Cezayir´de Kentsel Dönüşüm ve Yoksunluk Yazdır E-posta
Pazartesi, 13 Aralık 2010
Cezayir'de kentsel dönüşüm, gecekondularda yaşayanların polise sert direnişiyle karşılaştı; süreç çok sancılı geçecek gibi gözüküyor

Cezayir’de “kentsel dönüşüm” nedeniyle başkent Cezayir’in gecekondu semtlerinde, gecekondu sahipleri ile yıkım ekipleri arasında geçen haftalarda başlayan gerginlik devam ediyor. 20 bin kişinin yaşadığı başkent Cezayir’in Diyar al Afiya semtinde gecekondular belediye tarafından yıktırılmak istenmiş, fakat semt sakinlerinin yıkım ekipleri ve güvenlik güçlerine karşı direnmesi, belediye yönetiminin yıkımları ertelemesine neden olmuştu. 10 günlük aradan sonra tekrar aynı semte gelen yıkım ekiplerine kalabalık bir grup taşlı sopalı saldırılarda bulunması kentsel dönüşümün sancılı gerçekleşeceğini gösteriyor.

Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika, gecekonduların yıkılacağını kentsel dönüşümün ne pahasına olursa olsun yapılacağını söylüyor. Beş yıl içinde 1 milyon konut yapmak için bütçeden 250 milyon euroluk bir proje hazırladıklarını aralarında Türkiye’den TOKİ’nin de bulunduğu yabancı şirketlerin bu projeyi hayata geçireceklerini belirtiyor.

Aslında kentsel dönüşüm projeleri Cezayir’de kolonyal Fransız idaresindeki dönemlere kadar gidiyor. 1930’lu yılların başında geleneksel Osmanlı şehir mimarisi yerine Fransız ordusu için meydan vücuda getirmek amacıyla pek çok dini ve anıtsal yapı yıkılmış, Cezayir halkının direnmesi sonucu el Cedid Camii yıkılmaktan kurtulabilmiş ancak yüzlerce Cezayirli Müslüman Fransız askerlerinin açtığı kurşunlara hedef olmuştu.

Cezayir bağımsızlığını kazandıktan sonra kırsal alandan şehirlere yoğun göçler yaşandı. FLN yönetiminin bir devlet politikası olarak başlattığı göç olgusu, yeni bir toplum meydana getirmek için planlanan bir devlet projesiydi. Giddens’in tabir ettiği gibi gecekonduları kent sakinlerinin sessiz tecavüzleri olarak görmek hatalıdır. Çünkü, Cezayir yönetimi yıllardır göçü teşvik etmekle birlikte göç edenlerin sorunlarına kayıtsız kalmış, şehre gelenler kendi olanakları ve cemaat dayanışmaları ile hayatlarını sürdürmeye çalışmışlardır. 1980’li yılların ortalarından itibaren yoksul kent madunları ile güvenlik güçlerinin, hükümetin gecekondu politikasından kaynaklanan sorunlardan dolayı sürekli karşı karşıya geldiklerini görüyoruz. Örneğin 1993’de gecekondu sahipleri ile hükümet güçleri arasında çatışma çıkmış, 142 gecekondu sakini askerlerin açtığı ateş sonucu öldürülmüştü. 1998, 2003, 2008 ve 2009’da da benzer olaylar yaşanmış, hükümet yetkilileri son yirmi yıllık kirli savaş tarihlerini yine İslamcılara fatura ederek gecekondu sakinlerini kışkırtmaları olarak göstermişti.
Hükümet yetkilileri kentsel dönüşüm amaçlarını insanlara daha iyi bir hizmet verebilmek olarak açıklıyorlar. Oysaki bu projenin asıl amacının, gecekondu semtlerinde kendisine kolay yer bulan İslami Mağrip Cephesi gibi hareketlerin büyümesini önlemek olduğu söylenebilir. Güvenlik ve asayişin bulunmadığı gecekondu semtlerinin iktidar tarafından kontrol altına alınmak istenmesi şeklinde de yorumlanabilir. İktidar kendisine karşı siyasal veya toplumsal muhalefetin bu semtlerde var olmasını önleyerek, burada yaşayan halkı modern binalara hapsederek disiplin altına almak istediği görülebilir.

Genç işsiz nüfusun yüzde 34’lerde olduğu bir ülkede işsizliği önlemeye yönelik hükümetin herhangi bir ciddi girişimi bulunmazken, 1 milyon yeni konut yapılacağının ifade edilmesine kuşkuyla bakılmalıdır. Yoksulların ve gençlerin ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade örgütsel siyasal muhalefeti dağıtılarak ya da yerinden edilerek önlemeye çalışmak tipik bir modernleştirici hizaya getirme politikasıdır.. Çünkü devlet başkanı yeni yapılan bu binaların gecekondu halkı için yaptırıldığından söz etmiyor, kredi alabilen her vatandaşın bu mekanlara sahip olabileceğinden söz ediyor. Kırsal kesimde alt yapı hizmetlerinin yetersiz olmasına karşı önlemler alınmazken, hükümetin gecekondu sakinlerini endüstriyel yapının getirdiği modern bir hayat sürmeye zorlaması, toplumun halihazırdaki sosyal ağlarını da koparma çabasıdır.

Kentsel dönüşüm yalnız mekan açısından değerlendirilebilecek bir dönüşüm değildir. Hatta her mekan değişikliğinin yeni getirdiği fiziki ve sosyal altyapılar vardır. Bu nedenle kentsel değişimin öncelikle sosyal, fiziki ve kültürel yapıyı sonlandırma isteği olduğunda kuşku yoktur. Geçmişe ait mekanlar ortadan kaldırıldığı gibi geçmişe ait ilişkilerde yıkılır ve yerine David Harvey’in dediği gibi yeni ilişkiler inşa edilir. Cezayir yönetiminin de yapmaya çalıştığı gecekonduları yıkmak değil dayanışmayı, örgütlenmeyi, siyasal muhalefeti önlememeye çalışmaktır.

Cezayir’deki kentsel dönüşümün insanların ihtiyaçlarını gidermek üzerine hazırlanan bir sosyal proje olmak yerine, iktidar partisinin siyasi otoritesini pekiştireceği muhalefeti yok etme projesidir. Ortadoğu’daki iktidar odakları siyasi tarihleri boyunca öteki kabul ettikleri muhalefeti güvenlik açısından kontrol etmeye çalışırlardı. Kentsel dönüşüm örneğinde görüldüğü gibi devlete karşı gelişecek siyasal hareketlerin sosyal ortamlarda dahi kendisine yer edinmesi önlenmek istenmektedir.
Cezayirli sosyolog Tahar Bellar, gecekondularda gençlerin öncülük ettiği protestoları, yoksulluktan kaynaklandığı ve yoksulların İslamcı eğilimlere meyletmesi ile sosyal hareketlere dönüştüğü şeklinde açıklıyor. Oysaki gençleri direnişe iten yoksullukları değil Asef Bayat’ın söylediği gibi hak, adalet ve sosyal refahtan yoksunluklarıdır. Belki de Cezayir yönetiminin yapması gereken aylık 100 doların altında yaşamaya çalışan yoksullarla mücadele etmek yerine, yoksunlukları gidermeye çalışmak olmalıdır.

İbrahim Tığlı/ Dünya Bülteni - 13-12-2010

 

 
< Önceki   Sonraki >