir grup bilim adamı da insanlardaki hastalıklar ve geçmişte maruz kalınan kimyasallar arasında bir ilişki bulunup bulunmadığını araştırıyor.

HORMONAL DENGELER BOZULUYOR

Londra Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden çevre toksikoloğu Andreas Kortenkamp ve meslektaşları, endokrin hastalıklarındaki artışlardan yola çıkarak, kokteyl etkisine ilgi duymaya başladılar. Endokrin hastalıkları vücuttaki hormonal sistemin bozulması sonucu ortaya çıkar. Erkeklerde hipospadias -üreterin penisin arka tarafına açılması- veya kriptorşidizm -testislerin yerine inmemiş olması- gibi doğuştan gelen yapısal bozukluklarda büyük bir artış görülüyor. Ayrıca testiküler kanser vakalarında artış ve sperm sayısındaki azalma da son yıllarda sıklıkla karşılaşılan bir durum. Kadınlarda ise meme kanseri ve polikistik yumurta vakaları artan bir trend izliyor.

Bilim adamları bütün bunlara bir açıklama getirmekte zorlanıyor. Bu yapısal bozuklukların görüldüğü hastaları ve bunların annelerini muayene eden bilim adamları, söz konusu hastalıklara yol açtığı bilinen kimyasal maddelerin bu kişilerin vücudunda çok düşük miktarlarda bulunduğunu tespit etti. Kaldı ki laboratuvar testlerinde aynı etkiyi yaratmak için çok yüksek dozların varolması gerekiyor. Bütün bu bilgilere dayanarak, eksik halkanın karışımlardan kaynaklanma olasılığı olduğunu düşünen Kortenkamp, aynı biyokimyasal yolu izleyen farklı kimyasal maddelerin bir araya geldiği zaman, tek başlarına olduklarından daha farklı sonuçlar yaratabileceğini düşündü.

Kortenkamp'ın ekibi, bu amaçla ksenoöstrojen adı verilen bir grup kimyasal üzerinde odaklandı. Bu bileşimler östrojen hormonunun faaliyetlerini bozar ve dişilere özgü cinsel özelliklerin gelişmesine yol açar. Çevrede bulunan yüksek miktarlarda ksenoöstrojenlerin erkek balığı dişileştirdiği biliniyor. Hâttâ Kanada'da bir gölde yapılan deneyde fazla miktarda ksenoöstrojenin bir balık türünü tümüyle ortadan kaldırdığı görüldü.

2002 yılında Kortenkamp ve meslektaşları maya üzerinde yürüttükleri bir deneyde 8 ksenoöstrojeni karıştırdı. Bu kimyasalların içinde plastik yapımında, güneşliklerde, soğutma ve yalıtımda kullanılan hammaddeler bulunuyordu. Bu karışımın içinde bulunan kimyasalların her biri toksikologlara göre güvenilir sınırlar içinde bulunuyordu. Beklenildiği üzere maya üzerinde denenen karışım, o güne dek görülmemiş boyutta etkiler yarattı.

Bu deneyden sonra kokteyl etkisi diğer türler üzerinde de denendi. Bilim ekibi, tek tek her maddenin zararsız gibi görünmekle birlikte, ksenoöstrojen karışımının erkekleri farklı derecelerde dişileştirdiği ortaya çıktı. Bu yılın temmuz ayında bilim ekibi bir anti-androjen karışımının -erkek seks hormonlarının etkisini bloke eden kimyasallar- aynı şekilde etki yarattığını keşfettiler. Hamile sıçanları anti-androjen özelliklere sahip kimyasal maddelere maruz bırakan Kortenkamp, doğan erkek yavruları taramadan geçirdiği zaman cinsel organlarında yapısal bozukluklar olduğunu tespit etti.

1+1 > 2

ABD'deki Çevre Koruma Merkezi'ne bağlı Sağlık ve Çevre Etkileri Araştırma Laboratuvar'ndan (HEERL) çevre toksikoloğu Earl Gray , hamile sıçanları iki adet anti androjen maddesine maruz bıraktığı zaman doğan sıçanların cinsel organlarında anomali tespit etti. Gray bu olguyu "Sıfır artı sıfır eşittir sıfırdan büyük bir sayı" diyerek "yeni matematik" olarak nitelendiriyor.

Gray daha sonra aynı deneyi "ftalat"lar ile tekrarladı. Ftalatlar plastikleri yumuşatmak, losyonları katılaştırmakta kullanılır ve şampuanlardan yer döşemelerine, tıbbi borulardan plastik kaplara dek çok sayıda nesnenin yapısında bulunur. Ftalatlar da erkekleri gelişim sürecinde olumsuz yönde etkiler. Örneğin fetüsün testosteron üretmesini engeller. İki farklı ftalat cinsini hamile sıçanlar üzerinde deneyen Gray, bunların fetüs üzerinde anti-androjen karışımı ile aynı etkiyi yaptığını fark etti.

Aynı kimyasal yolu kullanan kimyasal maddeler bir araya geldiği zaman yarattıkları etki, bileşenlerinin tek tek toplamından daha büyüktür. Ancak farklı yollara sahip kimyasalların bir araya gelmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağını araştıran bilim adamları bu kimyasalların, aynı kimyasal yolu kullanan maddelerle farklı sonuçlara yol açacağını sanıyordu. Ne var ki 2004 yılında ftalatlar ve anti-androjenler gibi farklı çalışma mekanizmalarına sahip kimyasalları hamile sıçanlar üzerinde deneyen Gray ve ekibi, doğan sıçanların hepsinde anomali olduğunu tespit etti. Gray, "Deneye başlarken hiçbir şey olmayacağını sanıyorduk. Ancak tüm bileşimleri birlikte kullandığımız zaman dokuların sinerjik (bileşenlerin tek tek toplamından daha büyük bir etki) bir etki verdiğini gördük" diyor.

Bütün bu sonuçların aslında dünyadaki tüm çevre kurumlarını harekete geçirmesi gerekir. Ancak gerçekte böyle olmuyor. Hükümetler genellikle, dioksinlerin -vücutta birikim yaptığı zaman hormon dengesini bozan kimyasallar- ve tarım ilaçlarının etkilerinin dışında diğer kimyasalların etkileri ile ilgilenmeyi pek düşünmüyor.

VÜCUTTA BİRİKEN DOZ

Zararlı karışımlar söz konusu olduğunda vücudumuza giren bu maddelerin dozunu ölçmek hemen hemen olanaksızdır. Örneğin diş fırçalarından oyuncaklara, kozmetiklerden ilaçlara, çok sayıda üründe kullanılan dietil ftalat, kolaylıkla plastiklerden çevreye kaçabilir. Gray bütün bu kaynaklardan kaçıp, vücudumuza sızan ftalatın üst üste biriken miktarını ölçmenin çok zor olduğunu belirtiyor. Kaldı ki bu biriken miktar ile hastalıklar arasında bir ilişki kurmak da aynı derecede zor. "Herkes bu kimyasallara maruz kalabilir. Hâttâ Kutup bölgelerinde yaşayanlar bile" diye konuşan Londra'daki Brunel Üniversitesi'nden John Sumpter , "Bu konuda araştırma yapmak çok zor. Bilimsel araştırma yapmak için bu kimyasalları kendi vücutlarımızda veya vahşi doğada denemek zorunda kalıyoruz" diyor.

ÖLÇÜM ZORLUKLARI

İşte bu nedenle bazı bilim adamları kimyasal karışımların ölçümünde yeni yöntemlerin kullanılmasını talep ediyorlar. Örneğin zararlı olduğunu düşündükleri maddelerin, serum örneklerinde ve laboratuvarlardaki östrojene duyarlı hücreler üzerinde denenmesi hem daha kolay, hem daha güvenlidir.

Bu yöntemin çok pahalı olduğuna dikkat çeken ABD'deki Hastalık Kontrolü Merkezi'nin Çevresel Sağlık Laboratuvarı'ndan James Pirkle , tehlikeli kimyasalları kan ve idrardan takip edip, sağlıkla ilgili spesifik etkileri arasındaki ilişkiyi araştırmanın daha ucuza mal olacağını söylüyor. 2001 yılından bu yana her iki yılda bir Amerikan Hastalık Kontrolü Merkezi, ABD nüfusunun maruz kaldığı bir dizi kimyasala ilişkin verileri yayımlıyor. 2005 yılında merkez, 148 kimyasala ilişkin verileri ortaya dökerken, bir sonraki yıl 275 madde ile ilgili verileri yayımlamayı planlıyor. Bu rakam yaşantımıza giren kimyasal sayısının çok altında kalmakla birlikte Pirkle, teknolojinin yeni maddelerin ölçümünü daha kolay hale getirdiğini söylüyor.

Avrupa Birliği'ne üye ülkeler ise her şeyden önce bu maddelerin salınımını engellemeye çabalıyor. 1 Haziran tarihinde, bu ülkeler REACH (registration, evoluation , authorisation and restriction of chemical substances) adı verilen bir yasayı yürürlüğe koydu. Burada amaç, sağlık riski taşıyan tehlikeli maddelerin önünü almaktı. Bu yasalara göre kimyasal madde üreticileri ve ithalatçıları yeni kurulan Avrupa Kimya Birliğine bileşimlerle ilgili güvenlik bilgileri verecek ve tek tek her maddeyi kaydettirecekler. Ve bu bilgiler, maddeler satılmadan önce sağlanacak. Böylece bu yeni yasa, kimyasal maddelerin yol açtığı risklerin sorumluluğunu hükümetlerden alıp sanayiye yüklüyor. Ayrıca toksik maddelerin yerine daha az zararlı maddelerin kullanımını teşvik ediyor.

KOKTEYL ETKİSİ HERKESİ KORKUTMUYOR

Herkes kokteyl etkisinin yaratacağı zararları ciddiye almıyor. EPA'da (Environmental Protection Agency) görevli sinir toksikoloğu Kevin Crofton elektrikli el aletlerinde, boyalarda ve yangın söndürücülerinde bulunan bir hidrokarbon (polihalojenli aromatik hidrokarbonlar) karışımını inceledi. Bunların sıçanlarda tiroid hormonunu baskılayıp baskılamadığını araştırdı. Crofton, sinerjik etkinin tahmin edilenin altında olduğunu söyleyerek, korkuların yersiz olduğunu iddia ediyor.

Şimdiki halde kimyasallar hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Doğal Hayatı Koruma Derneği gibi kuruluşlar, dünya kamuoyunun dikkatini yapay kimyasalların yarattığı tehlikelere çekmeye çabalarken, Crofton gibi bazı toksikologlar, bilginin yetersiz olduğu bu alanda tehlikenin abarttığını düşünüyor. Ancak bunların karşıtları temkinli olmanın her zaman daha akıllı bir strateji olduğunu düşünüyor. Örneğin Olea şöyle konuşuyor: "Bir maddenin zararlı olup olmadığını bilmiyorsanız, zararlı olduğunu düşünmeniz daha uygundur."

"İnsanlar havadan, sudan veya yiyeceklerinden ftalatları ayrıştıramazlar" diye konuşan Swan, "Pek çok insan bunu yapabilmek için gerekli bilgiye ve maddi güce sahip değil" diyor. Bu konuda en yararlı yaklaşım, tüketicileri bu toksik malzemelerden olabildiğince uzak kalmaları yönünde uyarmak ve üreticilerden kullandıkları malzemeleri etiketler üzerinde yazmalarını talep etmektir. Swan bu konuda alınması gereken önlemleri şöyle özetliyor: "Sigara dumanına karşı nasıl sınır getirdiysek, diğer zararlı malzemelere de maruz kalmayı önleyecek önlemler almalıyız."

Çeviren: Reyhan Oksay

Kaynak: New Scientist, 1 Eylül 2007- Makalenin yazarı Bijal Trivedi

Cumhuriyet Bilim Teknik 12.10.2007

 

 
< Önceki   Sonraki >