Kabahatler Kanunu özellikle Anayasa mahkemesi tarafından iptal edilen maddeleri ile tartışıldı, konuyla ilgili olarak idare hukuku ve ceza hukuku teorisi açısından çeşitli incelemelere konu oldu. Ancak demokratik hak olan “gösteri ve yürüyüş hakkının” kullanılmasının doğal gereklerine ve afişleme faaliyetine karşı bu kanunun kullanılmasının yaratacağı sorunlar üzerinde tartışmalar henüz yaygınlaşmadı. Bu konuda incelemenin gösteri ve yürüyüş hakkı ve afiş asma örnekleri ile sınırlandırılması nedeni bu iki faaliyetin demokratik haklar arasında en tartışmalı ve fakat en yaygın kullanılan şekli olmasıdır. Bu nedenle yazımızda gösteri ve yürüyüş hakkı ile afiş asma fiili üzerinde durulacak ve örnekler üzerinden Kabahatler Kanunu ile bu haklar üzerinde yapılan sınırlandırmalar değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Toplandık, Yürüyoruz
Kamu düzenini, sağlığını, güvenliğini sağlamak, kamu ihtiyaçlarını tatmin gibi günlük “faaliyetlerin tümü” olarak tanımlanabilecek geniş bir faaliyet alanı içinde idare, tek taraflı olarak kararlar ya da tedbirler alabilme ve mahkeme kararlarına gerek olmadan uygulanmasını sağlayabilme yetkisiyle donatılmıştır. Kısaca idare, kamu düzenini, sağlığını, güvenliğini sağlamak, kamu ihtiyaçlarını tatmin gibi görevlerini yerine getirmede etki ve çabukluk gösterebilmek için yaptırım[1] yetkisine sahip olmalıdır.
Peki, “idari yaptırım içeren kanunlar açısından genel bir düzenleme olma amacıyla”[2] yapılan Kabahatler Kanunu’nun gösteri ve yürüyüş hakkının kullanılması sırasında yapılan faaliyetler açısından kullanılması sakıncası ne olabilir? Bunun değerlendirmesine geçmeden önce demokratik bir hak olarak anayasal bir güvenceye de sahip gösteri ve yürüyüş hakkı üzerine kısa bir açıklamada bulunulacaktır. Bu açıklamanın nedeni söz konusu hakkın düzenlendiği anayasanı 34. maddesinin dar yorumlandığı, 1982 Anayasa’sının yapıldığı dönemki toplumsal ve siyasal hayatın durumu da göz önüne alındığında düzenlemenin dar yorumlanması kadar madde hükmünün de zaten dar bir alan çizdiği konusunda çeşitli görüşlerin bulunmasıdır.[3] Bu nedenle Kabahatler Kanunu’nun bu hak üzerinde getirdiği sınırlamalar incelenmeden önce bu iki temel yasa da değerlendirilmelidir. Anayasanın 34. maddesi “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlığı taşır. Bu maddeye göre “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. (…) Toplantı ve yürüyüş düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir” denmiştir. Demokratik bir hak olan gösteri ve yürüyüşün nasıl, hangi şeklerde yapılabileceği ve bu hakkın çerçevesi 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun[4]da belirtilmiştir. Bu Kanun’un 1. maddesi kanunun amacını ve kapsamını belirtmiştir; buna göre kanun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usulleri belirleyecek temel yasadır. ‘Gösteri yürüyüşü’ ve ‘toplantı’ kavramlarının tanımlarının yer aldığı Kanun’un 2. maddesinde[5] “belirli konular üzerinde halkı aydınlatma” ifadelerinin manidar olduğu kanısındayım. Aydınlatma kelimesinin sözlük anlamı “bir yerin karanlığını giderip görünür duruma getirmek; bir konu üzerinde açık, seçik bilgi vermek; eğiterek aydın düşünüş kazandırmak” olarak belirtilmiştir.[6] Yani bir konuda bilgi vermek için yapılan etkinlik gösteri ve yürüyüşlerin temel maksadıdır. Bu amaçla insanlar yan yana gelirler, seslerini daha geniş kitlelere duyurmak için bağırırlar, yapacakları bilgilendirme faaliyeti için çağrıda bulunma gayesiyle afişlerini asarlar, bildirilerini dağıtırlar ve yan yana gelip yürürler, meydanlarda durup aydınlatma faaliyetinin bir parçası olmak ve aydınlanmak için kitlenin parçası olurlar. Gösteri yapmanın temel mantığında bir durumdan duyulan rahatsızlık, yaşanan bir gelişmeye karşı yan yana durma arzusu da bulunabilir. Bunun doğal bir nedeni egemen düşüncenin karşısında yer almaktır. ‘Egemen’ düşüncenin ya da diğer bir anlatımla iktidarın söyleminden farklı düşünenler bu söylemden farklı bir taleple seslerini egemene (iktidara) duyurmak isteyenler, taleplerinin haklılığını kanıtlamak ve ne denli bir kitle tarafından sahiplendiğini göstermek için yan yana gelirler. İlgili kanun da taleplerini paylaşmak ve bu nedenle sesini duyurmak isteyenlerin bunu hangi yollarla yapılabileceği konusunda yasal bir çerçeve belirlemiştir. Bu çerçevenin belirlenmesi anayasal bir hakkın kullanımı konusunda yol gösterici olmak ve yine Anayasada belirtilen sınırlar içinde uygulanmasını sağlamak işlevi görür. Bu çerçevenin geniş ya da dar yorumlanması ülke siyasetinin özgürlükler ve anayasal hakların uygulanması konusunda gösterdiği alan içinde değerlendirilir. Yukarı da sözü edilen anayasanın 34. maddesi üzerine yapılan tartışmaların, özgürlük ve temel haklara anayasada ve diğer kanunlarda verilen değerin ve önemin üzerinde odaklanmasının temel nedeni de budur. Yine bu çerçevede 1982 Anayasası’nın otoriter idare yapısı öngördüğü de dikkate alınmalıdır. Kabahatler Kanunu’nun incelenmesinin de bu kapsamda önem kazandığı kanısındayız. Bir Dirhem Özgürlük Bin Kabahat Örter Kabahatler Kanunu’nda ikinci kısım, “Çeşitli Kabahatler” başlığı taşımaktadır. Bu kısımda kabahat sayılan çeşitli idari suçlar isimleri ile anılmış ve bu suçların hangi merci tarafından cezalandırılabileceği ve bu cezaların en olduğu belirtilmiştir. Bu kısımda sayılan kabahatler madde başlıklarındaki isimlendirmeye göre “emre aykırı davranış, dilencilik, kumar, sarhoşluk, gürültü, rahatsız etme, işgal, tütün mamullerinin tüketilmesi, kimliği bildirmeme, çevreyi kirletme, afiş asma, silah taşıma” olarak sayılabilir. Elbetti ki bu sayılan idari suçların değerlendirmesinde başta Ceza Kanunu olmak üzere ilgili tüm mevzuat göz önüne alınmalıdır. Bizim incelememiz kapsamında emre itaatsizlik, gürültü, afiş asma suçları yer almaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi demokratik hakların sınırlandırılışında kanımızca, Kabahatler Kanunu’nun bu hükümleri nedeniyle önem kazanır. Emre İtaatsizlik “5326 sayılı Yasa’nın 32. maddesindeki emre aykırı davranış, 756 sayılı Yasa’nın 526. maddesindeki yetkili mercilerin emirlerine aykırılık suçunun, yeni kaleme alınmış kabahat fiilini oluşturmaktadır.”[7] Maddenin uygulanabilmesi için hükmün 2. fıkrasında belirtildiği gibi ilgili kanunda açıkça hüküm bulunması gerekir. Kısaca ilgili ayrı bir kanunda kabahatler kanununun 32. maddesinin uygulanacağı belirtilmemişse bu hükme göre ceza verilemeyecektir. “765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesine diğer kanunlardan yapılan yollamaların bu maddeye yapılacağı” maddenin 3. fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre söz konusu kabahatin oluşması için yetkili makamlarca verilmiş hukuka uygun bir buyruk bulunmalı, bu buyruk adli işler dolayısıyla ya da kamu güvenliği yada kamu güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesiyle verilmeli verilmelidir. Şüphesiz “adli işler dolayısıyla ya da kamu güvenliği yada kamu güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesi koşulları hukuka uygun olarak verilen emirle, bu koşullar arasında bağlantı kurmak için kullanılmıştır.”[8] Bu halde herhangi bir yasada 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesine yapılan yollama, maddenin 2. fıkrasında sözü edilen ilgili kanunda açıkça hüküm bulunma koşulunu sağlamış olacaktır. Sinop Nükleer Karşıtı Platform düzenleme kuruluna verilen idari cezanın dayanağı olan valiliğin “ Basın Açıklamalarının ve İmza Standlarının Nerelerde Yapılıp/ Yapılmayacağına Dair” kararının 4. maddesinin b bendinde “Sivil Toplum Kuruşlarının( …) trafiği engellemek kaydıyla basın/ kamuoyu açıklamaları ile imza kampanyalarını kendi binalarının önlerinde yapmalarına karar verildiği belirtilmiştir. Buna göre Sinop’ta nükleer santral yapılmasını istemeyen ve nükleer santralin yapılması halinde doğacak tehlikeler ve Türkiye’nin enerji politikaları konusunda kamuoyunu ‘aydınlatma’, iktidara sesini duyurma isteği içindeki pek çok kişi Sinop trafiğini engelledikleri için idari ceza ile cezalandırıldılar. Afiş Asma 5326 sayılı yasanın 42. maddesi Afiş Asma başlığı taşımaktadır. Bu konuda yaşanan bir örnek Türkiye Mimar Mühendisler Odası Birliği[9] Ankara İl Koordinasyon Kurulunun desteklediği bir öğrenci etkinliğiyle ilgilidir. Etkinliğin duyurusunu yapmak isteyen öğrenciler etkinliğin yapıldığı Zeytinli beldesinde afişleme yapmıştır. Bu afişleme nedeniyle ise bu etkinliği destekleyen il koordinasyon kurulu üyesine Kabahatler Kanunu’nun 42.maddesine dayanılarak idari para cezası kesilmiştir. Kabahatler Kanunu’nun 42. maddesine göre meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara (…) kâğıt ve benzeri afiş ve ilan asılmasının idari cezaya konu olacağı söylenmiştir. Maddenin 2. fıkrası izin alınması halinde suçun oluşmayacağını ancak bunu da ancak belirtilen saat aralığında yapılması halinde suçun oluşmayacağını ancak bu saatler dışında afişlerin toplanmaması halinde ilk fıkranın uygulanacağı belirtilmiştir. Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlilerinin karar vereceği de hükmün 3. fıkrasında belirtilmiştir. “Ceza yaptırımı üçüncü şahıslara değil, sadece suçluya verilmelidir. Buna cezaların şahsiliği ilkesi adı verilir.”[10] Bu ilke idari cezaların içinde geçerli bir ilkedir. Bu halde fiilin faili dışındaki kişilere ceza verilmesi mümkün olmamalıdır. Yine aynı ilke gereği ve eşitlik ilkesi gereği aynı fiilden dolayı bir kişinin cezalandırılması ve aynı fiilin faili diğer kişilerin cezalandırılmaması da hukuka aykırı olacak ve hukuk sistemine duyulan güvenin sarsılmasına neden olacaktır. Kabahatler Kanunu’nun ikinci bölümü Kabahatten Dolayı Sorumluluğun Esasları başlığı taşımaktadır. Bu kısımda yer alan 8. madde organ ve temsilcinin davranıştan dolayı sorumluluklarını düzenler. Maddeye göre “organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idari yaptırım uygulanabilir.” Kısaca, trafiği engelleyen 250 kişi yerine bu eylemin örgütlenmesinde görev alan ve belki o kalabalıkta yer dahi almayan kişilerin cezalandırılması da afişlerin asılması sırasında orda olanlara ulaşılamaması nedeniyle il koordinasyon kurulu üyesinin tek başına cezalandırılması da yasallık ilkesine uygun olacak ancak idari cezaların özellikleri arasında sayılan "ceza hukuku ilkelerinin kesin ve doğrudan uygulanamaması; diğer bir deyişle bazı ilkelerde istisnalar içermesi" özelliğinin bir örneğini oluşturacaktır. Gürültü Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesine göre “başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak şekilde gürültü yapan kişiye” idari para cezası verilecektir. Bu cezayı vermeye yetkili makam da kolluk veya belediye zabıtasıdır. Bu halde bir gösteri sırasında ses cihazlarından yada cihazsız biçimde ses çıkaran, bağıran, slogan atan kişiye/kişilere huzur ve sükunu bozdukları iddiasıyla idari ceza verilebilecektir. Sonuç Yerine Yapılan tüm açıklamalar ışığında değerlendirilmek üzere; örneğin belediyenin verdiği hizmetlerden mutluluk duyan ve bu mutluluğunu diğer tüm hemşerileriyle paylaşmak isteyen ve bu belediyenin başkanına da duyduğu hürmet ve sevgiden başkanına övgüler belirtildiği afişleri çevreye asan ve bu nedenle aynı belediye tarafından cezalandırılması; yine bu kişinin astığı afişlerindeki fikri paylaşarak belediyesinin başkanına duyduğu sevgiyi ve hizmetlerin devamını dilediklerini söyleyen 500 kişilik kitlenin belediye binası önünde toplanması halinde (500 kişinin belediye önünde kaldırıma sığamayacağı hayatın genel akışı itibariyle herkesçe tahmin edilebilir) bu kişiye/kişilere emre itaatsizlikten idari ceza kesilmesi mümkündür. Yine bu kişilerin bulundukları meydanda, belediye meclisince kültür ve tabiat varlıklarını korunması ve geliştirilmesine çok ciddi bir atılım ve katkı sunabilecek bir kararın o dakikalar içinde alındığı duyulsa ve kitle, heyecanını tüm hemşerileriyle paylaşmak ve seslerini başkana da duyurup teşekkür etmek arzusuyla megafonla yada megafonsuz sevinç ve övgü dolu sloganlar atsa Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesi gereği de idari para cezası kesilmesi mümkündür. Peki bu örneğin gerçek olma imkanı var mıdır? İktidarın aldığı her kararın ve yaptığı her faaliyetin idare edilenler tarafından kabul edilmesi ve eleştiri konusu yapılmaması mümkün değildir. Bu eleştiriler, iktidarı yönlendirici olabileceği gibi [11] iktidara karşı da olabilir. Bu halde iktidar kendisine karşı yapılan her tür etkinlikte, her karşı çıkışta yasalarını halka yönlendirebilir mi? Diğer bir deyişle yasalar iktidarın elinde bir silah mıdır? Yapılan gösteri ve yürüyüşlerin yolları kapatmaması için kalabalık olmaması, afişleriyle etrafı kirletmemesi için geniş kitlelere duyuracak başka bir yol aranması, taleplerin yüksek sesle dillendirilip, aynı anda bağırılıp gürültü kirliliğine yol açmaması mıdır istenen sonuç öyleyse?İstenen buysa; belli bir ilçenin belediye yönetiminin desteklediği gösteri nedeniyle herhangi bir idari ceza uygulanmayan bir konuda diğer belediye yönetiminin idari ceza kesmesi eşitlik ilkesine aykırı olmayacak mıdır? Hükümetle aynı siyasi partinin üyesi yöneticilerin bulunduğu bir yerde hükümet politikaları nasıl eleştiri konusu olacaktır? Bu sorduğumuz sorular demokratik hakların kullanılması kuralla bağlanmaması talebi değildir elbette ki. Kamu düzeninin sağlanması için idarenin kolluk yetkisini kullanması ve bu yetkinin de dayanması gereken kanunların bulunması tartışmasız gereklidir. Ancak bu sınırlar siyasi iktidarın rüzgârına göre değişecek ve sınırlanacak olursa sözü edilen sistemin demokrasi, o devletin hukuk devleti olduğu söylenemeyecektir. Ilgın Özkaya/Ekoloji Kolektifi
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
* Sinop’ta yapılması düşünülen nükleer santral tesisine karşı Sinop halkı başta olmak üzere konuya duyarlı kişiler ve örgütler, nükleer santral istemediklerini dillendirmeye başladılar. Gelişen tepki son yılların en kalabalık en anlamlı eylemlerinden birinin Sinop’ta gerçekleşmesini sağladı. Bu eylemin ardından “nükleer yasa” olarak anılan yasanın gündeme gelmesi nedeniyle Sinop’ta 14 Aralık 2006 günü nükleer karşıtı bir eylem daha yapıldı. Ancak bu eylemin ardından Sinop’taki nükleer karşıtı pek çok kişi, Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesine dayanılarak idari para cezası kesildiği haberini tebliğ aldılar. Bu karar üzerine, Kabahatler Kanunu ve demokratik hakların kullanılması tartışmalarına bir katkı olması dileğiyle bu yazı kaleme alındı. [1] “İdari yaptırım, idarenin yaptırım (= müeyyide uygulama) yetkileri demektir.” Tahsin Bekir Balta, İdare Hukukuna Giriş, TODAİE, Sevinç Matbaası, No:117, Ankara, 1968/1970, s.201. 2] Cengiz Otacı, Kabahatler Kanunu’nun Değerlendirilmesi, Güncel Hukuk, Ankara, s.50. [3] Bu tartışmalara Kabahatler Kanunu’nun ileride sözü edilecek maddelerinin de dâhil edilmesi halinde demokratik hakların kullanılmasının oldukça güçleştirildiği kanısındayız. [4] 2911 sayılı ve 6.10.1983 tarihli yasa. Resmi gazete: 8.10.1983, sayı:18185. [5] Madde 2 – Bu Kanunda geçen deyimlerden; a) Toplantı; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen açık ve kapalı yer toplantılarını,b) Gösteri yürüyüşü; belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen yürüyüşleri, ifade eder. [7] Ali Karagülemez, Suç Olmaktan Çıkarma-İdari Para Cezaları-Açıklamalı Kabahatler Kanunu, Seçkin Yayınevi, Ankara,2005,s.299 [8] Kabahatler Kanunu 32. madde gerekçesi. [9] Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası Birliği, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruşudur. Kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olmasının doğal bir sonucu olarak en geniş anlamıyla ‘kamu yararı’nın sağlanmasında ve kamunun (yine geniş anlamıyla) çıkarları doğrultusunda hizmet üretir ve üretilmesinde aracı olur. Kısaca meslek odalarının gerek mesleki konularda gerek çalışma faaliyetleri alanlarındaki konular başta olmak üzere genel siyasete katkısı tartışılmazdır. Bu halde örneğin mimarlar odasının kent, çevre, planlama ve mesleki konularla ilgili kamu yararının gerekleri yönünde faaliyette bulunmak kararlar almak ve bu konularda fikir beyan ederek görüş oluşturması meslek odalarının genel kurulma amacından kaynaklanır. [10] Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara 1998, s. 580. [11] Hatırlayınız:27Eylül 2003 Ankara, Irak’a Türk askerinin gönderilmemesi için yapılan savaş karşıtı gösteri |