|
AKP’ nin yeni bir anayasa hazırlama çalışmaları nihayete ermek üzere. Taslağı hazırlayan Prof. Özbudun ve 6 bilim insanından oluşan ekibinin çalışmalarını AKP başkanı/ ve başbakan Erdoğan “Anayasayı hazırlamak siyasilerin işidir, bilim adamları katkıda bulunur.”[1] şeklinde özetlese de, son şeklini vermek üzere Sapanca’da AKP Komisyonu ve Bilim Kurulu üyelerinin girdikleri kampın[2] ve parti içi diğer çalışmaların hazırlanan taslağın geneline ilişkin büyük değişiklikler getirmesi beklenmiyor. Anayasa taslağının 129. maddesi ile ilgili görüşlerimize aşağıda değineceğiz ancak; gazetelerde “Çevre Korunması İlk Kez Anayasada” başlıklarıyla çıkan haberlerin bu konu üzerinde yapılacak tartışmaların başlamadan bitirilmesi gayretinde olunduğu izlenimi yarattığı da belirtilmelidir. Taslakta çevre koruma başlıklı 129. maddenin ne tür bir hak alanı tanıdığı ve taslağın bu maddesinin 1982 Anayasasında çevre hakkının düzenlendiği 56. maddesine getirilen eleştirileri karşılayıp karşılamadığı hususları tartışılmadan, “çevrenin korunması” hususunun taslağa eklenmesinin sevinçle, kazanım nidaları ile karşılanmasının yerinde olduğu görüşünde değiliz. 1982 Anayasasında Çevre Hakkı Asker elinin değdiği, ruhunun sindiği 1982 Anayasasının çevre ile ilgili 56.maddesi, açıkça çevre hakkından söz etmemiştir; ancak diğer klasik haklarla ve özellikle de yaşam hakkıyla ilgi kurmuş ve çevre hakkına “dolaylı” bir düzenlemeyle yer vermiştir. Maddede “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” denilerek yaşam hakkının, sağlıklı ve dengeli bir çevrede gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Ancak bilindiği gibi çevre ile ilgili 56. madde, Anayasa’nın “Ekonomik Ve Sosyal Haklar Ve Ödevler” bölüm başlığı altında bulunmaktadır ve Anayasa’nın 65. maddesi sosyal ve ekonomik hak ve ödevlerin “ekonomik istikrarın korunması gözetilerek, malî kaynakların yeterliliği” ölçüsünde yerine getirileceğini söylemiştir. Kısaca çevre hakkını dolaylı düzenleyen 1982 anayasası için ekonomik koşullar, “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının” yerine getirilmesinde bir sınır olarak belirlenmiştir. Diğer bir deyişle 56. maddenin 2. fıkrasında devlete ve vatandaşlara yüklenen “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek” ödevlerinden devlete düşen kısmı ekonomik koşullar gözetilerek yerine getirilmeyebilecek yahut ertelenebilecektir. Yeni Anayasa Taslağında Çevre “Çevrenin korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler” başlığı taşıyan beşinci kısım sırasıyla Çevrenin korunması, Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi, Ormanların korunması ve geliştirilmesi, Kıyıların korunması ve kıyılardan yararlanma, Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması başlıklarını taşıyan beş maddeden oluşmaktadır. Biz bu düzenlemelerden, yalnızca “çevre koruma” başlıklı 129. maddeyi ele alacağız. Söz konusu maddede “Devlet herkesin, insanî gelişimini mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır. Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak, herkesin ve Devletin görevidir.” denmiştir. Maddenin lafzı ve bulunduğu Kısmın başlığı ilk göze çarpan hususlar olduğundan değerlendirmeye bu noktadan başlamak yerinde olacaktır. Çevre Hakkı Hoş Bir Anı Olmaya Doğru 1982 Anayasasında dolaylı da olsa bir çevre hakkının düzenlendiği, madde lafzından dahi yurttaşların konuyla ilgili bir haklarının olduğunun kolayca anlaşılabildiği söylenebilir. Buna karşın taslakta çevreye ilişkin olarak “HAK” kelimesi kullanılmamış, maddenin bulunduğu Kısım başlığında da söz konusu konular için “ilişkin hükümler” tabiri tercih edilmiş, “ilişkin haklar” ibaresi kullanılmamıştır. Öyle ki anayasa hazırlayıcıları 129. maddenin metninde de “insanî gelişimi mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşama” tamlamasına “hakkı” kelimesini dahi eklememişlerdir. Ayrıca açıklanan taslağın madde gerekçesinde de çevre ile ilişkin bir “hak” kavramına/kelimesine yer verilmediği de belirtilmelidir. Kısaca hazırlanan taslak, çevre hakkı kavramını “sivil” eliyle hak olmaktan çıkarmakta; devletin tek taraflı kontrolü altında görev olarak tanımlamaktadır. Bu noktada değinilmesi gereken bir husus da Devletin “sağlıklı bir çevrede yaşamak” için gerekli tedbirleri alması konusudur. Bilindiği gibi 1982 Anayasasının “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı” 17. maddesinde yaşama hakkının kapsamında “maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı”nın da bulunmaktadır. Hazırlanan taslakta ise 15. maddede “herkes yaşama hakkına sahiptir” denilerek yaşama hakkının daraltıldığı, kişinin manevi varlığının çıkarıldığı görülmektedir. Çevre ile ilgili 129. maddenin “sağlıklı bir çevrede yaşamak” ile yaşama hakkına gönderme yaptığı kabul edilecek olursa bu “yaşamın” kapsamının da daraltıldığı söylenebilecektir. Görülen odur ki hazırlanan anayasa taslağının “haklar” konusundaki sözde zengin yapısı[3] aslında sözcüklerinde bile cimrilik içermektedir. “Çevre hakkını nasıl savunacağız?” sorusu, bu taslakla yerini “Çevreyi nasıl koruyacağız?”, hem de bu kavramlarla yani “Piyasa ile el ele mi?” sorularına bırakmaktadır. Piyasa İçin Yeni Anayasa, Yeni Kavramlar 129. maddede “devlete ve vatandaşlara” yüklenen görevler de değiştirilmiştir. Buna göre görevler artık “…tedbir almak, çevreyi en üst düzeyde korumak ve çevre kalitesinin iyileştirmek” olmuştur. Bu noktada da ilk göze çarpan hususun taslakta kullanılan “dil” olduğu söylenebilir. Devletin ve vatandaşların çevreye ilişkin görevleri piyasa dilinin yarattığı kavramlardan ve oldukça muğlâk ifadelerden oluşmaktadır. Örneğin “insanî gelişimi mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşamak ” ifadesi insani gelişimin sınırlarının neler olacağı sorusunu akıllara getirmektedir. Belirtildiği şekliyle “bu konuda devlete yönelik taleplerimizin hukuki zeminde pekiştirilme” imkânının bahşedildiği “sağlıklı bir çevrede yaşamak”, sınırları ve tanımı bilinmeyen bir değişkene tabidir. Bu değişken de “insani gelişimi mümkün kılma” dır. “Çevre kalitesi” kavramı ise çevre kanunu da dahil ilgili mevzuatta tanımı[4] olan bir kavram olmamakla birlikte, bilindiği gibi kalite kavramı bir “malın” niteliğini belirtmek için kullanılır. Taslağın bütününe de yerleşen piyasacı dil, çevre ile ilgili maddesinde bir şirketin çevre ile ilgili hedeflerini ya da ar-ge çalışması raporlarını anımsatan bir terminoloji ile karşımıza çıkmaktadır. Çevre hakkı demeye çekinen taslak madde, “çevre kalitesini” üstüne basarak hem de “sürdürülebilir kalkınma” kavramı ile birlikte kullanarak piyasanın tam içinden/ağzından, üstelik çevreyi bir girdi-çıktı-maliyet-mal kapsamında gören ideolojik bir eksende düzenlemektedir. Anayasa taslağı’nın bütününe egemen ideolojinin en çıplak görüldüğü kavramlardan biri ve dikkate değer olanı, devlete ve vatandaşlara yüklenen ödevlerin yerine getirilmesinde ilke olarak “sürdürülebilir kalkınma” ilkesinin belirlenmesidir. 1982 Anayasasında çevre hakkının yerine getirilmesinin sınırı devletin ekonomik şartları iken, taslakta çevrenin korunması devletin ekonomik koşullarına değil, doğrudan piyasanın şartlarına/konjonktürüne terk edilmiştir. Uluslararası çevre-doğa koruma sözleşmelerinde ve metinlerinde sıkça adını duyduğumuz ve piyasacılığın ruhu haline gelen “sürdürülebilir kalkınma” yaklaşımı anayasal bir güce kavuşturulmuştur. Diğer yandan da sivil toplu, sürdürülebilir kalkınma ve yönetişim üçgeninden düşünenlere de ideolojik altlık hazırlanmıştır. Çevreyi piyasa için bir girdi olarak gören yaklaşım bu şekilde mantıki sonuçlarına anayasa taslağında kavuşmuştur. Bu yaklaşım, hakları değil sermayenin çıkarlarını, doğayı değil, piyasanın sürdürülebilirliğini savunmaktadır. İdeolojik olarak kendisini tüm açıklığı ile tarif etmiş taslakta, çevrenin korunmasının ‘devletin görevleri’ arasında sayılmasının bu açıdan hiçbir kıymetinin olmadığı ortadadır. Ilgın Özkaya Özlüer, Ekoloji Kolektifi Bu yazı Radikal Gazetesi'nin eki olarak yayınlanan Radikal 2'de 14.10.2007 tarihinde yayımlanmıştır.
[4] Çevre Ve Orman Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde yayına sokulan “çevre sözlüğü”nde ve Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde de kavramın tanımına yer verilmemiştir. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın sitesinde kavramın tanımı sorgulandığında ekranda “Aradığınız terim henüz sözlüğe kaydedilmemiş!...” yazısının çıkması da oldukça ironiktir. http://www.cevreorman.gov.tr/sozluk.asp |