Bergama'da Hukuk ve Maden Mühendisleri (Oktay EKİNCİ) Yazdır E-posta
Pazar, 06 Eylül 2009
“Yargının iptal ettiği yönetmeliğe dayandırılarak verilen madencilik izinlerinin tamamı geri alınmalıdır.. Sayın Bakanlar, Bakanlık yetkilileri ve kamu kuruluşları, çevre ve insan sağlığına mı; yoksa şirketlerin kâr hırsına mı hizmet etmektedir?”

Bu soru, “Çağdaş Hukukçular Derneği” ile TMMOB’ye bağlı “çevre”, “jeoloji”, “kimya” ve “metalurji” mühendisleri odalarının 19 Ağustos’taki yazıma konu olan “Bergama Bildirgesi”ndeydi...

İmzalayanların “ortak dilek”leri ise şöyleydi: “Bizler nerelerde, hangi koşullarda madencilik yapılacağını belirlemek için, küresel sermayenin değil, halkın çıkarlarını gözeten ve doğal, kültürel zenginliklerimizi koruyacak bir yasal düzenleme istiyoruz...”

Odaların bu seslenişini yazmama kimi “maden mühendislerimiz” fena halde içerlediler; “karşı görüş”lerini de aktarmamı istediler. “Cumhuriyet okuru” olduklarından “küresel sermaye”yi kolladıklarını sanmadığım mühendislerimizin itirazları şöyle:

‘Canımızdan bezdik’

Uğur Mumcu’nun yazılarıyla büyüdüğünü anlatan Doğan Kadir Atılgan, kendisinin de “yerli üretici”ler istediğini vurgulayarak diyor ki; “ama yazdığınız yazıya üzüldüm, çünkü bu ülkede madencilik kadar zor iş kolu yoktur...”

Sektördeki türlü bürokratik ve “SİT engelleri”ni sıralayan Atılgan, “madenciyi canından bezdiren” dediği tüm zorluklar aşılsa bile yatırımın çok yüksek maliyetler gerektirdiğini belirterek şunları söylüyor:

“Buna rağmen Türkiye’de sadece yabancılar madencilik yapmıyor. Yazınızda keşke bürokrasinin nasıl bir yük olduğuna da değinseydiniz. Madencinin çilesini en iyi madenci bilir; yabancılar zaten aynı sıkıntıları görünce çekiliyorlar; vazgeçmeyenler ise ‘lanet olsun’ deyip, paralarını kurtarma peşindeler. Bu ülkede paranız yoksa, bürokraside adamınız ve iş bitiren teknik elemanlarınız mevcut değilse, çivi bile çaktırmazlar!..”

‘Ekonomi unutuldu’

Maden Mühendisleri Odası’nın da üyesi olarak ülkemizdeki “altın madenciliği”ni yakından izlediğini belirten Necati Yıldız ise özetle şunu söylüyor:

“Altın madenciliği hep ‘çevre-siyanür’ ilişkisi öne çıkartılarak ve ‘yabancı sermaye karşıtlığı’yla ele alınıyor. Altının ‘ekonomi içindeki yeri’ ise unutuluyor; çevre önemsenirken kalkınma göz ardı ediliyor...”

Yıldız’a göre ülkenin altın madenlerini ekonomiye kazandırmama çabası ile “sömürgeciliğe karşı çıkmak” da birbiriyle çelişiyor... Yine önceki yazımda belirttiğim “Bergama’da da demokratik açılım...” çağrısı içinse diyor ki: “Ayrıca Hükümetin herhangi bir açılımının da olduğunu düşünmüyorum, eğer siz düşünüyor ve Bergama için de benzer bir demokratik açılım bekliyorsanız, daha çook beklersiniz..”

Çevre ve kalkınma

Okurumuzun bu uyarısını “içten”liğinin kanıtı gördüğümü söylemeliyim; ancak kimi maden mühendislerimizin, özellikle uluslararası şirketlerin siyanürlü altın işletmelerini “kayıran”lara karşı süregelen direnişe “uzak durdukları”nı da biliyordum...

Okurlarımızın aktardığım çekinceleri, bu duruşun düşünsel temelini yansıtmıyor mu? Bana göre asıl kavramamız gereken, çevrenin ve ulusal çıkarların kalkınma önünde engel olmadığıdır...

Hem kuşaktan kuşağa gerekli yaşam kaynaklarımızı korumak, hem de ulusal ekonomimizi eşsiz öz kaynaklarımıza dayalı olarak ve bağımsız politikalarla geliştirmek mümkün değil midir?

İşte bu soruya “mümkün”dür demenin duruşu ile “mümkün değil” demenin duruşu arasındaki fark, böylesi tartışmaları yaratıyor...

Özellikle “bürokratik engeller” çevreyi ve ulusal kaynakları değil, belli çıkar ilişkilerini gözettiğinden, ülke zenginliklerini değerlendirmek isteyen mühendislerimizin “canlarından bezmemeleri” için de tek çare yurtsever politikaları desteklemek...

Bundan ötesi ise köşemizin sınırlarını çok aşan siyasi değerlendirmeleri gerektiriyor...

OKTAY EKİNCİ
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Cumhuriyet 06.09.2009

 
< Önceki   Sonraki >