Amerikayı Kalkındırma Partisi Türkiyeyi tam bağımlı yapmak her yolu deniyor. Monsanto konusunda biraz bilgilenelim. Bu ismi gelecekte çok duyacak ve anacaksınız. Çünkü bu şirketin tek amacı dünyada gıda tekelini ele geçirmek. Belki daha önceden genetiği değiştirilmiş tohumlar ve ülkemizde kullanımı konusunda e-mailler almış olabilirsiniz, yavaş yavaş tarım sektörünün yok edildiği ve anası ile beraber gitmek zorunda kalan çiftçilerin küreselleşme, ortak pazar ve bir yığın saçmalık ile nasıl yok edilmek istendiğinin farkında olabilirsiniz. Ama tarım dünya çapında ciddi bir baskı altında. Monsanto bunların başında geliyor.
Irak:
İlk önce meydanın boş bulunduğu Irak'a bakalım. Koalisyon hükümeti ilkiş olarak 100 adet karar alıyor bunlardan 81.si; "Karar 81" çiftçilerin yüzlerce yıldır uyguladığı yöntemleri yasaklıyor. Artık gelecek sene ekim yapmak içim tohum saklamak yasak. Genetik müdaheleye uğramış, kısırlaştırılmış tohumların her yıl alınması mecburi. Yaşasın tam bağımlılık! Şu an bilim kurgu gibi gelse bile genetik değişikler ile insan üzerinde değişik etkiler yaratabilecek tohumlar da geliştimek mümkün. Hindistan:
Pamuk Hindistan Hükümeti, tsunaminin gerçekleştiği gün olan 26 Aralık'ta bir Patent Yasası çıkardı. Yasa, bağımsızlıktan bu yana dikkatle ve demokratik yollarla oluşturduğumuz gıda ve sağlık güvenliği sistemini, tohumlar ve ilaçlar için patent tekelleri yaratarak yıkmakla tehdit ettiği için bu yasayı tsunami yasası olarak adlandırıyoruz. 1970 Hint Patent Yasası'nda, tarımda ve bitki üretiminde kullanılan yöntemler, gıda zincirinin ilk halkası olan tohumun kamu arazisinde kamusal mal kaynağı olmasını garantilemek için patent dışı tutulmuştu. Bu yolla, çiftçilerin tohumu saklama, takas etme ve geliştirme gibi mutlak haklarının çiğnenmesinin önüne geçilmiş oluyordu. Ancak yakın zamanda, 1970 Patent Yasası üzerinde iki düzelti yapıldı. 2. düzelti ile, neyin bir icat OLMADIĞI'nın tanımı değişti. Bu da genetiği değiştirilmiş tohumların patent kapsamına alınmasına kapı açtı. Fakat 2. düzeltide, "bitki" sözcüğü bu bölümden çıkarıldı. Bu, bir bitkinin değişimi için kullanılan yöntemin ya da işlemin artık bir icat sayılabileceği ve bu yüzden patent kapsamına alınabileceği anlamına gelir. Bu nedenle, Bt pamuğu(pamuk kurtlarına karşı dirençli, normal pamuğa göre yüzde 40 fazla ürün veren, genetik olarak değiştirilmiş bir tür pamuk) üretirken, pamuğa, kabuğundaki kurtları öldürmek için toksin oluşturması amacıyla 'thurengerisis' bakterisinin genlerinin eklenmesi, artık patentlerle ilgili özel haklar kapsamına alınabilir. Başka bir deyişle, Monsanto artık Hindistan'da Bt pamuğu patenti alabilir. Buğday Hindistan'ın kuzeyinde "çapati" (bizdeki lavaşa benzer bir pide) yapımında kullanılan "Nap Hal" buğdayıyla ilişkili patentler ise Ocak 2004'de dünyanın en büyük transgenik tohum şirketi Monsanto'nun mülkiyetine girdi. Gen sekansları gevrek pide yapımına olanak veren Nap Hal buğdayıyla ilgili olarak Avrupa'da yapılan bir diğer patent başvurusu da söz konusu buğdayla çapati yapımı (malzemesi un, su ve tuz) konusunda Monsanto'ya haklar tanıyor. Nap Hal buğdayıyla ilgili patent başvurusu 1998'de gıda devi Unilever'in tahıl bölümü tarafından yapılmıştı. Unilever, Nap Hal tohumlarını kamu fonlarıyla desteklenen bir İngiliz bitki gen bankasından almış, şirkette çalışan bilimadamları nın buğdaydaki gen kombinasyonunu tanımlamasının ardından bu bir "icat" olarak şirkete patentlenmişti. Daha sonra, şirketin Monsanto tarafından satın alınmasıyla patent de Monsanto'ya geçiyordu. Patentin Monsanto'ya geçmesinin ardından bir açıklama yapan Greenpeace örgütü şirketi "biyokorsanlı k"la suçladı ve Avrupa Patent Bürosu'nun kararı geri almasını talep etti. Greenpeace'in patent uzmanı Dr. Christoph Then, "Avrupa mevzuatında normal yollardan yetiştirilen bitkiler patentlenemez, ama mevzuatta boşluklar var" diyordu. Monsanto'nun Hindistan'daki halkla ilişkiler yöneticisi Ranjana Smetaçek ise, "Bu patent Unilever'e aitti. Şirketi satın aldığımızda bize geçti" diyor, "Ayrıca bunlar akademik şeyler. Biz zaten İngiltere'de ve Avrupa'da tahıl işinden çekiliyoruz" diye ekliyordu. Endonezya:
Monsanto'ya rüşvet cezası Genetik yapısı değiştirilmiş tarım ürünleri alanında faaliyet gösteren Amerikan biyo-teknoloji şirketi Monsanto, Endonezyalı bir yetkiliye rüşvet verdiği gerekçesiyle Amerikan adalet bakanlığı ve sermaye piyasası denetim kurulu tarafından toplam 1.5 milyon dolar para cezasına çarptırıldı. Genetik yapısı değiştirilmiş mısır Monsanto'nun eski bir üst düzey yetkilisinin, 2002 yılında Endonezya Çevre Bakanlığı'ndan bir çalışana, yerel bir danışmanlık şirketi aracılığıyla 50 bin dolar rüşvet verdiği ve söz konusu rüşvet için daha sonra danışmanlık hizmeti adı altında bir fatura hazırlandığı ortaya çıktı. Ancak verilen rüşvete rağmen Endonezya Çevre Bakanlığı yetkilisi Monsanto'nun isteğini yerine getirmemiş.. Monsanto da, Endonezya'ya pazarladığı, genetik yapısı değiştirilmiş pamuk tohumunun çevreye etkileri konusunda araştırma yapılmasını engellemek için, yetkililere rüşvet verdiğini kabul ediyor. Şirketin, Amerikan Adalet Bakanlığı'yla vardığı uzlaşmaya göre Monsanto'nun faaliyetleri, bundan böyle sıkı denetime tabi olacak. Pastörize süt ve Monsanto:
Pastörize süt firmalarının çıkar amaçlı işlemleri arasında insan ve hayvan sağlığına en zararlı olanı, hiç kuskusuz "recombinant bovine growth hormone-rbGH" adı verilen hormonların süt veren ineklere enjeksiyon edilmesidir. rbGH hormonu, basitçe genetik mühendisliği yolu ile keşfedilen ve sığırların yaklaşık %10-15 oranında daha fazla süt vermesine yol açan bir ilaçtır. Bu ilacın nereden geldiğini araştırdığımızda ise, dünyayı en çok kirleten anonim şirketi olarak bilinen, ilaç, endüstriyel madde, tarım malzemeleri ve genetik araştırmalar üzerine un yapmış Monsanto firmasının bu ilacın da arkasında olduğunu görüyoruz. 1993'te onaylanan ve 1994'ten beri kullanılmakta olan bu ilacın geçtiğimiz günlerde yapılan bir açıklamada Amerika'da on-binlerce sığıra enjekte edildiği ve simdi Kanada dahil diğer teknolojisi ilerlemiş ülkelerin de yavaş yavaş kapısını zorlamaya başladığı belirtildi. Bir diğer adi Posilac olarak bilinen bu ilacın kullanılmasının azaltılmasına yönelik bütün çevreci kampanyalara rağmen Monsanto firması Kasım 2004 tarihinde yaptığı bir açıklama ile ürün satışlarında %70'lik bir artış olduğunu beyan ederek bu ilacın satışını durdurmaya hiç de niyetli olmadığını gösteriyor. Peki yurdumuzda neler yapıyor/yaptırtıyor Monsanto??? Yeni Tohum Kanunu:
AKP anasını alıp giden çiftçi için tohum kanunu çıkartıyor. Her konuda çok çalışan hükümet, tohum konusunda da bir şeyler yapmak istiyor, Tarım Bakanı Sami Güçlü hatırlasanız çiftçinin gözünü toprak doyursun diyerek niyetlerini belirtmişti.. . Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun üye olduğu platformdan yapılan açıklamada yeni Tohum Kanunu Tasarısı ile uzun dönemde çevre ve insan sağlığı açısından güvenilirlikleri henüz kanıtlanmamış, biyoçeşitliliğimizi ve güvenliğimizi tehdit edebilecek Transgenik patentli tohumların ülkeye girişi ve ticarileşmesi yasallaştırıldığı belirtiliyor ve şöyle deniliyor: "Yasa tasarısının 1.Bölümünün 3.maddesinde 'çeşit' "biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş olan genetik yapıyı" tarif ederken, 2. bölümün Tohumluk Ticaretiyle ilgili kısmına ait 7.maddesinde yer alan "yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verilir" ibaresiyle de transgenik tohumların ticaretine yasal ortam sağlanmış olmaktadır. Çiftçiliğimize ve binlerce yıllık tohum birikimimize darbe niteliğindeki Tohumculuk Kanunu ile ilgili olarak, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya'nın görüşlerini aldık. Tohumculuğumuzla ilgili bu yasa yürürlüğe girerse, hayatımızda neler değişmiş olacak? Türkiye'de, onbinlerce yıldır, ellerindeki tohumları ıslah etmiş çiftçiler var. Bu çiftçiler, günümüzde tohumlarını diğer çiftçilere satabiliyor ve ticaretini yapabiliyor. Bu tohumların esas sahibi çiftçiler... Yeni tohumculuk kanunu ise, bütün çiftçilerimize, ellerindeki bu tohumlukların satışını yasaklıyor. Bu sene Assos pazarındaki bir çiftçiden, gazete kağıdından yapılma külahlara koyduğu maydanoz, roka, dereotu tohumları almıştım. O amca, artık pazarda tohum satamayacak anlamına mı geliyor bu? Doğru, çiftçilerimiz artık hiçbir şekilde tohumlarını satamayacaklar. Ne sizin gibi bireysel olarak birşeyler ekmek isteyenlere, ne de diğer çiftçilere... Ancak, iki sene boyunca bu yasanın etkisi hissedilmeyecek, çünkü iki sene sonra uygulamaya konulacak. Bir de çiftçilere küçük bir açık kapı bırakılmış. "Birbirleri ile tohumluk takası yapabilecekleri" kabul edilmiş. Yani, ben size buğday tohumluğumdan verip, sizin daha iyi olan buğday tohumunuzu alabileceğim. Peki, binlerce yıldır topraklarımızda yetişen ürünlerin tohumları satılamayacaksa, neyin tohumu satılacak? Sadece ve sadece, "patenti" alınmış tohumlar satılabilecek. "Patent" kelimesini genleriyle oynanan, "transgenik" tohumlarda çokça duyuyoruz. Transgenik ürünlerdeki patentin, Tohumculuk Kanunu ile satılacak olan patentli tohumlarla bir ilgisi var mı? Yakından ilgisi var. Biyoteknoloji şirketleri veya diğer tohumculuk devleri geleneksel yöntemle üretilmiş bir domatesimize bir iki gen ekleyip veya çıkarıp, yeni bir "çeşit" elde etmiş oluyorlar ve bunun patentini alıyorlar. Binlerce yıldır varolan domatese bir makineymişçesine patent alınıyor. Tohumculuk Kanunu transgenik ürünlerin, genetiği değiştirilmiş organizmaları n, önünü açıyor diyebilir miyiz? Bu yasa, adeta GDO (Genetiği değiştirilmiş Organizma)'lu ürünlere kapıyı açmak için hazırlanmış gibi... Biliyorsunuz şu anda Türkiye'ye transgenik bir ürünün girişi kanunen yasak. Fakat, Tohumculuk Kanunu'ndan sonra, GDO'lu tohumlar ülkeye rahatça girebilir hale gelecek. Tohumculuk Kanunu, aslında diğer yasalarla çelişiyor, ithalat yasasıyla çelişiyor. Bu kanunun çıkması için, Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği seferber olmuş durumda. Görünüşte, Türkiye'nin içinden çıkan bir oluşum, böyle bir kanunun çıkması için uğraşıyor. Bu derneğin, bu kanunla nasıl bir ilişkisi olabilir? (Derneğin sitesi; http://www.turkted. org.tr/ ) "Görünürde" yerli olan bu oluşumda bazı üyelerin mail adreslerindeki "Syngenta" şirketinin ismi dikkat çekici.
Biliyorsunuz Syngenta, GDO üretici Monsanto'nun bir kolu. "Yerli" gibi görünen çoğu şirket yabancıların eline geçmiş durumda. Toplantılara daha çok yabancı tohum devlerini temsil eden elemanlar katılmakta. Şu anda, devletin tohumculuk alanında üretim, kontrol, sertifikasyon, anlaşmazlıkları n halli için yetki gibi hakları var. Yeni kanun, devletin elinden tüm bu hakları almayı hedefliyor. Kanuna göre, bu haklar, kamu kuruluşu niteliğindeki alt birliklere veya birliğe devredilecek. Türkiye'de şu anda, tohumculuk alanında bir tek Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği, örgütlenmiş görünüyor. Bu dernek, birliğin oluşumunda kanuna göre de öncelik alacak. Kurulacak birlik, kanuna göre kamu kurumu niteliği kazanacak ve devltetin elindeki tohumculukla ilgili bütün yetkileri kendi bünyesinde toplamış olacak. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı isterse bütün yetkilerini birliğe devredebilecek. Çiftçimizle, yabancı tohum üreticileri arasında çıkabilecek anlaşmazlıklarda hakemliği de bu Birlik yapıyor olacak. Yani, Monsanto'yla çiftçi Ali Bey arasındaki anlaşmazlığın hakemi, büyük ihtimalle Monsanto'yla bağlantılı bir kurum tarafından değerlendirilecek.
Ege Üniversitesi' nden Prof. Dr. Nazmi Açıkgöz "Bu yasa, devletin küçültülmesi işine yarayacak" diyerek, ne yapmak istediklerini aslında açıkça belirtmiştir. Burada demek ki amaç tohumculuk konusunda gelişme sağlamak falan değil "devletin küçültülmesi" imiş. Sayın Açıkgöz'ün savunduğu ideoloji "neoliberalizm" dir. Neoliberalizm kendini "küreselleşme" olarak tanıtmaya çalışır. Küreselleşmenin ABD hegomonyası olduğunu söyleyen Eski ABD Dış İşleri Bakanı Kissinger'dır. Konumuz bu değildi aslında, ancak ülkemizdeki yasa çalışmalarınn arkasında neoliberal ideoloji olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Devletin verimli çalışması maskesi altında bütün kuruluşlarımız yabancı tekellere nerede ise bedava verilmektedir. Örneğin Telekom bir yıllık kârı ile devredilmiştir. Etbalık ve Sek'in özelleştirilmesinin hayvancılığı ne hale getirdiği görülmüyor mu? Bu yasayı, Irak'ın işgalinden hemen sonra Irak'ta uygulamaya konulan tohum yasası ile ilişkilendirenler var. Irak işgalinden sonra ABD'nin yaptığı ilk iş, GDO tohumları Irak'a yaymak olmuştu... Ulusal tohumculuk yok edilmeye mi çalışılıyor?
Yasa Türkiye'deki gen kaynaklarımızın yabancı tekeller tarafından sahiplenilmesi ile sonuçlanacaktı r. Hindistan'ın Basmati pirincini patentlemeye kalkışan Amerikan firmaları ilginç örnektir. Yasa uygulandığında Türkiye aynen sebze tohumlarında olduğu gibi tarla bitkilerinde de dışa bağımlı hale gelecek, köylünün tohumluk üzerindeki haklarına el konulacaktır. Bu kanunun Irak'ı işgal eden koalisyon geçici yönetimi (aslında ABD ve İngiltere) adına Paul Bremer'in imzaladığı 81 nolu karara çok benzediği ortaya çıkmıştır. Amerikayı Kalkındırma Partisi Türkiyeyi tam bağımlı yapmak her yolu deniyor. Eninde sonunda ucu herkese dokunacak olan bir süreç başladı. Bunu durdurmak istiyorsanız biraz rahatınızı bozun ve her fırsatta meydanlara dolun. Şimdilik en fazla yapabileceğiniz zaten bu...
Uzay K. (Anonim)
NOT: Söz konusu yazı, e mail aracılığı ile tarafımıza ulaştırıldığından yazar olarak Uzay K. belirtilmiştir. Yazı ile ilgili olarak düzeltme söz konusu olursa
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
adresi ile irtibata geçilmesini dileriz.
|