Çökertilen Tarım: Siyasi Partilerin Tarıma Bakışı (Abdullah AYSU) Yazdır E-posta
Cuma, 13 Temmuz 2007
Her 50 saniyede bir çiftçi iflas etti

AKP, Hükümet olduğundan bu yana geçmiş hükümetlerin bıraktığı yerden IMF ve Dünya Bankası (DB) politikalarını tarımda sürdürdü. "IMF, DB'nın tarımda yarattığı tahribatı onaracağım, onların çıkarttırdığı kanunları değiştireceğim" diyerek geçen seçim döneminde çiftçilerin gönlünü ve yüzde 50'sinin oyunu aldı. Ama hükümet olduktan sonra Türkiye tarımının tahribatına neden olan IMF, DB yapısal uyum reformlarını uygulamaya devam etti. IMF ve DB ile benzer politikalar öneren AB Ortak Tarım Politikası'nın İlerleme Raporları ile belirlediği yol haritası için yasal düzenlemeleri de eksiksiz olarak yaptı.

  AKP halen tek başına iktidarda olan bir parti. Bu nedenle AKP seçim bildirgesinde, tarımsal alana ilişkin vaatlerinde, yaptıklarına çok, yapacaklarına az yer vermiş. Hükümette kaldığı süreçte yaptığı yasal düzenlemeler, uyguladığı politikaları anlatıyor AKP. Biz de AKP'nin bu anlattıkları üzerinden Türkiye tarımını geliştirdi mi yoksa bağımlı mı kıldı onu irdeleyip, sizinle paylaşacağız.

AKP DÖNEMİNDE İFLASLAR ARTTI

AKP; Siyasetinin merkezine insanı yerleştiren Adalet ve Kalkınma Partisi, "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" anlayışıyla yola çıkmıştır, diyor. Ancak tarım kesiminde bu anlayışını uygulamadı, uygulamadığından söz etmiyor. Tarımda AKP'nin kendisine özgü bir programı olmadığı gibi ülkenin tarım gerçeklerini belirleyip ona uygun çözümler oluşturma çabaları olmadı. Tarım sektöründe uyguladığı IMF, DB yapısal uyum programları ile AB Ortak Tarım Politikası İlerleme Raporları olmuştur. AKP hükümetinin uyguladığı bu politikalar sonucunda tarımda çalışan çiftçileri yaşatmadı, mesleklerini terk etmelerine neden oldu. Türkiye'de her 50 saniyede bir çiftçi iflas eder duruma geldi.

AKP; "Halkımızın ihtiyaçları doğrultusunda, artan nüfusumuza ve işsizlerimize istihdam imkânı oluşturmak temel önceliğimiz olmuştur. Sadece ekonomik değil, sosyal açıdan da büyük önem verdiğimiz istihdam sorununa, çok boyutlu bir perspektifle yaklaşılmıştır. Hükümetimiz döneminde; insanımıza aş ve iş imkânı sağlamanın ve sosyal sorunlara çare bulmanın sağlıklı bir ekonomik yapı ile mümkün olduğu bilinci ile, ranta dayalı ekonomik yapıdan üretime ve istihdama dayalı bir ekonomik yapıya geçilmiştir" diyor.

DOĞDUĞU YERDE DOYMAK

İnsanlar doğduğu yerde doymak isterler. Hükümet olan partilerin görevi de insanların doğdukları yerde doymaları için çözümler üretmektir. AKP'nin istihdama ilişkin söyledikleriyle hükümetliği döneminde tarım kesiminde uyguladığı politikalar tarım sektöründe istihdamı artırmadı, tersine istihdamı daraltan işlev gördü. Diğer deyişle, insanları doğdukları yerde doyurmadı. Köylerde yaşayanlara aş ve iş imkânı sağlamadı, aşından ve işinden etti. AKP bildirgesinde yazdığı; "Tarımsal istihdamda bir dönüşüm yaşanmış, 2002'de 7,5 milyon olan çalışan sayısı 2006'da 6,1 milyona düşmüştür" seçim bildir-gesindeki açıklamasıyla tarımda istihdamı azalttığını kendisi zaten kanıtlıyor!

AKP, seçim bildirgesinde; "2002-2006 döneminde, istihdamda sanayinin payı yüzde 19'dan yüzde 20'ye, hizmetlerin payı ise yüzde 46'dan yüzde 53'e yükselmiştir. Aynı dönemde, yapısal dönüşümü ifade eden bu süreç sonunda, tarım sektörünün istihdam içindeki payı 2002'deki yüzde 35 oranından, 2006'da yüzde 27'ye düşmüştür" diyor. Bildirgedeki bu açıklamasıyla istihdam daraltıcı politikalar izlediğini doğruluyor. Yapısal dönüşümünde çiftçileri yok eden çiftçilerin bırakmak zorunda kaldığı topraklar da şirketler, büyük toprak sahipleri ve değişik yapıların eline geçmiştir. Tarımdaki yarattığı tahribatı yine bildirgedeki şu cümleleriyle bir başarıymış gibi gösteriyor: "Tarım sektörümüzdeki verimlilik artışını ifade eden bu dönüşüm, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu ücretsiz aile işçisi sayısını azaltmıştır" diyor. Gerçekten AKP'nin iddia ettiği gibi verimlilik arttıysa, ülke olarak biz gıdada kendimize yeterlilikten neden çıktık? Neden en çok tarımsal ürün ithalatını AKP döneminde yaptık?

ÖZELLEŞTİRMENİN DİĞER ADI: KÖYDEŞ

AKP;"Bilgi çağına ulaştığımız 21. yüzyılda yolu ve içme suyu olmayan, taşıma su ile ihtiyaçlarını gidermeye çalışan sabırlı insanımıza sahip çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, KÖYDEŞ ve BELDES projelerini devreye sokarak bu sorunlara kısa sürede çözüm getirmiştir. İktidarımız, bu projelere 2 yılda 4,5 milyar YTL'nin üzerinde kaynak tahsis ederek konuya ne derece önem verdiğini somut şekilde göstermiştir" Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDEŞ); Proje ile köy yolları, köy içme suları, toprak ve küçük su kaynaklarını geliştirme, köy kanalizasyonlarını gibi yatırımları projelendirme yolu ile desteklenmesi planlanmış ve illere göre belirlenen ihtiyaçlar üzerinden yatırımlar için ödenekler ayrılmıştır" diyor.

Kısa adı KÖYDEŞ olan bu yapıya yüklenen veya verilen görevler diyelim, geçmişte Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün kendisinin yürüttüğü yani ihale etmeden kendi olanaklarıyla üstesinden geldiği işlerdi. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatıldıktan sonra bu işlerin özel sektörce ihale yoluyla özel sektör tarafından yapılmasının önünü açan bir uygulamadır. 2 yılda ayrılan 4,5 milyar dolar ödeneğin de önemli bir bölümü özel sektörün kasasına gitmiştir. Bu hizmetleri Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü yapsaydı daha az harcamayla yapar devletin kasasından daha az para çıkardı.

AKP ayrıca KÖYDEŞ için bildirgesinde; "KÖYDEŞ projesi, uygulama alanında da bir yenilik getirmiştir. İktidarımız, sorunları merkezden çözme yerine mahallinde, yörenin şartlarını bilen vali ve kaymakamlarımızın önderliğinde, İl Özel İdareleri ve Köylere Hizmet Götürme Birlikleri (KHGB) aracılığıyla mahalli imkân ve kabiliyetleri en verimli şekilde kullanarak kısa sürede çözmeyi amaçlamıştır" diyor. KÖYDEŞ; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ihalesiz kendi olanaklarıyla yaptığı işlerin yani kamunun yürüttüğü hizmetlerin özelleştirilmesinin diğer adıdır, denilebilir.

DESTEK BÜYÜK TOPRAK SAHİBİNE

AKP;"Havza bazında rekabet gücünün yüksek olduğu ürün ve alanları belirleyerek, verilecek destekleri bu ürün ve alanlara yönlendireceğiz. Böylece, yörelerimize göreceli üstünlüklerine göre uzmanlaşmalarını sağlayıcı roller verecek, aynı zamanda üretim planlamasını gerçekleştirmiş olacağız" diyor.

Evet, AKP'nin bir havza çalışması var. Kamunun bugüne kadar olmayan üretim planlamasını uyguluyor olması bakımından iyi bir çalışma. Ancak Türkiye'yi tarımsal üretim konusunda havzalara ayıran bu planlamada desteklerin verilişindeki ölçütleri küçük çiftçileri dışlayan bir politika izlemesi nedeniyle iflas ettirici, büyük toprak sahipleri ile çok sayıda hayvana sahip olanları destekleyen yapısıyla büyük toprak sahipleri, büyük sürü sahibi ve şirketlerin gücüne güç katıyor olması nedeniyle adil değildir.

AKP; "Hayvancılık potansiyeli bulunan ve temiz çevreye sahip bölgelerimizde organik hayvancılık ve bunların ürünlerini işlemeye yönelik tesisleri destekleyeceğiz. Aynı anlayış, organik sebze-meyve üretiminde ve arıcılıkta da uygulanacaktır" diyor. Organik tarımı desteklemeyi hedeflemesi, öngörmesi olumlu bir yaklaşım olarak görülmelidir.

AKP; "Tarım-üniversite-sanayi işbirliğine önem vereceğiz. Üretici kooperatifleri gibi örgütlerin yaygınlaştırılmasını sağlayacağız" diyor. Tarım, üniversite işbirliğine önem vermesi onları buluşturması iyi bir yaklaşım. Bilimin tarımla buluşturulması düşüncesi önemli. Ancak bilim insanlarının "tarımı sanayiye hammadde üretsin" ile sınırlı gören bakışı kabul edilebilir değildir. Tarımın ve tarımcının geleceğini de bu "tek yola" sokmak akılcı hiç değildir. Böyle bir yaklaşım ve yönelim çiftçiyi sanayicinin marabası yapmaktan öteye taşımaz. Doğru olan üretimden pazarlamaya zincire çiftçileri örgüüeri aracılığıyla egemen kılacak bir örgütlenmeye katkı koyacak bir üniversite tarım işbirliği doğru ve geliştirici olur. AKP'nin öngördüğü tarım-üniversite-sanayi- işbirliğiyle sanayi kesimine ucuz tarımsal hammadde sağlama çabasından başka bir şey değildir.

AKP; "...kırsal alandaki biyolojik çeşitliliğin kullanımına imkân vereceğiz. Arıcılık, ipekböcekçiliği, kaz yetiştiriciliği gibi yöre koşullarına uygun ve rekabet gücü yüksek alanlarda destekler sağlayacağız" diyor.

Söylem güzel. Ancak AKP tek başına hükümet olduğu dönemde IMF, Dünya Bankası ve AB'nin isteğiyle sayısız yasa çıkardı. Ancak Biyoçeşitliliği koruyacak olan, Biyogüvenlik Ya-sası'nı çıkart(a)madı. Hazırladığı Biyogüvenlik Yasası biyoçeşitliliği koruyucu olmadığı ve ol(a)mayacağı için toplumsal muhalefet güçleri tarafından haklı olarak engellendi. AKP'nin arıcılık, kaz yetiştiriciliği ve ipekbö-cekçiliğine destek sağlama düşüncesi olumlu. Ancak bir yandan IMF'nin tarımı şirketleşti-ren politikasıyla AKP'nin aile tarımına desteği öngören bu yaklaşımı çelişir. Ne kadar gerçekleşir bekleyelim görelim.

DTÖ İSTEKLERİNE UYMA KOŞULLU

AKP;"Tarım sektörümüzün rekabet gücünü artırmak, sürdürülebilir yapıya kavuşturmak ve orta vadede uygulayacağımız politikaları net olarak ortaya koymak için iktidarımız, Tarım Stratejisi Belgesi'ni hazırlamış ve Tarım Çerçeve Kanunu'nu çıkarmıştır."

"Tarım Kanunu'nda, kapsamlı bir yaklaşımla biyolojik çeşitlilik, genetik kaynakların korunması ve biyogüvenliğin sağlanması, ürün konseyleri, sözleşmeli üretim, tarım havzaları ve kırsal kalkınma hizmetleri ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir" diyor.

Tarım Strateji Belgesi'nin temel stratejik hedeflerine bakıldığında şirketler çıkarına dünya ticaretinin anayasasını belirlemeye/hazırlamaya çalışan DTÖ'nün isteklerine uyma koşullu. Küresel kapitalizme entegre olmuş, tarımda serbest piyasayı benimsemiş olan AB OTP'sine uyum koşulu var. Desteklemelerde piyasa mekanizmalarını bozmayacak desteklemeler öngörülüyor. Gelişmiş ülkeler kendi çiftçilerini desteklemek ve piyasa mekanizmalarını bozmayı etkisiz kılacak olan yeşil kutu, kehribar kutu gibi kutular adı altında tarımlarını ve tarımcılarını desteklemek için yan yollar bularak desteklemeleri sürdürüyorlar. Bizim gibi ülkelerden de piyasa mekanizmasını bozacak olan desteklemelerden kaçınmamızı isteyebiliyorlar. Gelişmiş ülkelerin kendi tarımlarını desteklemeleri, az gelişmiş ülkelerden desteklememelerini istemeleri olan ikili hayat ne adil ne de eşitlikçidir. Bu adil ve eşit olmayan tarım kesimindeki bu ikili hayata diğer hükümetler gibi AKP de uymuştur. Bunun dışında destekler belirlenirken ödeme miktarı, şekli ve zamanının önceden duyurulması üreticinin tercih kullanması açısından doğru bir önermedir. Ancak AKP hükümetliği süresince böyle bir politika uygulamamıştır. Hiçbir desteği zamanında ödememiştir. Çiftçiye gecikmeli ödediği desteğe gecikme faizi ekleyerek ödememiş ama çiftçinin Tarım Kredi Kooperatifine olan borcunun gecikmelerine faiz uygulanmıştır.

AKP DESTEĞİ AB NORMUNUN 1/7'Sİ

AKP; "AK Parti iktidarı döneminde, Türkiye'de tarım sektöründe önemli gelişmeler sağlanmıştır. Tarıma verilen toplam destekler, 2002'de 1,8 milyar YTL iken, bu değer 2007'de 5,3 milyar YTL düzeyine çıkarılmıştır" diyor.

AKP hükümetinin de ondan önceki hükümetierin de tarım iyi destek veriyoruz demeleri doğru değildir. Türkiye'de hükümetierin tarıma verdiği destek AB destekleme ölçütlerine göre verilmesi gereken oranın 1/7'sidir. AB'ye girmeye aday olmuş bir ülke hükümetinin biz tarıma iyi destek veriyoruz demesi anlaşılır bir durum değildir. AKP hükümeti çıkardığı Tarım Kanunda tarıma destek oranlarını GSMH'nın yüzde ı'inin altında olamaz demesine karşın 2006'da AKP Hükümeti'nin tarıma verdiği destek yüzde 0,83 de kalmıştır. Kendi çıkardığı kanunun gereğini bile yapmamış olması söylemiyle örtüşmüyor.

AKP; "İktidarımız döneminde traktör satışlarında büyük artışlar kaydedilmiştir. 2002 sonuna kadarki 4 yıllık dönemde toplam satılan traktör sayısı 75 bin iken, 2003-2006 arasındaki 4 yıllık dönemde bu sayı 134 bine yükselmiştir" diyor.

Bu traktör satış rakamları yanıltıcıdır. Şöyle ki; iflas eden çiftçinin sattığı traktörün rakamı da bu sayının içindedir. İflas eden çiftçi eski traktörünü satıyor. Traktörünü sattığı aynı yıl gidip yeni traktör alıyor. Bundan bir sene kazanıyor. Çiftçinin aynı yıl içinde sattığı traktör sayısının verilen sayıdan düşürülmesi halinde çiftçi traktör almış değil, iflasından dolayı sattığının daha çok olduğu görülecektir. AKP traktör satış sayılarını maliyedeki alım satım vergilerin kayıtlarına dayanarak yorumluyor. Bu kayıtlar hem AKP'yi hem de halkı yanıltıyor.

AKP; "AK Parti iktidarı, tarımsal desteklerin üretim ve verimliliği artırmaya dönük olmasına önem vermiş, toplam desteklerin içindeki DGD payını yüzde 86'dan yüzde 40'Iara düşürerek ürün desteğini altı kat artırmıştır" diyor.

Desteğin veriliş miktar ve oranında bir artış olmuyor, olmadı da. Doğrudan Gelir Desteği (DGD) payının yüzde 86'dan 40'lara düşürülmesi arada kalan yüzde 46 oranının değişik ürün yelpazelerine dağıtıldı. DGD olarak toprağa değil de doğrudan ürüne dolayısıyla üretime bağlı destek verilmesi doğru bir destekleme politikasıdır. Ancak destekte bir artış olduğu doğru değildir. Henüz kanun olarak konulan yüzde 1 miktarında bir desteğe ulaşılamamışken desteği 6 kat arttırdık, demek yanıltıcıdır. Geçmiş dönemlerde tarıma verilen desteklerin GSMH'ya oranı AKP hükümeti döneminden az değildir. AKP hükümeti döneminde yıllık olarak tarıma verilen destek GSMH'nın sadece yüzde 0,83'dür.

AKP; "Petrol fiyatlarında meydana gelen artışın üreticiye yansıtılmaması için çiftçilerimize ilk defa mazot desteği verilmeye başlanmıştır" diyor.

AKP hükümeti mazot desteği vermiştir. Ancak rekabet halinde olduğumuz ve olacağımız ülkelerin yaptığı destekle kıyasladığımızda verilen destek yetersizdir. Bu seçimlere köylüye mazot desteği propagandaları damgasını vurmuştur. Mazotun litre fiyatının düşürülmesinin istenmesi iyi bir yaklaşımdır. Ancak tarımın tek üretim girdisi mazot değildir. Çiftçiler üretimi sürdürmek için kredi kullandılar ödeme güçlüğü içerisindedir. Tarımsal üretimde kullandıkları yüksek fiyatlı elektrik nedeniyle elektrikleri kesilmekte, TEDAŞ ile mahkemelik durumda. Gübre, ilaç, tohum fiyatları, gibi tarımsal üretimin en önemli girdilerinin fiyat artışı her yıl açıklanan ürün taban fiyatlarından daha yüksek olmakta, çiftçiler bu girdileri pahalı almak zorunda, buna çözüm üretil (e) memekte. Tohum, ilaç, gübre, fide, fidan, mazot, düşük faizli kredi, damızlık gibi girdilerin sübvanse edilmesine IMF, Dünya Bankası ve AB Ortak Tarım Politikası karşı. Hükümetler de onlar karşı diye yapamıyorlar. Sorun uygulanan politikanın tamamının değiştirilip değiştirilmeyeceğinde yatıyor. Yoksa sadece mazotun fiyatını şöyle yapacağım, böyle yapacağım gibi vaatleri ortaya atmak, çiftçinin yoksulluğuyla eğlenmek gibi oluyor. Bu çiftçiyi son derece incitici bir durumdur.

Tarımsal kredi miktarlarında artış ve faiz oranlarında düşüş olduğu bildirgede yazılmıştır. Tarımsal kredi faizlerin düşük olması iyi bir gelişme. Tarımsal kredi erişim koşullarının zorluğu göz önüne alındığında tarımsal kredilerden küçük çiftçiler değil büyük çiftçiler ve büyük toprak sahipleri yararlanabilmektedir, diyebiliriz.

KREDİLER DE BÜYÜKLERE AKIYOR

AKP; "Adalet ve Kalkınma Partisi, Türk çiftçisinin ağır ve kronik bir sorunu haline gelen müteselsil kefalet sistemini kaldırmış ve bundan dolayı hapis ve haciz durumuyla karşı karşıya kalmış olan 650.000 çiftçimizin mağduriyetini gidermiştir" diyor.

AKP hükümetinin almış olduğu bu karar yerinde bir karardır. Birikmiş bir sorunu tedavi edemediğinden dolayı keserek çözme yoluna gitmiştir. Yalnız tarımsal krediye erişim koşullarında küçük üreticiye kolaylık sağlayacak çözümler sağlanmaması halinde bu hastalık çiftçiler için yeniden başka bir biçimde ortaya çıkacaktır ve bu kez hastalık ölümcül olabilir. Çiftçiler de ardı ardına iflaslar yaşanabilir.

AKP hükümetinin Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerine destek vermemesi ve yasasını çiftçiler ve örgütleri çıkarına değiştirip düzenlememesi çiftçileri ve örgütlerini zor durumda bırakmıştır. FİSKOBİRLİK ve fındık üreticileri ile MARMARABİRLİK ve zeytin üreticileri bu zorluğu geçtiğimiz yıl yaşayan örgütler ve üreticiler oldu. Bu nedenle kooperatifleri destekledik sözleri ve söylemleri eksiktir, doğruları yansıtmıyor.

AKP; "Tarım sektöründe yıllardan beri yaşanan; pazarlama, ürünlerin tasnifi, paketlenmesi, pazarın uygun olduğu zamanlarda piyasaya arz edilmek üzere depolanması gibi sorunlar dikkate alınarak, çiftçilerimiz tarafından hazırlanan işleme, paketleme, soğuk hava deposu, mısır kurutma vb. teçhizat içeren kırsal kalkınma projelerine yüzde 50 ila 75 arasında değişen oranlarda hibeler verilmiştir" diyor. AKP hükümeti bu tür yardım ve desteklerde bulunmuştur. Daha da geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerekmektedir. Ayrıca bu destekleri kooperatifler aracılığıyla vermesi halinde çiftçilerin kooperatif çatısı altında toplanmasına katkı koymuş olur. Kırsal kalkınma projelerinin öngördüğü faaliyetlerin kooperatiflerle yürütülmesi daha yararlı olur.

***

AKP başarısı: TIGEM'e ne gerek var?

TİGEM'lerin kiralanması doğru ve geliştirici olmadı. TİGEM'leri kiralayan birçok firma taahhüt ettiği yatırımları yapmadı. Ve kiralamalar durduruldu. BİZ de başaramadık elden çıkardık denilen topraklar, Türkiye'nin en temiz toprakları. Kâr amaçlı şirketlere kiraya vermek sorumluluktan uzak bir davranıştır

AKP; "Tarım sektöründe uygulanan diğer önemli politika ise, yıllardır yeni yatırım yapılmadığı için verimliliğini kaybeden tarım işletmelerinin (TİGEM) kiraya verilerek devletin yükünün azaltılması ve özel sektörün yatırım yapmasının önünün açılmasıdır" diyor.

TİGEM'lerin kiraya verilmesi doğru ve geliştirici olmadı. TİGEM'leri kiralayan birçok firma taahhüt ettiği yatırımları yapmadı. Bu nedenle kiralamalarının durdurulması kararı alındı. Ayrıca TİGEM'ler Türkiye tarımı için, öncülük, eğiticilik, öğreticilik, ıslah ve damızlık konusunda kamu tarafından çalıştırılması gereken kuruluşlardır. TİGEM'ler için "yıllardır yeni yatırım yapılmadığı için verimliliğini kaybeden tarım işletmeleri" olduğu için kiraya verdik yerine "yatırım yaptık, eğiticilik, öğreticilik, ıslah ve damızlık yetiştiriciliğinde iyi bir düzeye getirdik" demek ve yapmak başarıdır. Yoksa diğerleri yatırım yapmamış biz de sattık, elden çıkardık yaklaşımı başarı değil, başarısızlıktır. Biz de başaramadık elden çıkardık denilen topraklar, Türkiye'nin en temiz topraklarıdır. Doğası gereği kâr hırsıyla bu toprakları kullanacak olan şirketlere kiraya vermek en azından sorumluluktan uzak bir davranıştır.

YASALAR TARIMI ŞİRKETLEŞTİRİYOR

AKP; "Tarım sektörümüzün günün koşullarına uyum sağlaması amacıyla reform niteliğinde aşağıda yer alan kanunlar çıkarılmıştır" diyor.

AKP hükümeti, "günün koşulları" derken küresel kapitalizmin tarım kesiminde yapmak istedikleridir. Bu nedenle küresel kapitalizmin tarımda uygulanmasını istediği her şeyi AKP, hükümetliği döneminde zaten eksiksiz yerine getirdi. Bundan sonra da aynı politikayı izleyeceğini bu söylemiyle belirtiyor.

AKP hükümeti, çıkardığı yasalarla çiftçiliği ortadan kaldırmaya, şirketlerin Türkiye tarım ve gıdasında egemen olmasına diğer hükümetler gibi hizmet etti. IMF ve Dünya Bankası'nın istekleri olan ve tarımda IMF, Dünya Bankası benzeri bir politika izleyen Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası'nı Türkiye'de içselleştirmek için bir dizi yasa çıkarttı. Şimdi çıkarılan bu yasaları Türkiye tarımının ger-çekliğiyle karşılaştıralım.

TARIM ARAZİSİNE AMAÇ DIŞI YÖNTEM

AKP; "parçalanamaz minimum tarımsal arazi büyüklüğünü 20 dekara yükselten Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu" çıkardı. Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanu-nu'nun temel olarak olumlu unsurları barındırdığı söylenebilir. Uygulamaya bakıldığında iyimser olmamızı gerektiren hiçbir ölçüt yok. Toprak koruma kuralları ileride tarım arazilerinin amaç dışı kullanılmasının hukuki temelini sağlayacak izlenimi veriyor ve bu kanıyı güçlendiren uygulamalar fazlasıyla var.

BÜYÜKLERE SİGORTA DESTEĞİ


AKP; "Çiftçilerimizin karşı karşıya olduğu pek çok riski güvence altına alan ve primlerin yüzde 50'sinin devlet tarafından ödendiği devrim niteliğindeki Tarım Sigortası Kanunu" çıkardı. AKP hükümetinin çıkardığı Tarım Sigortası Yasası'nın mevzuatı, çiftçileri değil, sigorta şirketlerini gözetecek şekilde düzenlenmiş bir yasadır. Kapsamı dar tutuldu. Örneğin kuraklığa karşı sigorta yapamayan şirketlere çiftçilerin bir yaptırımı olamıyor, bir de bunca ekonomik, sosyal ve siyasal baskı altında tutulan küçük ve orta ölçekli çiftçiler prim yatıracak para bulamadıkları için sigorta yaptıra-mıyor. Sigorta yaptırabilecek şirketlerle büyük toprak sahiplerinin sigorta priminin yarısını devlet karşılayarak şirkedere ve büyük toprak sahiplerine bu yönden de destek vermiş oluyor.

ÇİFTÇİLERE TOHUM ÜRETİMİ ENGELİ

AKP; "Tohumculukta dışa bağımlılığa son verilmesini sağlayacak olan Tohumculuk Kanunu" çıkardı. Tohumculuk Kanunu ile yurtiçinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verildi. Çiftçilerin ürettiği tohumları satmalarına engel getirildi. Çiftçilere ürettiği tohumu satmamak kaydıyla, sadece ailesinin ihtiyacı kadar, sınırlı tohum üretmesine izin verildi. Çiftçiler aralarında pazarda tohum alıp satamaz hale getirildi. Sadece çiftçilerin aralarındaki parasız değiş tokuşa izin verildi. Devlet-kamu tohum üretim alanının dışına çıkarıldı. Kamu, tohumun sertifikalandırma, ticaret ve denetimini şirketlere bıraktı. Şirketlerle çiftçiler arasında çıkacak anlaşmazlıklarda, devlet değil, tohum şirketlerinin oluşturduğu Tohumcular Birliği yetkili kılındı. Yasa; çiftçilerin tohum ihtiyaçlarını sağlamaları için tek adres olarak tohum şirketlerini gösteriyor. Çiftçileri ihtiyacı olan tohumu şirketlerden karşılamaya mecbur bırakıyor.

Tohumculuk Yasası bilindiği gibi çiftçinin çiftçilikle bağını koparma içeriklidir. AKP bu kanuna ilişkin "çıkardığımız bu kanun, hükümet olarak yanlışımızdır" diyerek geri çekip çiftçiler lehine yeniden düzenleyip çıkarma samimiyetini göstermelidir.

ORGANİK TARIMDA SORUNLAR

AKP; "Katma değeri yüksek ve dış talebin yoğun olduğu organik ürün ve girdilerin üretiminin geliştirilmesini sağlayacak olan Organik Tarım Kanunu" çıkardı.

Organik Tarım Yasası'nın sertifikalandırma işlemlerini şirketler eliyle yürütmeye yasal güvence getirdiği ve kamunun sertifikalandırmada devre dışı bırakıldığının yanlışlığından hiç söz edilmiyor. Yasa genel olarak olumlanıyor. Organik tarım sonunda elde edilen sağlıklı ürünlerin yetiştirildiği ülkelerdeki yurttaşların kolayca tüketebilmeleri için hiç bir çözüme yasada yer verilmiyor. Zaten bildirgede;" dış talebi yoğun" demekle yurttaşını sağlıklı gıdayla buluşturma hedefli olmadığını belirtiyor. Gelişmiş ülke yurttaşları için sağlıklı gıda üretemeye teşvik eden bir yaklaşım egemen.

Kimyasala dayalı endüstriyel tarımın neden olduğu sağlık sorunlarının yarattığı paniği ranta dönüştürmeye çalışan şirketlere karşı merkezi bir politikaya da yine yasada yer verilmemiş.

Organik tarımın esasında sürdürülebilir köylü tarımı olduğu, bu tarım tarzının sürdü-rülebilinmesi için yani çiftçilik mesleğinin yürütülmesi için de yine hiçbir politik, ekonomik ve sosyaî bir öngörü yasada yok. Daha çok idari düzenlemelerin yapıldığı yasada, kamunun çiftçilere organik tarım konusunda eğitim desteği verilmesi bile (yaptırım düzeyinde) yer almıyor.

Organik tarım yapmayan çiftçiye dekar başına 10 YTL, organik tarım yapan çiftçiye 13 YTL gibi düşük bir destek öngörülüyor. Verilen bu destek de ek bir destek değil, çiftçiler için belirlenen genel desteğin içinde birinin desteğini azaltıp diğerine verme biçimindeki yanılsama yaratılarak verilen bir destek. Desteğin bu kadar düşük ve simgesel kalması çiftçileri organik tarıma özendirici değil. Sadece Ziraat Bankası'ndan kredi kullanılması halinde faizinin yüzde 60'ını devletin karşılaması durumu var. Ziraat Bankası'ndan kredi kullanabilme koşullarına bakıldığında büyük çiftçilerin ve şirketlerin kullanabileceği bir düşük faizli kredi mekanizması oluşturulmuştur, denilebilir. Organik tarımın şirket tarımcılığı değil, aile tarımı olduğunu düşündüğümüzde uygulamanın organik tarımın ruhuna aykırı bir düzenleme olduğu görülüyor.

AKP; "Tarım ürünleri ticaretini kolaylaştıracak, ürün borsalarını geliştirerek vadeli işlemler ve opsiyon borsasında vadeli tarım sözleşmelerinin işlem görmesini ve üreticilerin fiyat dalgalanmalarından etkilenmelerini önleyecek Lisanslı Depoculuk Kanunu" çıkardı. Yasa ABD'den kötü kopyalanmış bir yasadır. ABD'deki Lisanslı Depoculuk Yasası ile çiftçiler; ürettiği ürünleri depoya teslim ederler. Teslim ettiği ürünün karşılığında, ürün miktarını ve kalitesini gösterir bir belgeyi alırlar. Alınan bu belgeyle istenirse bankaya başvurulur. Banka, o yıl için belirlenmiş ürün taban fiyatı üzerinden, ürün tutarının yüzde 70 karşılığı kadarını çiftçiye kredi olarak hemen öder. Verilen bu kredinin faizi yok denecek kadar düşüktür. Böylece çiftçiler, ürün hasadının hemen ardından, hem ihtiyacı olan nakit paraya kavuşmuş hem de nakit ihtiyacı için ürününü düşük fiyata elden çıkarmamış olur. Ürün piyasada taban fiyatından daha yüksek fiyata ulaştığında, depoya teslim etmiş oldukları ürünün tamamını belgeye dayalı olarak satabilirler. Satıştan elde ettikleri parayla önce bankaya kredi borcunu öderler. Ürünü piyasada en yüksek değere ulaştığında satış yaparak, aradaki farkı kazanç olarak alırlar. Yani ABD'deki Lisanslı Depoculuk Kurumu çiftçinin sorununu çözmeye ve çiftçiye kazandırmaya kurguludur. AKP hükümetinin çıkardığı Lisanslı Depoculuk Yasası ile; çiftçiler, ürettiği ürünü depoya teslim edecekler. Depoya teslim ettiği ürünün karşılığında kendilerine bir belge verilecek. Ancak, o belgeyle ABD'de olduğu gibi bankalardan düşük faizli kredi alamayacaklar. Ürün için taban fiyat be-lirlenmeyecek. "Kendine bir tüccar bul, kaça satarsan sat" denilerek, çiftçi piyasaya karşı korumasız bırakılacak. Ayrıca ürününü sattığı zaman ile teslim ettiği zaman arasındaki sürenin depo kirası da çiftçiden alınacak. AKP hükümetinin çıkardığı Lisanslı Depoculuk Yasası çiftçinin sorununu çözmeye değil, şirketlere kazandırmaya kurguludur.

Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) ise Türkiye gerçekliğine ve kültürüne uygun olmadığı için zaten işlem yapabilmiş de değildir.

KOLEKTİF ÜRETİME ENGEL

AKP hükümeti çıkardığı Üretici Birlikleri Yasası ile Birlik üyelerinin kolektif üretim yapmasını engelliyor. Tüm üyelerin birliklere üye olmalarını düzenliyor ancak birliklerin üyelerin ürettiği ürünleri işleyebilecek sanayi tesisleri kurmasını önlüyor. Birliklerin, üreticilerin kullandıkları girdileri (ilaç, gübre vb) iç veya dış piaysadan toptan alıp üreticilere dağıtması engelleniyor. Üretici- tüketici ilişkisinin doğrudan kurulabilmesi için aracıların ortadan kaldırılmasını bu yasa sağlamıyor. Çiftçilerin adına teker teker olmak kaydıyla sözleşme yapabilmesinin önünü açıyor, ancak birliklerin tüm üyeleri adına sözleşme imzalanmasını yasaklıyor. Birliklerin gelirinden üyelerine pay dağıtması engelleniyor. Ayrıca hükümetlerce tarımla ilgili olan ve onaylanmış uluslararası sözleşmeleri aynen kabul etme ve gereğini yapma zorunluluğu getiriyor. Yasa, üreticilerin birliğini tesis edici değil, adeta dağıtma maksadı çıkarılmış bir yasa gibi...

İşte AKP hükümetinin reform niteliğinde diye değerlendirdiği yasaların içeriği bunlar...

AKP; "Hedefimiz, tüketimdeki eğilimleri yakından izleyerek, gelişmeleri bir "erken uyarı" mantığıyla küçük ve orta ölçekli üreticimize ileten bir yapı oluşturmaktır" diyor.

AKP hükümetinin çıkardığı yasalara bakıldığında, çiftçiliği ortadan kaldırmaya kurgulu olduğu açıkça görülüyor. Yani söylenen başka yapılan başka.

SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİ

AKP; "Toprak ve su kaynaklarının etkin kullanılmasına dönük yöntem ve araçlara öncelik verilecektir. Bilinçli sulama için geliştirmeye başladığımız yağmurlama ve damlama sistemi yatırımlarını desteklenmeye devam edeceğiz. Sulama projelerine öncelik vererek rasyonel hale getirecek ve bu projelere yeterli kaynak tahsis edeceğiz. Barajı bitirilen projelerin, sulama ve bakım kısmını özel sektörün yatırımına açacağız" diyor.

Toprak ve su kaynaklarının doğru ve etkin kullanılmasına dönük destekler doğru bir yaklaşımdır. Ancak sulanabilecekken sulana-mayan arazilerin suyla buluşturulması için bütçeye konulan ödenek azdır. Bütçeden ayrılan bu ödenekle sulanabilecek arazilerin tamamını sulayabilecek duruma getirmek için 80 yıla ihtiyacımız var. Bitirilen barajların çiftçi örgütlerine ve kamunun yönetimine değil de özel sektöre devredilmesinin düşünülmesi suyun ticarileştirilmesidir, yanlıştır. Çünkü parası olanların topraklarını sulayabilecekleri yeterli parası olmayan küçük ve orta ölçekli çiftçilerin barajlar su dolu bile olsa arazilerini sulayamayacaklarını gösteriyor.

ÇİFTÇİLER ŞİRKET KÖLESİ OLACAK

AKP; "Pazar garantili sözleşmeli üretimi yaygınlaştıracak tedbirler uygulanacaktır" diyor. IMF ve Dünya Bankası patendi yapısal uyum programlarıyla piyasayı düzenleyecek tarımsal KİT'ler önceki hükümetier tarafından özelleştirildi. Çiftçi piyasada yalnız başına bırakıldı. AKP "bu yapılanların yanlış olduğunu biliyorum, düzelteceğim" diye köylünün oylarına talip oldu ve aldı. Ancak hükümet olduktan sonra piyasayı düzenleyen alım

kuruluşlarını oluşturmadı. Üreticinin üretime başlayabilmesi ve üretim sürecinde gereksinimi olan düşük faizli tarımsal kredi ve diğer girdiler için sübvansiyon uygulamadı. "Geçmiş hükümetlerin bıraktığı yerden IMF ve Dünya Bankası politikalarının bir sonraki aşaması şirketlere mahkûmiyet anlamına gelen sözleşmeli üreticiliği yaygınlaştıracağız diyor. Yani IMF ve Dünya Bankası'nın çizdiği yolun dışına çıkmayacağız. Çiftçileri şirketlerin kölesi yapacağız" diyor.

TOPRAKLAR OTOMOBİLLER İÇİN

AKP;"Dünyada önemi giderek artan Enerji Tarımı geliştirilerek yaygınlaştırılacak, tarım ve diğer sektörlerin ihtiyaç duyduğu biyoeta-nol ve biyodizel üretimi teşvik edilecektir" diyor.

Enerji tarımı, otomobiller ve endüstriye enerji üretme kaynaklı yaklaşımdır. İnsanların ve hayvanların beslenmesini sağlayacak gıda üretimi yerine otomobillere yakıt sağlama amaçlı arazilerin tahsis edilmesi anlamındadır; kabul edilemez. Çünkü arazilerin enerji tarımı için tahsisi gıda üretimini ve arzını azaltacağı, dolayısıyla gıda fiyaüarının yükselmesine ve yoksulların gıdaya erişimini güçleştirecektir.

"İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" görüşünü benimseyen AKP için bu biyodizel, biyoetanol yaklaşımı "otomobilleri yaşat ki, otomobil sanayisi yaşasın"a dönüşüyor. Dünyadaki moda yaklaşım olan biyodizel, biyoetanol üretimi çevreye dost olduğu yaklaşımıyla kamuoyunda yaldızlanmaktadır. Bu görüş, tamamen doğru olmayan bir görüştür. Biyodizel ve biyoetanol üretimi için tahsisi edilecek arazilerin neden olacağı açlığın yanında bu arazilerde yapılacak tek tip üretimin kendisi başlıba-şına çevresel kirliliğin ve küresel ısınmanın sebebidir. Bu konuda dünyadaki esen moda rüzgârın eddsinde söylenmiş bir söylemden başka bir şey değildir.

DEMOKRATİK KOOPERATİFLER

AKP; "Organize Tarım Bölgeleri projelerini uygulamaya geçireceğiz. Yerli tohum geliştirme çalışmalarına azami önem ve destek vererek, özel sektörün de bu yöndeki çalışmalarını teşvik edeceğiz" diyor.

Organize Tarım Bölgeleri de kulağa hoş gelen bir söylem. Ancak çiftçilerin gerçek anlamda işleyen, işleyecek olan yapısı demokratik, işleyişi demokratik kooperatiflere ihtiyacı var. Bu konuda yasal düzenlemeler yapmayarak özel sektörün gıdada egemenliğini oluşturmaya yönelik çabalar üreticileri sömürmekten/özel sektöre sömürtmekten başka işe yaramaz.

Çiftçilerin ihtiyacı, üretimden pazarlamaya egemen olacakları demokratik yapılar, yani kooperatiflerdir. Yoksa üretimi yapıp çekilen değil. Ürettiğini işleyen, ambalajlayan ve tüketiciye ulaştıran yapılara yani demokratik kooperatiflere ihtiyacı var. Ürettikleri ürünlerini satarken, pazarlık gücü bile olmadan elinden yok pahasına alacak olan çiftçilerin, Organize Tarım Bölgelerinde desteklerle semirtilmiş, orada alıcı kuş gibi konumlanmış özel sektöre de Organize Tarım Bölgelerine de ihtiyacı yoktur.

AKP, hükümet olduğu dönemde tohum yönetiminin tamamına tohum şirketlerini egemen kılacak Tohumculuk Yasası'nı çıkardı. Şimdi seçim arifesinde seçim bildirgesinde yerel tohumu geliştirecek çalışmaları özendireceğiz diye yazıyor. Bu, çıkardığımız Tohum Yasası yanlış olmuştur anlamında söylenmiş-se doğrudur. Yoksa inandırıcılıktan uzak seçim arifesinde öylesine söylenmiş bir sözden öte bir şey olarak görmemek gerekir.

'ZİHNİYET DEĞİŞİMİ' İYİ YÖNDE DEĞİL

AKP; "Hayvancılık sektöründe büyük bir potansiyele sahip olan ülkemizin rekabet gücünü artırmak için başlatmış olduğumuz zihniyet değişimini kararlılıkla devam ettireceğiz" diyor. AKP'nin sözünü ettiği zihniyet değişikliği; çiftçiliği ortadan kaldırma, tarımı şirketleş-tirmedir. Yani "zihniyet değişimi" iyi yönde değil.

» Üretim değil, ithalat bakanlığı


AKP; "Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nı günün şartları ve AB'ye uyum çerçevesinde yeniden yapılandıracağız" diyor. Bir süredir IMF ve Dünya Bankası'nın önermeleriyle köylerden ve köylerin işlerini yapmaktan çekilen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nm isminden Köyişleri kelimesini çıkarmak için çalışmalar yapıldığı kamuoyuna yansıdı. Bunu AB'nin isteğiymiş gibi sunmak doğru bir yaklaşım değil. Türkiye'yi gıdada yeterlilikten uzaklaştıran IMF, DB güdümlü yapısal uyum programlan ile AB OTP güdümlü İlerleme Raporları ile artık Tarım ve Köyişleri Bakanlığı üretime yön vermekten çıkmış, ithalatı düzenleyerek halkı aç bırakmamak için uğraşmaktadır.

***

CHP, AB-IMF-DB'den bağımsız değil

Çiftçi üretimden pazarlamaya uzanan zincirde sözleşmeli üretici pozisyonunda kalmışsa, zincire üretimden pazarlamaya şirketler egemen olur. Çiftçinin şirketlere bağımlılığı artar, sömürülmesi katlanır. Ancak CHP bu konuda henüz net değil...

CHP; "Çiftçimizin yoksullaşmasına, doğaya teslim olmasına, serbest piyasa koşullarında kaderine terk edilmesine, "çiftçiyi yok sayan anlayışa" son vereceğiz. Çiftçimizi refaha kavuşturacağız" diyor. Bu söylemler hoş söylemler. Çiftçinin gönlünü okşayan sözler. Ancak bu hoş sözlerin etkisi çiftçinin üzerinde çok kısa süre kalır, gök kubbede de hoş bir seda olarak kaybolur, gider. CHP, IMF, DB Yapısal Uyum Programları ile AB Ortak Tarım Politikası İlerleme Raporu ve onun isteğiyle çıkarılan sözde "tarımda ulusal programları" uygulayarak mı çiftçiyi refaha kavuşturacak yoksa uygulamayarak mı, çiftçi bunu bilmek istiyor. Çiftçinin serbest piyasa koşullarına terk edilmesine, 'çiftçiyi yok sayan anlayışa 'son vereceğiz" diyor. Ancak serbest piyasanın kendisi olan ürün borsalarını geliştireceğini söyleyen de yine CHP. Anlaşılan CHP'nin serbest piyasa konusunda kafası karışık.

CHP, söze "tarım yük değil, Türkiye'nin gücüdür" diye başlıyor. Tarımı ekonomi için bir güç, toplum için sosyal bir olanak ve kendi kendini döndüren yararlı bir faaliyet olarak görüyor.

CHP, salt AKP'nin tarımdaki, yanlış politikalarının karşısındaki doğruları söyleyerek tahribatın önemli bölümüne hem açıklık getiriyor hem de karşıtını söyleyerek kökten çözücü olmayan geçici çözümler üretiyor, seçim bildirgesinde.

IMF ve Dünya Bankası'nın bazı yaptırımlarına karşı çıkıyor ama tarımın tahribatına hız kazandıran Kemal Derviş için özeleştiride bulunmuyor. Tarıma ilişkin kimi çözüm önerileri IMF ve Dünya Bankası yapısal uyum programıyla ör-tüşüyor. IMF ve Dünya Bankası politikalarıyla arasına çizgi çekmiyor. IMF ve Dünya Bankası yaptırımlarına paralel önermelerde bulunan AB Ortak Tarım Politikası İlerleme Raporları'na ilişkin sözü yok.

Evet, CHP Türkiye tarımını nasıl görüyor, çözüm olarak ne öneriyor, bakalım.

ÇİFTÇİ, DERVİŞ ELEŞTİRİSİ BEKLİYOR

CHP, "5 yılda çiftçi unutuldu, tarım çökertildi. Gelişmiş ülkeler tarım ve hayvan üreticilerini korur ve desteklerken, teslimiyetçi politikalara tutsak olan iktidar, tarımsal üretimi, hayvancılığı ekonomimizin yüküne dönüştürdü. Bu durumu kabul etmiyoruz!" diyor CHP, tarımın tahribatının son 5 yılda yapıldığından söz etmekle, tarımın tahribat başlangıcını yanlış yerden başlatıyor. Tarımın tahribatı için 24 Ocak Kararları ile 1980'de düğmeye basıldığı kamuoyunca paylaşılan bir kanıdır. Son 5 yılda tarımda tahribat hız kazanmıştır, denilebilir. Son 5 yılda çiftçi unutuldu, tarım çökertildi demek, AKP öncesi hükümetlerin tarımda yaptıkları tahribatı aklamak anlamına gelir. Son 5 yıl tarımda uygulanan yıkım politikalarının yol haritasını çıkaran Kemal Derviş idi. Derviş'i partisine alıp Meclis'e taşıyan CHP'dir. Dolayısıyla son 5 yılda tarımda uygulanan politikalardan en az şikâyetçi olması gereken partinin CHP olması gerekirdi. CHP tarımdaki yol haritasının mimarını bünyesine aldığı için tarımın tahribatından en az AKP kadar sorumlu ve vebal altındadır. Çiftçiler, Derviş için CHP'den haklı olarak özeleştiri bekliyor.

CHP'NİN OKUMASI EKSİK VE YANLIŞ


CHP, "Tarımda üretim planlaması yok, hangi ürünün ne için, nerede ve ne kadar üretileceği tamamen çiftçinin inisiyatifinde bulunuyor" diyor. Tarımda planlamanın bulunmadığı bilinen ve söylenegelinen bir gerçek. CHP tarafından bir kez daha dile getirilmesi, unutturulmaması, gündemde tutulması bakımından iyi oldu.

CHP'NİN TARIM FOTOĞRAFI

CHP, "Tarım toprakları amaç dışı kullanılıyor. Tarım topraklarında erozyon sorunu var. Sulanabilecek tarım alanlarının yüzde 40'ına su gö-türülemedi; sulanan alanlarda da yanlış ve fazla sulamadan ötürü çoraklık, tuzlanma ve erozyon giderek ağırlaşıyor. Üretici örgütlenmesi yetersizdir. Tarımsal kamu örgütlenmesi yetersiz olup, yetldler 8 ayrı bakanlığa dağılmıştır.

Pamuk, yağlı tohumlar ve tüm hayvansal ürünlerde ciddi üretim eksikliği bulunuyor. Son 5 yılda tarımsal üretim artışı ortalaması yüzde 1,4 olup, nüfus artışının altında kaldı. Türkiye'nin var olan tarımsal üretim yapısı, meyve-sebzeyle koyun eti dışında bitkisel ve hayvansal üretim alanlarının tümünde AB ile rekabet gücümüzün olmadığını gösteriyor. Tarımdaki büyük potansiyelimize rağmen son 5 yıldır bu sorunlara çözüm getirilmedi; tarım büyük ölçüde desteksiz, çiftçimiz ise korumasız bırakıldı" diyor.

FOTOĞRAF DOĞRU, OKUMA YANLIŞ


CHP, tarımın içinde bulunduğu durumun fotoğrafını yukarıdaki gibi çekti. Fotoğraf bazı eksiklikleri içerse de büyük oranda doğru. Ancak çözüm olarak "Tarıma ve hayvancılığa güçlü destek vereceğiz; çiftçimizi ezdirmeyeceğiz" demesi tek başına çözüm için yetersiz. CHP nasıl ki tarımın tahribatını son 5 yıla indirgiyor, faturayı yalnız başına AKP'ye keserek yanlış yapıyorsa, tarımın tahribatını yalnız desteksizliğe yorumlayarak açıklaması da eksik ve yanlış. Yani fotoğraf doğru, fotoğrafın okunması eksikler ve yanlışlıklar içeriyor.

DESTEK İKİ KATINA ÇIKARILACAK

CHP; "Tarıma desteği, bugünkünün iki katına çıkaracağız: Her yıl çiftçimize, tarım ve hayvancılığa GSMH'nin yüzde 2'si oranında, bugün uygulanmakta olanın iki katı düzeyinde, "tarımsal destek" sağlayacağız" diyor.

CHP'nin böyle bir destek öngörmesi güzel bir öngörü. Çiftçilerin bu konuda CHP'yi takibe alacaklarından kimsenin kuşkusu olmasın.

TARIM SEKTÖRÜNDEKİ ARIZALAR

CHP, "Ekonomik değeri üstün ikame ürünlerin üretimini destekleyeceğiz. Çiftçimizin ürettiği ürünlerin maliyetini düşürüp, verimini artıracağız. Çiftçi, ürettiği her üründen hak ettiği bedeli ve primi zamanında alacak, ürünü elinde kalmayacak. Çiftçiye prim desteğini ekim döneminden önce ilan edeceğiz. Ülkemizin gerçekleri ve piyasaların talepleriyle uyumlu arazi kullanımı ve tarımsal ürün planlaması gerçekleştireceğiz; etkin olarak uygulanmasını özendireceğiz. Tarım ve hayvancılıkta verimin ve rekabet gücümüzün artırılmasını hedef alacağız. Verimli tarımsal üretim için arazi toplulaştırılma çalışmalarını destekleyip, hızlandıracağız.

Sulu tarım altyapısını yaygınlaştıracağız, sulanabilecek topraklarımızı 10 yılda suya kavuşturacağız. Örtü Altı Tarım (seracılık) ile Ekolojik Tarımı geliştireceğiz; ihracata yönelik olarak destekleyeceğiz."

Yukarıda sıralananlar tarımımızdaki arızalar. Bu tespitlerin çoğu doğru. Ancak "ekonomik değeri daha üstün ikame ürünlerin üretimini destekleyeceğiz" öngörüsü yanlış. Çünkü bu yaklaşım bizi yerel ürünlerimizden caydırıcı işlev görecektir. Ayrıca ülkemizin gerçekleri ve piyasaların talepleriyle uyumlu arazi kullanımı ve tarımsal ürün planlaması gerçekleştireceğiz; etkin olarak uygulanmasını özendireceğiz öngörüsü hangi toprakta hangi ürün yetiştirileceğine şirketlerin karar vermesini getirecek. Çiftçilerin topraklarında ne ekeceklerine karar vermemelerine neden olacak dolayısıyla çiftçileri özgürleştirmeye-cek, şirketlere daha da bağımlı kılacaktır.

Ayrıca "ihracata yönelik olarak destekleyeceğiz" önermesi yanlış önermedir. Çünkü yurttaşının yerine dışardan gelecek dövizi tercih eden ve onu önceleyen bir öngörüdür. İktidarı teslimiyetçi politikalarından dolayı eleştiren CHP'nin IMF, DB ve DTÖ'nün en çok savunduğu ihracata yönelik üretimi geliştireceğini söylemesi, "aslında yok birbirimizden farkımız" der gibi.

KOTALAR HAKSIZ VE İNSAFSIZ

CHP, "Haksız ve insafsız ölçüdeki kotaları makul düzeye getireceğiz" diyor. Üretimde kotaların kaldırılmasını savunmamak, kısmi iyileştirmeleri öngörmek eksik bakıştır, çiftçiler için tam bir çare değildir. Çiftçiler için kotasız özgürce üretme seçeneği öngörmüyor.

CHP VE KOOPERATİFLER

CHP, "Tarım Satış ve Kredi Kooperatiflerini ve Birlikleri'ni, çiftçinin tüm girdi ihtiyacını zamanında ve uygun fiyatla karşılayacak yapıya kavuşturacağız. Tarım Kooperatifleri'ni ve Kooperatif Birlikleri'ni destekleyeceğiz. Çiftçilerin kooperatiflerde gönüllü olarak bir araya gelmesini özendireceğiz. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri'ne hiçbir maddi destek yapılmayacağı hükmünü içeren 4572 sayılı yasayı değiştireceğiz. Birliklerin zamanında alım ve gereğince stok yapabilmeleri için yeterli miktarda düşük faizli krediye ulaşabilmelerini, ürünün çiftçimiz ve ekonomimiz için en iyi şekilde değerlendirilmesini sağlayacağız. Kooperatif işlemlerinden vergi almayacağız" diyor.

Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri hakkındaki 4572 sayılı kanunu çiftçiler ve örgütleri lehine değiştirme düşüncesi çok yerinde, doğru yaklaşım. 4572 sayılı Kanun Kemal Derviş'in çıkardığı 15 günde 15 yasa içindeki 15 yasadan biri. Derviş'in yanlışını düzelterek pratikte özeleştiri verecek olması CHP için artı bir puan olarak görülmelidir.

KÜÇÜK ÇİFTÇİLER DÜŞÜNÜLMELİDİR

CHP, "Tarıma Güçlü Destek Projemiz çerçevesinde, Ziraat Bankası kredilerine enflasyon altında faiz uygulanmasını sağlayacağız" diyor. Ziraat Bankası'nı tekrar çiftçilere kredi veren bir banka gibi görüp işlevlendirmeyi düşünmek yerinde belirleme. Kredi koşulları gereği sadece büyük toprak sahiplerinin erişebilmesi, küçük ve orta çiftçileri yok edecektir. Kredi koşulları küçük çiftçilerin de yararlanacağı hale dönüştü-rülmezse kredi faizlerinin enflasyonun altında belirlenmesinin küçük çiftçiler için yararı olmayacak. Küçük ve orta ölçekli çiftçilerin toplam çiftçi sayısına oranı yüzde 8o'lerin üzerinde.

CHP SERBEST PİYASADAN YANA


CHP; "Tarım sigortasını yaygınlaştıracağız. Küçük üreticilerin sigorta primini devlet olarak karşılayacağız" diyor. Sigortaların kapsamının genişletilmesi gerekiyor. Küçük üreticilerin primlerinin devlet tarafından karşılanması düşüncesi küçük üreticiliğin sürdürülmesinden yana olması nedeniyle tarımın ve tarımcının yararına yaklaşım. Sigorta yapımında devlet tarafından karşılanan bölümü için sertifikalı tohum, hayvanlar için de hayvan kayıt sistemi koşulu aranması yanlış yaklaşım. Küçük köylü üretiminin yaşam şansını kısıtlayıcı koşullar bunlar.

CHP'DEN TİCARİ BAKIŞ

CHP, "Ürün borsalarını yaygınlaştıracağız ve etkinlik kazandıracağız. Lisanslı depoculuk hizmetlerini etkinleştireceğiz. Üreticiyi fiyat hareketlerinden korumak için avans ödeme (ön ödeme) sistemini geliştireceğiz" diyor.

Lisanslı Depoculuk tüccara çiftçinin sırtından yeni kazanç-sömürü olanağı sağlıyor. Kamunun sürdürdüğü bu kamusal görevi ticarileş-tirmekten başka bir şey değildir. CHP bu öngörüsüyle tarımda serbest piyasacıyım diyor.

ÇİFTÇİNİN SÖMÜRÜLMESİ KATLANIR


CHP, "Ekonominin taleplerini, toplumun ihtiyaçlarını karşılayan tarımsal üretim yapısını hedefleyeceğiz. Tarımsal üretim, pazar ve ürün işleme süreçlerini bütünleştireceğiz" diyor.

Tarımda üretimden pazarlamaya zincirin bütünleştirilmesi doğru bakış açısı. Ancak bu zincire kimin egemen kılınacağı kararı o partinin; doğru bir politik yönelim içinde olup olmadığının göstergesi olur. Çiftçi bu zincirde sözleşmeli üretici pozisyonunda kalmışsa bu zincire üretimden pazarlamaya şirketler egemen olur. Çiftçinin bağımlılığı artar, sömürülmesi katlanır. Yok, üretimden pazarlamaya zincire çiftçi egemen kılınırsa çifti özgürleşir ve sömürülmekten kurtulur.

TOHUM İTHALATÇISI OLMAYACAĞIZ


CHP; "Ürün üretim desenini değiştireceğiz. Ülkemizi 5 yıl içinde yağlı tohum ve pamuk ithalatçısı olmaktan kurtaracak politikalar uygulayacağız" diyor. Uygulanan tarım politikalarıyla tarımda çiftçilik kalkıyor, tarım şirketleşiyor. Şirketleşen tarımda ürün deseni şirketlerce belirlenir duruma geliyor. Ürün desenin değişmesi bir yandan şirket tarımcılığının elini rahatlatırken diğer yandan çiftçilerin topraklarında ne ekeceklerine ilişkin karar vermede alıkonuluyor. Ürün üretim deseninin değiştirilmesi öngörüsü ekolojik dengede tahribat yaratır. Ürünlerin yetiştirildiği yerlerde verimliliğin artırılması için ekonomik ve eğitim desteği yapılması doğru olur. Ekoloji yağlı tohum ve pamuk üretimine uygundur. Bu ürünlerde doğru bir fiyat ve prim politikasının uygulanması halinde her iki üründe de yeterliliği yakalayabiliriz. CHP'nin öngörüsü doğrudur.

MEYVECİLİK HER YIL TOKAT YİYOR


CHP, "Meyveciliğe önem vereceğiz, ihracat desteklerini yükselterek meyve ihracatını artıracağız. Zeytinciliğin geliştirilmesini, zeytinyağında dünya markası yaratılmasını hedef alacağız. Sofralık dane zeytine de prim vereceğiz" diyor. Birçok meyve üretiminde Türkiye'nin üstünlüğü var. Ancak meyvecilikte uygulanan yanlış politikalar nedeniyle üreticiler belirsiz ve kuralsız piyasadan her yıl 'tokat' yiyor. Bu sorun çözüm bekliyor. Bu konuda CHP'nin öngörüsü yok. Ancak destekleme ve prim öngörüleri yerinde belirlemeler.

TOHUMCULUK YASASI NE OLACAK?

CHP, "Hububat, yağlı tohumlar, çeltik ve yem bitkileri üretiminin artırılmasını sağlayacak önlemler alacağız, tohum ıslahını ve üretimini yaygınlaştıracağız" diyor.

Bildirgede bu konuda düzenleyici olan Tohumculuk Yasası'nın yanlışlığından söz edilmiyor. CHP, Tohum Yasası'nı kaldıracağız, çiftçilerin lehine yeniden düzenleyeceğiz demiyor. Bu yasayı değiştirmeden tohum ıslahı yapmasının yararı olmaz. Çünkü Tohumculuk Yasası ile tohumun üretiminden pazarlamasına şirketler egemen kılınmış durumda.

HAL YASASI'NA YENİ DÜZEN

CHP; "Hal Yasası'nı üretici lehine yeniden düzenleyeceğiz" diyor. Hal Yasası, çiftçilerin ürünlerini düşük fiyata elerinden alınmasına hizmet etmesinin yanında çiftçilerden ürün çıktıktan sonra hal ortamında oluşan yüksek fiyatla çiftçi çok kazanç elde ediyormuş yargısı halkta yer ediyor. Tüketicileri ve üreticileri sömüren bu sistemin değiştirilmesinin düşünülmesi üretici ve tüketici yararına olacak.

KAÇAK ÇAYA GEÇİT YOK

CHP, "Çaya hak ettiği fiyatı ve primi vereceğiz. Kaçak çay girişini önleyeceğiz" diyor. Kaçak çay, üreticimiz için ciddi sıkıntılara neden oluyor. Kaçakçılığı önleme hükümetlerin asli görevleri arasında. Partilerin kaçakçılığı önlemeyi vaatleri arasında sıralaması ülkemize özgü bir durum olsa gerek.

EKOLOJİK ÜRETİM İHRACATA YÖNELİK


CHP, "Ekolojik tarımı önemseyeceğiz, ihracata yönelik olarak destekleyeceğiz" diyor. Ekolojik tarımın önemsenmesi güzel. Ancak ihracata yönelik destekleyeceğiz yaklaşımı kendi yurttaşını sağlıklı ürünle buluşturmaya öncelik vermeyen doğru olmayan bir yaklaşım. Ekolojik tarımın merkezi bir politika olarak ele alınması ve bunun sonucu olarak eğitim müfredatının ekotarıma göre düzenlenmesi, ekotarımın uygulanan endüstriyel tarımla, plan içinde yer değiştirmesi çiftçilerin, tüketicilerin, toprağın ve suyun yararına. CHP'nin ekolojik tarımı önemsemeyi bu kapsamda ele alması yararlı. Ne yazık ki önemseme derecesini, başka ülkelerin yurttaşları için sağlıklı ürün üretme çerçevesinde ele alıyor, öyle görüyor.

MERA ISLAHI YETERSİZ ÖNLEM


CHP; "Hayvancılığı canlandıracağız. Hayvancılığın, hayvan yemi üretimiyle birlikte ele alınmasını sağlayacağız. Mera ıslahına hız kazandıracağız. Meraların talanına son vereceğiz" diyor.

Hayvancılığın çöktüğü tespiti yerindedir. Hayvancılığın yeniden canlanması için sadece mera ıslahını çözüm olarak görmek yetersizdir. Mera ıslahı devletin asli görevidir. Çünkü bu konuda zaten üreticilerin ürettiği brüt üründen yüzde 1 mera ıslah fonu kesiyor, alıyor. Aldığı bu fonun karşılığında mera ıslahı zorunlu görevi haline geliyor.

Hayvan yetiştiricilerinin yeniden hayvancılığa yönelebilmesi ve dolayısıyla hayvancılığın gelişebilmesi için üretim girdisi yem için piyasayı düzenleyecek yapılara, yetiştiricilerin süt ve eti değerinde satabilmeleri için de piyasayı düzenleyecek kurumlara ihtiyacı var. Bu yapılar ve kurumlar oluşturulmadan salt mera ıslahına verilecek önemle hayvancılığımızın toparlanması mümkün değildir. Hayvancılığın canlanmasını hayvan yemi üretmek ve mera ıslahıyla sınırlı görmek ya sektörü yeterince bilmemek veya bu sektörde işleyen sömürü düzenine dokunmak istememektir.

KÖY TAVUKÇULUĞUNA YER YOK


CHP; "Tavukçuluğu geliştirmek için sözleşmeli tavuk üretimini düzene sokacağız. Tavukta ihracat desteğini artıracağız" diyor. Kuş gribi sonrasında soykırım benzeri yapılan tavuk itlafından sonra sürdürülebilir köy tavukçuluğu darbe aldı. Sürdürülebilir köy tavukçuluğunun sürdürülebilmesi için, eğitim, veterinerlik hizmetleri ve ekonomik destek ön görülmemiş. Tavukçuluğu sadece endüstriyel tavukçuluk olarak gören bakışın yansıması bildirgede var. Dolayısıyla köy tavukçuluğunun eko denge içindeki varlığı önemsenmemiş.

ENSTİTÜLER YENİDEN AÇILACAK

CHP; "Tarım Araştırma Enstitüleri'ni ve kapatılmış benzeri tohum ve tarımsal geliştirme amaçlı teknoloji enstitülerini yeniden açarak, geliştireceğiz ve tarımın hizmetine sunacağız. Tarım hastalıklarının önlenmesine yönelik mücadeleyi ülke çapında etkin olarak sürdüreceğiz" diyor.

Kapatılmış tarım araştırma enstitülerinin tekrar tarıma hizmet için açılmasını öngörmek yerinde bir politika. Ancak Tohumculuk Yasası orta yerde durursa bu araştırma enstitüleri devlet olanaklarıyla çiftçilere değil tohumculuk şirketleri yararına çalışacak demektir. CHP'nin bildirgesinde, Tohumculuk Yasası konusunda değiştireceğim diye bir söz söylememiş olması tohum şirketlerinden yana olduğunu gösteren bir durum. O zaman da tarımda önerdiği doğru şeylerin inandırıcılığı pek kalmıyor.

Yazı Dizisi Abdullah AYSU (Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Sözcüsü) tarafından BİRGÜN Gazetesi için hazırlanmıştır.

 

 
< Önceki   Sonraki >