Dünyada Ve Türkiye'de Kuraklık Ve Çölleşme Tehdidi (Doç. Dr. Murat TÜRKEŞ) Yazdır E-posta
Pazartesi, 24 Eylül 2007
Bugün yeryüzünde, kurak arazilere sahip yaklaşık 110 ülke potansiyel bir çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), çölleşmenin küresel maliyetinin yılda 42 milyar ABD $ olduğunu öngörüyor. Dünya İzleme Enstitüsü'nün öngörülerine göre, anakaralar her yıl 24 milyar ton verimli üst toprak kaybına uğruyor. Ayrıca, karaların yaklaşık % 30'unun, doğal bitki örtüsünün seyrek olduğu kurak arazilerdeki şiddetli degradasyon yüzünden çölleşmeden zarar gördüğü öngörülüyor.
Çölleşme ile savaşım için ilk uluslararası girişimler, 200,000 insanın ve milyonlarca hayvanın öldüğü 1968-1974 dönemindeki büyük Sahra kuraklığı sona erdiğinde başladı. Çölleşme, Haziran 1992'de Rio'da gerçekleştirilen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCED) önemli konularından birisi oldu. Yaklaşık iki yıl süren çalışmalar sonucunda, "BM, Şiddetli Kuraklık ve /ya da Çölleşmeden Etkilenen Ülkelerdeki, Özellikle Afrika Ülkelerindeki, Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi" (UNCCD), Haziran 1994'te Paris'te kabul edildi. Türkiye ise, Aralık 1996'da yürürlüğe giren UNCCD'ye Mart 1998'de taraf oldu.

ÇÖLLEŞME NEDENLERİ, ETKİLERİ
 
Çölleşme, BM Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi'nde, "iklimsel değişimleri ve insan etkinliklerini de içeren, fiziksel, biyolojik, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik etmenler arasındaki karmaşık etkileşimlerin, kurak, yarıkurak ve kuru-yarınemli alanlarda oluşturduğu arazi degradasyonu" olarak tanımlanmıştır. Buna göre, kutup ve kutupaltı coğrafi kuşakları dışında dünyanın hemen her bölgesinde oluşabilen arazi yitirimi, kurak, yarıkurak ve kuru-yarınemli arazilerde oluştuğunda çölleşme olarak kabul edilmiştir.

Çölleşme, düşük toplam yağışa, yetersiz su kaynaklarına, uzun kurak mevsimlere, yinelenen kuraklık olaylarına, gevşek yüzey malzemesine ve ince toprak katmanına sahip, seyrek ve aynı zamanda hassas bir vejetasyon ile kaplanmış ortamlarda, hem daha sık oluşur hem de daha fazla etkili olur. Uzun süreli ve şiddetli kuraklık olayları gibi iklimle ilişkili etmenler, arazinin çölleşmeden etkilenebilirliğinde ve çölleşme süreçlerinin hızlanmasında bir artışa yol açabilir.
 
Gerçekte, kuraklık ve yanlış arazi yönetimi, arazi ve su kullanımı ile toprak ve egemen iklim arasındaki uyumsuzluğun birleşiminin bir sonucudur. Ayrıca, çölleşmenin, yerel ve küresel iklimi de etkileyebildiği unutulmamalıdır. Günümüzde gerçek çöllerin ve çölleşmeye eğilimli alanların bulunduğu, çok kurak, kurak, yarıkurak ve kuru-yarınemli araziler, Yerküre karalarının yaklaşık % 47'sini kaplar (Şekil 1 ve Çizelge 1).

Çok kurak ile yarı nemli arasındaki iklim kuşakları, iklimdeki kuvvetli değişimlerin etkilerine karşı açıktır. Bölgesel yağıştaki kısa süreli değişimler ve uzun dönemli dalgalanmalar, kurak ve yarıkurak arazilerin bilinen bir özelliğidir. Örneğin, Afrika'nın Sahra Bölgesi'ndeki yağış tutarı, 1960'lı yıllardan başlayarak önemli ölçüde azaldı. Benzer kurak dönemler son jeolojik çağda (Kuvaterner) ve tarihsel geçmişte de oluşmasına karşın, Sahra'daki bu son kurak dönemin anakarasal ölçekteki bir kuraklığa daha fazla eğilimli olduğu kaydedildi.

Belirgin kurak koşullar, özellikle 1970'lerin başından başlayarak, subtropikal kuşağın ve Türkiye'yi de içerecek bir biçimde Akdeniz Havzası'nın önemli bir bölümünde de etkili oldu. Türkiye'de en fazla, Ege, Akdeniz, Marmara ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri etkilendi. Türkiye'deki kuraklık olaylarının en şiddetli ve geniş yayılışlı olanları, 1971-1974 dönemi ile 1983, 1984, 1989, 1990, 1996 ve 2001 yıllarında oluştu. Türkiye'nin birçok bölgesinde etkili olan bu kuraklık olaylarının ve su sıkıntısının, yalnız tarım ve enerji üretimi açısından değil, sulamayı, içme suyunu, öteki hidrolojik sistemleri ve etkinlikleri içeren su kaynakları yönetimi açısından da kritik bir noktaya ulaştığı gözlendi.

2001 sonrası dönemde (Kasım 2001-Kasım 2006) genel olarak normal sınırlarında ve normalin biraz altında ya da üzerinde gerçekleşen yağışlar, ne yazık ki 2007 kış, ilkbahar ve yaz aylarında Türkiye'nin birçok yöresinde uzun süreli ortalamaların altında kalarak yeni bir meteorolojik kuraklık olayları dizisinin yaşanmasına ve bunlara bağlı olarak da tarımsal, hidrolojik ve sosyoekonomik kuraklıkların (örneğin, sırasıyla, tarımsal ürün kayıpları, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının zayıflaması ve yetersizliği, İstanbul ve özellikle Ankara gibi bazı büyük kentlerde içme suyu sıkıntısı ve su kesintilerinin yaşanması, vb.) oluşmasına neden oldu.

Aralık 2006-Ağustos 2007 döneminde oluşan son kuraklık olayları, Türkiye'nin özellikle Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgeleri ile Batı Akdeniz ve Batı-Orta Karadeniz bölümlerinde etkili oldu (Şekil 2) .

AKDENİZ HAVZASI'NDA KURAKLIK VE ÇÖLLEŞME

 
Büyük Akdeniz iklim bölgesi, eşsiz fiziki coğrafya özelliklerinin karmaşık bir birleşimidir. Bölge, toprakta yüzey kabuğu gelişimine eğilimli fakir ve kolaylıkla aşınabilen topraklara sahiptir. Çok yüksek değişkenlik gösteren iklimi, temel olarak görece daha sık oluşan uzun dönemli kuraklıklarla ve kısa dönemli şiddetli yağışlarla açıklanır.

Büyük Akdeniz iklimi, sıcak ve kurak yaz mevsimleri ve ılık ve yağışlı kışları ile, Türkiye'nin batı ve güney bölgelerinde de etkili olmaktadır. Bu iklim koşulları, bölgedeki arazi degradasyonunu ve çölleşmeyi kuvvetlendiren olumsuz doğal değişkenlerin başında gelmekte.

İklim modelleri, Akdeniz havzasının bazı bölgelerinde gelecek on yıllarda kışın daha belirgin olmak üzere yağış tutarlarının % 10-15 oranlarında azalacağı ve öngörülmesi olanaksız ekstremler arasında önemli doğal iklimsel değişimlerin olacağı konusunda bizleri uyarıyor. Akdeniz havzasındaki bugünkü ve gelecekte gerçekleşeceği öngörülen daha sıcak ve kurak iklim koşulları altında, kuraklık ve çölleşme en büyük tehdit olacağı için, su kaynaklarının ve toprağın sürdürülebilir yönetimi ve kullanımı çok önemli bir gereksinim olarak karşımıza çıkmaktadır.

Giderek artmakta olan olumsuz insan etkileri ve baskıları da, en az bu doğal koşullar kadar önemli. Akdeniz havzasındaki tarım topraklarının yaklaşık % 80'i, tarımsal kimyasallar ve ağır tarım makinelerinin kullanımı gibi sürdürülebilir olmayan uygulamalar yüzünden yirminci yüzyılın ikinci yarısında etkilere karşı daha açık oldu. Oysaki bu tarım arazilerinin yaklaşık % 22'si çeşitli Akdeniz kültürlerince binlerce yıldan beri işlenmekteydi.

Çölleşme ile ilişkili bir başka önemli özellik, Akdeniz havasında çok yaygın olan ve sonuçları açısından son yıllarda giderek çok ciddi boyutlara ulaşan orman yangınlarıdır. Orman ve çalılık (maki ve garik formasyonları) yangınları, bitki örtüsünün çok kolay tutuşabilme özelliği, yangınların yayılmasını kolaylaştıran yaz kuraklıkları ve kuvvetli rüzgârlar yüzünden, yangınlar özellikle yaz aylarında bölgenin çok büyük bir bölümünde elverişli koşullar bulmaktadır.

SONUÇ VE ÖNERİLER

İklim etmenleri ve bitki örtüsü dikkate alındığında, Türkiye'deki çölleşmeye eğilimli kurak araziler, karasal iç ve doğu bölgelerinin önemli bir bölümünü ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni içerir. Akdeniz ve Ege bölgelerinin geniş bir bölümü ise, yüksek ve parçalı yeryüzü şekilleri, tarım arazilerinin yaklaşık son 40 yıldaki tarım dışı ve sürdürülebilir olmayan kullanımı, kentsel ve turizm getirisi yüksek olan tarım ve orman arazilerinin tarım ve orman rejimi dışına çıkarılmasına yönelik girişimler ve yasal düzenlemeler, sanayi, turizm ve orman yangınları gibi iyi bilinen öteki doğal ve insan kaynaklı etmenler dikkate alındığında, gelecekte çölleşme süreçlerinden daha fazla etkilenebilecek yarınemli alanlar olarak kabul edilmelidir.

Türkiye için aşağıdaki değerlendirmeler ve somut öneriler yapılabilir:
 
(1) Türkiye, sahip olduğu iklim ve özellikle de yağış klimatolojisi özellikleri yüzünden, su kaynakları açısından zengin bir ülke değil. Bu yüzden, 1970'li yılların başında beri Orta ve Doğu Akdeniz havzasında ve Türkiye'de sürmekte olan kuraklaşma eğiliminin kuvvetlenebileceği olasılığı da dikkate alınarak, gelecekte ciddi su sıkıntısının önüne geçmek için, yasalarla desteklenen gerçekçi su politikalarının oluşturulması ve ivedilikle hayata geçirilmesi gerekir.
 
(2) Bu yasal düzenlemeler, tıpkı enerji kullanımı için yapılması gerektiği gibi, suyun tüm sosyoekonomik sektörlerde ve yaşamın her alanında akılcı, verimli ve yeterli kullanımını sağlayacak önlemleri ve politika araçlarını içermeli.
 
(3) Tarımda geleneksel sulama yöntemlerinin yerine, sızma ve buharlaşma yoluyla su kaybının en az olduğu basınçlı-kapalı borulu sulama yöntemlerinin (yağmurlama ve damla sulama) kullanılması özendirilmeli ve üreticilere uygun finansman destekleri sağlanmalı.
 
(4) Halkın eğitimi kapsamında, başta Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Köyişleri, Çevre ve Orman bakanlıkları olmak üzere, ilgili kurum ve kuruluşlar, eğitici kısa filimler, radyo ve televizyon programları, kitapçık ve broşürlerle, kuruluş ve yurttaşların, Türkiye'de suyun bol olmadığını ve yaşam boyunca suyun nasıl verimli ve akılcı kullanılabileceği öğretilmeli ve anımsatmalı.
 
(5) İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin (sera etkisi) en önemli sonuçlarından biri, Türkiye'de orman yangınlarının şiddetinde, süresinde ve etki alanında ortaya çıkabilecek olan artışlardır. Türkiye'de her zaman var olan orman yangını olasılığı ve tehlikesi, birçok bölgede çok sıcak ve kurak geçen 2007 yazında yaşandığı gibi, daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkabilecektir.
 
(6) Türkiye'de de, "Orman Yangınlarını İzleme ve Öngörü Merkezi" ya da birden fazla bölgesel merkez çok geç olmadan kurulmalı. Buralarda, orman mühendislerinin yanı sıra mutlaka coğrafyacıların, klimatologların ve meteorologların çalışması sağlanmalı.
 
(7) Yeraltı su kaynaklarının aşırı kullanım ve yanlış yönetiminden kaynaklanan sorunlar, ciddi yasal düzenlemelerle denetim altına alınarak çözümlenmeli. Bu çerçevede, yeraltı su hazneleri korunarak 'kötü' günler için saklanmalı; gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, zorunlu kalmadıkça, sulama, enerji ve sanayide yeraltı suları yerine, yağışlardan beslenen yüzey suları (rejimleri düzenli büyük akarsular, yapay gölet ve barajlar, vb.) kullanılmalı, özellikle kentsel içme suyu temininde, yalnız içme suyu sağlama amacıyla kurulan su yapılarından (gölet, baraj, vb) ve sürdürülebilir ve çevreye duyarlı olmak koşuluyla, doğal kaynak sularından yararlanılmalı. Su kullanımı ve sulamada tasarruf özendirilmeli.
 
(8) Türkiye'nin agroklimatik (tarımsal iklim) bölgeleri, iklim koşullarının yanı sıra, toprak, topografya (eğim, yükselti, bakı, orografya), jeomorfoloji ve tarım coğrafyası özellikleri dikkate alınarak belirlenmeli, bu bölgelere uygun tarımsal çeşit seçimi yapılmalı ve bunlar geliştirilmeli.
 
(9) Gelecekteki daha sıcak ve kurak koşullar dikkate alınarak, daha kurakçıl ve sıcak koşullara uygun tarımsal bitki çeşitleri belirlenmeli; konuyla ilgili özellikle adaptasyon (uyum) konusunda araştırma projeleri geliştirilmeli ve bunlar desteklenmeli.
 
(10) Sürdürülebilir tarım ve ormancılık ilkeleri uygulanmalı; tarım ve orman arazilerinin amaç dışı kullanımı önlenmeli; ormanların birer karbon yutağı olduğu da dikkate alınarak, ormanlaştırma, yeniden ormanlaştırma, erozyon denetimi ve çayır/mera iyileştirmesi için bütçeden yeterli kaynak aktarılmalı.
 
(11) En önemlisi, bir an önce ilgili tüm tarafların katılımıyla, Türkiye'nin kendi özel koşullarını ve olanaklarını dikkate alan bir ulusal Kuraklık Yönetim Planı hazırlanmalı ve bunun etkin bir biçimde uygulanması sağlanmalıdır.

Kısa Kaynakça
 
http://drought.mssl.ucl.ac.uk/drought.html (Ağustos 2007)
 
Türkeş, M. 1999. Vulnerability of Turkey to desertification with respect to precipitation and aridity conditions. Tr. J. of Engineering and Environmental Science 23: 363-380.
 
Türkeş, M. 2003. Küresel İklim Değişikliği ve Gelecekteki İklimimiz. 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü Kutlaması Gelecekteki İklimimiz Paneli, Bildiriler Kitabı, 12-37. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara.
 
Türkeş, M. 2007. İklim Değişikliği, Kuraklık, Çölleşme Süreçleri ve Tarıma Etkileri. Kuraklık ve Türkiye Tarımı, TEMA "Kuraklık Etkilerinin Azaltılmasında Kurağa Dayanıklı Bitki Çeşit Islahı ve Kurak Koşullarda Yetiştirme Tekniği Çalıştayı" (Aralık 2001, Ankara), Bildiriler Kitabı, İstanbul, 1-40.
 
Türkeş, M., Sümer, U. M. and Demir, İ. 2002. Re-evaluation of trends and changes in mean, maximum and minimum temperatures of Turkey for the period 1929-1999. Int. J. Climatol. 22: 947-977.
 
Türkeş, M. and Erlat, E. 2005. Climatological responses of winter precipitation in Turkey to variability of the North Atlantic Oscillation during the period 1930-2001. Theor. and Appl. Climatol. 81: 45-69.
 
UNCCD. 1995. The United Nations Convention to Combat Desertification in those Countries Experiencing Serious Drought and/or Desertification, Particularly in Africa. Text with Annexes, United Nations Environment Programme (UNEP), Geneva.
 
UNEP. 1993. World Atlas of Desertification. United Nations Environment Programme (UNEP), London.
 
Image 
 
Şekil 1. UNCCD kuraklık indisine göre iklim tiplerinin Yerküre karaları üzerindeki coğrafi dağılışı (GAEZ - FAO/IIASA (2000)'ye göre yeniden düzenlendi).

Sınıflandırma Alan(%)
Çok kurak 7.5
Kurak 12.1
Yarıkurak 17.7
Kuru-yarınemli 9.9
Çizelge 1. Yeryüzündeki kurak arazilerin kapladığı alanlar.
 
Image
 
Şekil 2 . Aralık 2006-Ağustos 2007 dönemi 9 aylık kuraklık şiddet indisinin Balkanlar ve Türkiye üzerindeki coğrafi dağılışı (Global Drought Monitor'e göre yeniden düzenlendi).
 
KURAKLIK VE ÇÖLLEŞMENİN 11 ETKİSİ
 
Kuraklık ve çölleşmenin çok sayıda olumsuz sonucu bulunmakla birlikte, aşağıda listelenenler bunların en önemlilerini oluşturur:
 
(1) Arazinin biyolojik üretkenliğinin kaybolması;
 
(2) Tarımsal üretimin azalması;
 
(3) Doğal bitki örtüsünün zayıflaması ve yok olması;
 
(4) Biyolojik çeşitliliğin azalması;
 
(5) Ev sahipleri açısından 'yabancı ve zararlı' bitki türlerinin baskınlarına ve yayılmalarına daha elverişli koşulların ortaya çıkması;
 
(6) Yeraltı su düzeylerinin alçalması;
 
(7) Rüzgâr erozyonunun kuvvetlenmesi;
 
(8) Tüm alan ve zaman ölçeklerinde su kıtlığının etkili olması;
 
(9) Etkilenen alanlardaki toplumlarda fakirlik ve açlık;
 
(10) İklim ya da çölleşme 'göçmenleri'nin sayısında önemli bir artış; ve
 
(11) Etkilenen alanlarda yaşamın niteliğinin doğrudan ya da dolaylı olarak bozulması.
 
Image
 
Şekil 3. Türkiye'de yıllık kuraklık indisi değerlerinin coğrafi dağılışı (Türkeş, 1999).
Sınıflandırma Kİ Çölleşme açısından değerlendirme
 
Çok kurak < 0.05 Gerçek iklimsel çöller (Türkiye'de yok)
Kurak 0.05-0.19 Çölleşmeye açık (Türkiye'de yok)
Yarıkurak 0.20-0.49 Çölleşmeye açık (Konya Ovası ve Iğdır yöresi)
Kuru-yarınemli 0.50-0.64 Çölleşmeye açık (Güneydoğu ve iç bölgeler)
Yarınemli 0.65-0.79 Çölleşmeye açık (Batıda ve kuru-yarınemlinin çevresinde)
Yarınemli 0.80-0.99 Çölleşmeye eğilimli olabilir
Nemli 1.00-1.99 Çölleşme yok (Esas olarak Karadeniz Böl.)
Çok nemli 2.00 < Çölleşme yok (Rize ve Hopa yöresinde)

Çizelge 2. Türkiye'deki kurak ve nemli arazilerin sınıflandırılması ve çölleşme açısından değerlendirilmesi (Türkeş, 1999). Çalışmada, Türkiye'de kuraklığı ve Türkiye'nin çölleşmeye eğilimini nesnel olarak açıklayabilmek için, Çölleşme Sözleşme'nin uygulanmasında temel alınan Aridite İndisi (Kuraklık İndisi - Kİ) kullanıldı. Kİ, basit eşitliği ile gösterilebilir. Burada, Y, yıllık yağış toplamı (mm) ve PE, yıllık toplam düzeltilmiş potansiyel evapotranspirasyondur (mm). Ayrıca, Türkiye'deki kurak ve nemli alanları tanımlamak için Çizelge 2'de verilen genel sınıflandırma temel alındı.
 
Kİ değerlerinin coğrafi dağılışını gösteren haritada (Şekil 3), Kİ < 1.0 olan değerler, Türkiye'de yıllık su açığı bulunan alanları gösterir. Kİ < 0.80 olan yarıkurak, kurak-yarınemli ve yarınemli iklim koşulları ve Kİ < 0.65 olan yarıkurak ve kurak-yarınemli iklim koşulları, çalışmada kullanılan 90 istasyonun, sırayla yaklaşık % 59'unda ve % 34'ünde egemendir. Kurak-yarınemli iklim koşulları, karasal İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin büyük bir bölümü ile Orta ve Doğu Akdeniz'in bir bölümünde, Doğu Anadolu'nun doğusunda ve batısında yayılmaktadır. Yarıkurak ve kurak-yarınemli koşullar, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki istasyonların sırayla % 75 ve % 62.5'ini kapsar. Yarıkurak iklim koşullarına sahip araziler, Konya Ovası'nda ve Iğdır yöresinde egemendir. En kurak istasyon 0.3 Kİ değeri ile Iğdır, en nemli istasyon ise Kİ değeri 3.0 olan Rize'dir.
 
Doç. Dr. Murat Türkeş, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü
 
Cumhuriyet Bilim Teknik 21.09.2007

 
< Önceki   Sonraki >