|

DOĞAYI DA SOKAĞI DA ÖZGÜR BIRAK! (9 Aralık Hopa Duruşması'na Çağrı)
Yusufcan, Ozan, Demet, Soner, Çağdaş… Bugün 500’e yakın muhalif öğrenci, iktidara ve iktidarın yerleşik uygulamalarına boyun eğmediği için cezaevlerinde olağanlaştırılmış olağanüstü hal rejiminin tüm cezai yaptırımlarına maruz bırakılıyor. Doğayı HES'leriyle, termik ve nükleer santralleriyle, kentsel dönüşüm ve GDO'larıyla zincirleyenler, şimdi de bu zincirleri çıplak elleriyle kırmaya çalışanların çığlıklarını zincirlemeye çalışıyor. Ama biz 31 Mayıs 2011’de, derelerin özgürlüğünü savunan HES karşıtı Metin Lokumcu’nun kolluk şiddetiyle katledilmesinden sonra, biber gazı ve coplarla işkencenin sokaklara döküldüğü kaldırımların üzerinde mücadele veren öğrenci muhalefetinin aylarca süren tutuklulukla ve “terörist” damgasıyla “bedellendirilmesi”ne yabancı değiliz.
Boyun eğmeyenlere karşı bu usulî iktidar kurma biçiminin, tıpkı darbe dönemlerinde ödenen acı “bedellerin”, sonraki nesillere apolitiklik ve sorgusuz itaat olarak aktarıldığı zaferlerinizde olduğu gibi, ülkenin yarısının tecrit edildiği operasyonlar dünyanızın şimdiki saiklerine de pek yabancı sayılmayız.
Sayılmayız çünkü “iktidarın bugünkü görünümü, karşısındaki toplumsal muhalefeti yeterince hatta muhalefetin kendisine dair değerlendirmesinden daha fazla ciddiye alıyor. Belki muhalefet hala çok cılız. Ancak iktidar bu cılız gücün taşıdığı yıkıcı ve dönüştürücü özgücün farkında. O yüzden iktidar muhalefeti, en iyi bildiği mücadele alanına çekmeye ve oraya hapsetmeye çalışıyor. Kürt siyaseti için, demokratik siyasetin tüm olanaklarını kapatarak, Kürtlere dağın yolundan başka bir yol olmadığını benimsetmeye çalışıyor. Nitekim dağları bombalamak çok para ama çok az zeka ve kadro ister. Gençlik muhalefetinin her tür demokratik hak mücadelesini kriminalize ediyor, bir terör faaliyeti olarak tarif etmek istiyor. Nitekim “kral çıplak” diye bağıran çocukların ülkesinde aslında kralın çıplak olmadığını anlatmaya çalışmaktansa o çocukları içeri tıkmak daha kolaydır. Bu yüzden öğrencilerin bildirilerini, afişlerini, pankartlarını, yumurtalarını, toplantılarını, panellerini, barışçıl demokratik eylemlerini, soruşturma – tutuklama terörü ile bastırarak gençliği belli bir yola itmeye çalışıyor. Gençliğin demokratik mücadele araçlarından umudunu keserek illegal alana çekilmesini, haklı toplumsal talepleri ancak burada dile getirebileceklerine ikna olmalarını istiyor.”*
Bugün, iktidarın tüm ceberutluğuna, AKP’nin toplumsal meşruiyeti ve yüksek oy tabanına bakarak umutsuzluğa kapılmak yapılabilecek en büyük tarihsel hatadır. Çünkü gecenin en karanlık anı şafağa en yakın andır.
Suyu, havayı ve toprağı şirketlerin ve devletlerin özel mülkiyetine tabi kılanlara ve bu tabiiyeti doğallaştırmayan her türlü sistem karşıtı sese, halk iradesine karşı biber gazları, coplar, işkenceler ve demir parmaklıklarını kuşananlara karşı bir kez daha vicdanlarımızı kuşanıyor ve dayanışmaya çağırıyoruz. Doğanın ve emeğin sömürüsüne karşı mücadele eden herkesi, 9 Aralık 2011’de’ saat 9:00’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Hopa Davası Duruşmasında, öğrenci arkadaşlarımızla omuz omuza durmaya davet ediyoruz.
“Asıl siz teslim olun, umut teslim alınmaz.”
EKOLOJİ KOLEKTİFİ
* Cenk Yiğiter, Bu devlete “terörist” lazım: 9 Aralık Hopa duruşmasına çağrı, http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41363
|