ANAYASA REFERANDUMU-HUKUKİLİK/YERİNDELİK DENETİMİ TARTIŞMALARINA DAİR BİR NOT (Ilgın ÖZKAYA ÖZLÜER) Yazdır E-posta
Cuma, 27 Ağustos 2010

Image

ANAYASA REFERANDUMUNDA HUKUKİLİK/YERİNDELİK DENETİMİ TARTIŞMALARINA DAİR BİR NOT (EY İKTİDAR MESAJIN KİME...?)

Anayasa paketinin bizce en önemli maddesi kamu emekçilerinin sendikal hakları üzerine yapılması düşünülen değişiklik. Bu konuda her örgütlü kesimden güçlü birleşik mücadele çağrıları yükselmesini beklerken son günlerde okuduğumuz her üç yazıdan birinin anayasanın 125. maddesine yapılan yargı yerlerinde yerindelik denetimi yapılamayacağına dair ek ile ilgili olması pek şaşırtıcı ( belki de değil).  Ancak madem bu konu bu denli heyecanlı bir tartışma yarattı tarihe bir not düşmenin biz ekolojistler açısından da önemi olması gerekir. Seçilen kavram setlerinin ideolojik bir tercih olduğu hatırlanacak olursa geriye dönüp referandum günleri hatırlamaya çalışanlar açısından bu konuda da yalnızca  evet – hayır yazısı yazmak gibi bir niyetimiz olmadığı da anlaşılacaktır. Elbette konunun anayasa hukuku kadar hukuk felsefesi alanına giren yanları da var. Ancak konuyu bu denli geniş ele almak bu yazının haddi değil.

Ey iktidar mesajın kime?

Belki de filmin sonunu söyleyen sabırsızların yarattığı o yavan tadı verecek ama öncelikle bu tartışmanın kolay bir yanıtı olduğundan sondan başa gitmek da yarar olacak. Birincisi anayasanın 125. maddesine yapılması planlanan ve referanduma sunulan ek cümlenin Türk hukukunda yeni bir yanı yok. İdari yargılama usulü Kanunu’nun 2. maddesi bu ek cümleyi başka bir şekilde zaten barındırıyordu. Bu nedenle konunun ele alınışı ile ilgili ilk yanlış yargı yerlerinin “artık” yerindelik denetimi yapamayacağının söylenmesidir. Ancak bu konuyla ilgili olarak yapılan ikinci büyük yanlış ise, yargı yerlerinin yalnızca “hukukilik” denetimi yaptığını söylemektir. Çünkü her ne kadar İYUK 2. maddesinde yalnızca hukukilik denetimi yapılacağı belirtilmiş olsa da hukukilik ve yerindelik denetimi denen süreçlerin kesin ayrımları olamaz. Demem o ki salt hukukilik denetimi yapan bir yargılama süreci olamaz. Bunun temel nedenlerinden biri de belirsiz kavramların ( ya da gölgeli alanların mı denmeli) ve ilkelerin hukuk dilindeki yer ve değeridir. Bu kavramlar oldukça geniş kullanım alanlarına sahip olmakla birlikte üzerlerinde uzlaşılmış hiçbir anlamları olmadığı da düşünülmemeli. Gerek hukukun genel standartları gerek evrensel ilkeler bu belirsiz kavramlara bir çekirdek oluşturuyor. İşte bu çekirdeğin mahiyeti ya da ne olduğuna dair tartışma tam da yukarıda sözünü ettiğim haddin içine girdiğinden buna girmeyeceğim. Ancak söylemek gerekir ki hukukun evrensel ilkeleri ve genel hukuk standartları denilen alanın kabul edilen evrensel çerçevesi var. Yani tamamen belirsiz ve flu bir alandan söz etmiyoruz.   Hart ve Dworkin bu bağlamda incelenmesi gereken düşünürler. Neyse ki bu yazıda biz bu çetrefilli kısımdan muafız. Bir diğer yanlışı da söyleyip konuya giriş yapmak artık elzem görünüyor. Bu son yanlış da anayasa paketinde yapılması düşünülen değişiklik yapılmazsa yargıçların pozitif hukuku uygulamaktan vazgeçtikleri ve tamamen “serbest” (ne demekse),  oldukları anların ve kararların yargılama sürecinden çıkarılamayacağı iddiasıdır. Öncelikle söylemek gerekir ki türk hukuk sistemi yalnızca içtihatlara dayanan bir hukuk değildir. Yargıçların kararlarına esas teşkil etmek üzere kullandıkları yazılı hukuk ve bu yazılı hukukta kararlara yol göstermek üzere temel yöntemler bulunur. Kısaca hakim yazılı bir kural varsa ilk elden hukuk yaratamaz.

YAZININ DEVAMINA AYNI BAŞLIKLA MAKALELER BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ... 


 
< Önceki   Sonraki >