Ekoloji Kolektifi 2. Ekososyalist Manifestoyu Tartışıyor Yazdır E-posta
Cuma, 11 Temmuz 2008

Image

EKOLOJİ KOLEKTİFİ 2. EKOSOSYALİST MANİFESTOYU TARTIŞIYOR

7-8 Ekim 2007 tarihlerinde aralarında Arjantin, Avustralya, Belçika, Brezilya, Danimarka, Kıbrıs, Fransa, Yunanistan, İtalya, İsviçre, Birleşik Krallık (UK) ve ABD gibi 13 farklı ülkeden birçok ekolojist parti ve hareket içinden aktivistin Paris buluşması sonucunda Uluslararası Ekososyalist Ağ’ın kuruluşu dünyaya duyurulmuştu. Ağ ile, 2001 yılında Joel Kovel ve Michael Löwy tarafından Paris’te yayınlanan ekososyalist manifestoyu referans alan yeni bir manifestonun hazırlanmasına başlandı.  

2009 Ocak ayında Brezilya’nın Amazon bölgesindeki Belem kentinde, Dünya Sosyal Forumu’na paralel olarak yapılacak Ekososyalist Forum ile açıklanacak olan ikinci manifestonun taslağı, Kovel-Löwy ikilisine Ian Angus’un da katılımıyla bu yılın Nisan ayında kaleme alındı. Manifesto, katılımcı bir üslupla, kamuoyuna açık bir iletişim listesinde dünya çapında yorum, eleştiri ve önerilere açıldı. Ekoloji Kolektifi, yapacağı atölye çalışmaları ile manifesto taslağını tartıştırarak ortaya çıkacak değerlendirmeleri uluslararası ağa iletmeyi planlıyor.

Bu amaçla 14 Temmuz Pazartesi günü İstanbul’da,15 Temmuz Salı günü Ankara’da ve 17 Temmuz Perşembe günü Mersin’de olmak üzere üç tartışma toplantısı planlandı. Toplantıların programını aşağıda bulabilirsiniz.

Bir çok dile çevrilen ilk manifestonun Türkçe çevirisi Emre Ergüven tarafından yapılmış ve Gelecek dergisinde yayınlanmıştı. İkinci manifestonun taslak metni Ekoloji Kolektifi tarafından Türkçe’ye çevirildi. Manifestoların Türkçe ve İngilizce metinlerine aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz.

Birinci Manifesto İngilizce  :
http://www.ecosocialistnetwork.org/Docs/EcoManifesto.htm

Birinci Manifesto Türkçe  :
http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=77

İkinci Manifesto Taslağı İngilizce:
http://www.ecosocialistnetwork.org/Docs/Mfsto2/2nd-Ecosocialist-Manifesto-DRAFT-en.pdf

İkinci Manifesto Taslağı Türkçe :
http://www.ekolojistler.org

Uluslararası Ekososyalist Ağ’ın Tartışma Listesi :
http://groups. yahoo.com/ group/EI- Network/   

Tartışma Toplantıları Programı
14 Temmuz 2008 Pazartesi – 19.00 –

kolaylaştırıcı: Kadir Dadan
yer: İstanbul Yeşil Ev, İstiklal Cad Balo Sokak No:21/1 BEYOĞLU/İSTANBUL
tel: 0212 244 77 80

15 Temmuz 2008 Salı – 19.00 –

kolaylaştırıcı: Emre Baturay Altınok
yer: Ekoloji Kolektifi Merkezi, İnkılap Sokak No:26/4 KIZILAY/ANKARA
tel: 0312 425 77 63

17 Temmuz 2008 Perşembe – 18.00 –

kolaylaştırıcı: Ali Ekber Doğan
yer: Haçova Kültür Derneği, Güvenevler Mahallesi 1912 Sokak Gelişim Sitesi A-1 blk no:8 YENİŞEHİR/ MERSİN
tel: 0 324 324 331 08 33 / 0 324 326 33 66

Ekososyalist Bir Manifesto (Joel KOVEL, Michael LÖWY- Çev.: Emre ERGÜVEN)

GİRİŞ

Bu ekososyalist manifesto fikri, 2001 yılının Eylül ayında Paris yakınlarındaki Vincennes'de ekoloji ve sosyalizm üzerine yapılan bir seminerde Joel Kovel ve Michael Löwy tarafından ortaya atıldı. Hepimiz Gramsci paradoksunun kronik bir örneğinin sıkıntısını çekiyoruz: Eski düzenin gitmekte olduğu (ve uygarlığı beraberinde götürdüğü) ama yenisinin yerine gelmediği bir zamanda yaşıyoruz. Ama en azından bu ilan edilebilir. Üzerimize çöken en ağır gölge ne terör, ne çevrenin tahribatı ne de küresel resesyondur. En ağırı, kapitalist dünya düzenine olanaklı bir alternatifin olmadığını ileri süren içselleşmiş kaderciliktir. Ve biz de, şu andaki kaygı verici uzlaşmayı ve pasif kabullenmeyi kasıtlı olarak reddeden bir dilin bir örneğini kurmayı istedik.

Bununla birlikte bu manifesto, ekososyalizm henüz bir hayalet olmadığından ve herhangi bir somut parti ya da hareketin temelini oluşturmadığından, 1848'deki gözüpeklikten yoksun durumdadır. Bu manifesto yalnızca, mevcut krizi ve onu alt etmek için gerekli koşulları okumaya dayalı bir akıl yürütme hattıdır. Her şeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Aksine, amacımız diyaloga, tartışmaya, düzeltmelere; her şeyden önce de bu düşüncenin nasıl daha iyi idrak edileceğine dair bir kavrayışa yol açmak. Küresel sermayenin kaotik dünyasında sayısız direniş noktası kendiliğinden ortaya çıkıyor. Yapıları gereği, bunların birçoğu içerik olarak ekososyalisttir. Bunlar nasıl bir araya getirilebilir? "Ekososyalist bir enternasyonal" tasavvur edebilir miyiz? Hayalet ortaya çıkarılabilir mi?

MANİFESTO

21.  yüzyıl bir felaket belirtisi üzerinde açılıyor: Eşi benzeri görülmemiş bir ekolojik çöküş; ve gezegenin geniş bölgelerine (yani Orta Afrika, Ortadoğu, Güney Amerika'nın kuzeybatısı) kangren gibi yayılan ve tüm uluslarda yankısını bulan düşük yoğunluklu, parçalara ayırıcı savaş kümeleriyle ve terörle kuşatılmış kaotik bir dünya düzeni.

Bizce ekoloji krizleri ve toplumsal çöküntüler birbirleriyle yakından ilişkilidir ve aynı yapısal güçlerin değişik görünümleri olarak değerlendirilmelidir. Ekoloji krizleri büyük ölçüde, yeryüzünün ekolojik istikrarsızlığı zaptetme ve bu istikrarsızlığın etkilerini azaltma kapasitesini aşan dizginsiz sanayileşmeden kaynaklanıyor. Toplumsal çöküntüler ise, yolunun üzerinde duran toplumlarda sebep olduğu parçalayıcı etkilerle beraber emperyalizmin küreselleşme olarak bilinen biçiminden kaynaklanıyor. Üstelik bu temel güçler aslında aynı eğilimin değişik görünümleridir ve bunlar bütünü hareket ettiren esas dinamik olarak görülmelidir: Dünyadaki kapitalist sistemin yayılması.

Bu rejimin vahşiliğini örten hafifletmelerin ve propaganda amaçlı yumuşatmaların tümünü reddediyoruz: Sebep olunan ekolojik maliyetlere yeşil dostu gibi bir süs verilmesi, demokrasi ve insan hakları adı altında beşeri maliyetlerin gizlenmesi. Bunun yerine, sermayenin gerçekten ne yaptığını gören bir bakış açısından, ısrarla sermayeye odaklanmanın üzerinde duruyoruz.

Doğaya ve onun ekolojik dengesine dayanarak hareket ediyormuş gibi yapan rejim, kârlılığı sürekli genişletme zorunluluğuyla beraber, ekosistemleri dengeyi bozucu atıklarla karşı karşıya bırakıyor, organizmaların gelişmesini sağlamak için milyarlarca yıl boyunca evrim geçirmiş olan habitatları yok ediyor, kaynakları çarçur ediyor ve doğanın duyulara hitap eden canlığının yerine sermaye birikimi için gerekli olan kaba bir değiş tokuş edilebilirliği koyuyor.

Kendi kaderini tayin, topluluk ve anlamlı bir varoluş doğrultusundaki gereklilikleriyle beraber insanlık cephesinden baktığımızda, sermaye dünyadaki insanların çoğunu salt bir emek gücü deposuna çevirirken geriye kalanların büyük kısmını işe yaramayan baş belaları olarak bir kenara atar. Sermaye, tüketimcilik ve depolitizasyondan oluşan küresel kitle kültürü yoluyla, toplulukların bütünlüğünü ihlal etti ve bu bütünlüğün altını oydu. Servet ve güç eşitsizliklerini insanlık tarihinde görülmemiş bir düzeye getirdi. Yozlaşmış ve körü körüne itaat eden bağımlı devletler (buradaki yerel elitler bastırma görevini yürütürlerken ılımlı kimseleri bu eziyetten esirgediler) ağıyla yakın ilişki içinde hareket etti. Kapitalist merkeze itaati sağlamak amacıyla devasa bir askeri aygıtı beslerken, çevrenin özerkliğini ortadan kaldırmak ve onun borç batağına saplanmasına neden olmak için Batılı güçlerin ve süper güç ABD'nin kapsamlı gözetimi altında, bir ulusötesi örgütler ağını harekete geçirdi.

Mevcut kapitalist sistemin, yarattığı krizlerin üstesinden gelmek şöyle dursun, bunları düzenleyemeyeceğini düşünüyoruz. Bu sistem ekolojik krizi çözemez çünkü bunu yapmak birikimin önüne sınırlar koymayı gerektiriyor, bu da "Büyü ya da Yok Ol" kuralı üzerine kurulu bir sistem için kabul edilemez bir seçenek. Bu sistem terörün ve şiddete dayalı diğer isyan biçimlerinin yarattığı krizi de çözemez çünkü bunu yapmak imparatorluğun mantığını terk etmek anlamına gelir, bu da büyümeye ve imparatorluğun sürdürdüğü "yaşam biçiminin" tamamına kabul edilemez sınırlar koyar. Sistemin geriye kalan tek seçeneği kaba kuvvete başvurmaktır; bu yolla da yabancılaşmayı artırır ve daha fazla terör tohumu ... ve daha fazla kontr-terörizm tohumu eker, böylece faşizmin yeni ve ölümcül bir çeşidine evrilir.

Kısacası kapitalist dünya sistemi tarihsel olarak iflas etmiştir. Sistem, alışması imkansız bir imparatorluğa dönüşmüştür ve onun aşırı büyüklüğü, altında yatan güçsüzlüğü ifşa etmektedir. Ekolojinin diliyle, son derece sürdürülemezdir ve temelden değiştirilmelidir, hatta, yaşamaya değer bir gelecek istiyorsak yerine yenisi konmalıdır.

Böylece, vaktiyle Rosa Luxemburg'un ortaya attığı yalın seçenek tekrar gündeme geliyor: Ya Sosyalizm Ya Barbarlık! Şu anda barbarlığın yüzü de, yaşanmakta olan yüzyılın damgasını taşıyor ve ekolojik felaketi, terör ve kontr-terörü ve bunların faşist yozlaşmalarını tasvip ediyor.

Ancak neden sosyalizm? Onun 20. yüzyıldaki yorumcularının kusurları yüzünden sözüm ona tarihin çöp tenekesine atılmış bu kelimeyi canlandırmak neden? Sadece şu sebepten: Ne kadar yenilgiye uğramış ve gerçekleştirilememiş olsa da, sosyalizm kavramı hâlâ sermayenin yerine geçmeyi temsil ediyor. Eğer sermaye yenilgiye uğratılacaksa (ki bu, uygarlığın kendini sürdürmesi için aciliyeti olan bir iş) netice ister istemez "sosyalist" olacaktır çünkü bu terim kapitalizm sonrası bir topluma geçişi belirtir. Eğer sermayenin kesin olarak sürdürülemez olduğunu ve yukarıda ana hatları çizilen barbarlığa dönüştüğünü söylüyorsak, o zaman sermayenin yol açtığı krizleri alt edebilecek bir "sosyalizm" inşa etmemiz gerektiğini de söylüyoruz demektir. Eğer geçmişteki sosyalizmler bunu başaramadıysa ve biz barbarca bir sona boyun eğmeye karşı çıkıyorsak, başarıya ulaşan bir sosyalizm için mücadele etmek bizim yükümlülüğümüzdür. Luxemburg o tarihî alternatifini dile getirdiğinden bu yana barbarlığın yüzyılımızı yansıtan bir biçimde değişmesi gibi, sosyalizmin adının ve gerçekliğinin de günümüz için uygun olması gerekir.

İşte bu sebeplerden dolayı sosyalizm yorumumuzu ekososyalizm olarak adlandırmayı tercih ediyoruz ve kendimizi bunun gerçekleştirilmesine adıyoruz.  

NEDEN EKOSOSYALİZM?

Biz ekososyalizmi ekolojik kriz koşullarında, 20.  yüzyıldaki "ilk dönem" sosyalizmlerin inkarı değil gerçekleştirilmesi olarak görüyoruz. Ekososyalizm ilk dönemdeki sosyalizmler gibi, sermayenin geçmiş emeğin somutlaşmış hali olduğu anlayışına dayanır ve kendisini bütün üreticilerin özgür gelişimine ya da başka bir deyişle, üreticilerin üretim araçlarından ayrılmasını tersine çevirmeye dayandırır. Mevcut kapitalist güçlerin beslediği düşmanlık koşullarında azgelişmişliğin çeşitli etkilerini özetlemek dışında, bu amacın ilk dönemdeki sosyalizm tarafından uygulanamadığını biliyoruz, bunun sebepleri de burada ele alınamayacak kadar karışık. Bu kritik durumun mevcut sosyalizmler üzerinde sayısız kötü etkisi oldu (en önemlisi, kapitalist üretimcilik doğrultusundaki bir rekabetle beraber içerideki demokrasinin reddi) ve nihai olarak bu toplumların çöküşüne ve doğal çevrelerinin tahrip olmasına yol açtı.

Ekososyalizm ilk dönemdeki sosyalizmin özgürleştirici amaçlarını sürdürür ve hem sosyal demokrasinin yumuşatılmış, reformist hedeflerini hem de sosyalizmin bürokratik biçimlerinin üretimci yapılarını reddeder. Bunun yerine, sosyalist üretimin yolunu ve amacını ekolojik bir çerçevede yeniden tanımlamanın üzerinde durur. Özellikle toplumun sürdürülebilirliği için hayati önemde olan "büyümenin sınırları" konusunda öyle yapar. Şaşırmamak gerekir ki, bunlar kıtlık, sıkıntı ve baskının dayatılması olarak karşılanıyor. Ancak amaç ihtiyaçların dönüşümü ve niceliksel boyuttan uzaklaşılarak niteliksel boyuta doğru keskin bir değişimdir. Meta üretiminin dilinden bu şu anlama gelir: Kullanım değerlerinin değerini değişim değerlerinin üzerinde belirlemek - doğrudan ekonomik faaliyeti temel alan ve geniş kapsamlı bir öneme sahip olan bir tasarı.

Ekolojik üretimin sosyalist koşullar altında yaygınlaştırılması mevcut krizlerin alt edilmesi için uygun bir zemin sağlayabilir. Özgür bir biçimde ortaklık kuran üreticilerden oluşan bir toplum kendi demokratikleşmesini sağlamakla yetinmez. Aynı zamanda tüm varlıkları özgürleştirmeyi ilke ve amaç olarak vurgular. Böylece emperyalist dürtüyü hem öznel hem de nesnel olarak yenilgiye uğratır. Böyle bir amacı gerçekleştirerek bütün egemenlik biçimlerini alt etmek için mücadele eder, özellikle de toplumsal cinsiyet ve ırk konusundakileri. Kökten dinci çarpıklıklara ve onların terör şeklindeki görünümlerine yol açan koşulların ötesine geçer. Doğayla, mevcut koşullar altında tasavvur edilemeyecek ölçüde bir ekolojik uyum içinde bir dünya toplumu öneriliyor. Bu eğilimlerin pratik bir sonucu, örneğin sanayi kapitalizminin ayrılmaz bir parçasını oluşturan fosil yakıtlara olan bağımlılığın yok edilmesi şeklinde ifade edilir. Ve bu daha sonra, petrol emperyalizminin boyunduruk altında tuttuğu toprakların serbest kalmasının maddi temelini oluştururken, ekolojik krizin diğer dertleriyle beraber küresel ısınmanın denetim altına alınmasını sağlayabilir.

Bu tavsiyeler şunları göz önünde bulundurmadan okunamaz: Birincisi, bunların ne kadar pratik ve kuramsal soru ortaya attıklarını; ve ikincisi ve daha cesaret kırıcı olanı, bunların dünyanın şimdiki görünüşünden ne kadar uzak olduklarını (zira mevcut düzen kurumların içine işlemiş ve bilinçlerde yer etmiş durumdadır). Herkesin derhal farkına varması gereken bu hususları ayrıntılarıyla incelememize gerek yok. Ancak bunların kendilerine özgü bakış açısıyla ele alınmaları gerektiği üzerinde ısrarla duracağız. Bizim tasarımız, ne bu yolda atılan her adımı sergilemek ne de sahip olduğu gücün üstünlüğünden dolayı düşmana boyun eğmektir. Tasarımız mevcut düzen için yeterli ve gerekli bir dönüşümün mantığını geliştirmek ve bu amaca yönelik ara adımları geliştirmeye başlamaktır. Bu imkanlar üzerine daha derinlemesine düşünmek ve aynı zamanda bizimle benzer kaygıları paylaşanlarla birlikte faaliyet yürütmeye başlamak için bunu yapıyoruz. Eğer bu savların bir değeri varsa, benzer düşüncelerin ve bu düşünceleri hayata geçirecek pratiklerin tüm dünya yüzeyindeki sayısız yerde birbirleriyle uyum içinde filizlenmesi gerekir. Ekososyalizm ya enternasyonal ve evrensel olacaktır ya da hiç olmayacaktır. Günümüzdeki krizler devrimci fırsatlar olarak görülebilir ve görülmelidir, bunları açığa vurmak ve yaşama geçirmek de bizim görevimizdir.

Paris, Eylül 2001
Joel KOVEL, Michael LÖWY
Çev.: EMRE ERGÜVEN 21.12.2005

Bu belge şimdiye kadar Fransızca, İspanyolca ve Japonca'ya çevrildi ve halen tüm dünyada dolaşıyor. Eğer burada ileri sürülen görüşü destekliyorsanız ve Manifestoyla ilgili son gelişmelerden haberdar olmak ve/veya gelişimine katkıda bulunmak istiyorsanız Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır ya da Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır adreslerine bir e-posta gönderin. Teşekkürler.
Gelecek dergisinin Aralık 2005 sayisinda yayımlanmıştır.

Birikim Dergisi'nden aktarılmıştır.

TASLAK: SADECE TARTIŞMA AMAÇLIDIR

2.Ekososyalist Manifesto

‘ Dünya iklim değişikliği nedeniyle bir hummaya yakalanmış
durumdadır; hastalık ise kapitalist gelişim modelidir

- Evo Morales, Bolivya Devlet Başkanı, Eylül 2007

İnsanlığın seçimi

Bugün insanlık katı bir seçimle karşı karşıya: Ya ekososyalizm ya barbarlık.

Kapitalizm, son yüzyılın barbarlıklarına (yüz yıl süren savaş, vahşi emperyalist yağma ve soykırım) yeni korkular ekledi. Soluduğumuz havanın ve içtiğimiz suyun kalıcı bir şekilde kirletilmesi ve küresel ısınmanın dünyamızın çoğu bölümünü yaşanmaz hale getirmesi artık tamamen mümkün.

Bilim açık ve su götürmez: İklim değişikliği bir gerçek; ve ana nedeni, başta petrol, doğalgaz ve kömür olmak üzere fosil yakıtların kullanılması. Günümüzde Dünya, birkaç on yıl öncesinde olduğundan çok daha sıcak ve bu büyümenin hızı artıyor.

Başıboş bırakıldığı taktirde, küresel ısınmanın insan, hayvan ve bitki hayatı üzerinde felaketle sonuçlanan etkileri olacak. Ürün rekolteleri sert bir düşüş yaşayacak, ki bu da geniş çaplı açlığa yol açacak. Yüz milyonlarca insan bazı bölgelerde kuraklık, bazı bölgelerde de okyanus seviyelerinin yükselmesi sonucu yerlerinden olacak. Düzensiz, tahmin edilemez hava artık normal kabul edilir hale gelecek. Sıtma, kolera ve hatta daha ölümcül hastalıkların salgınları her toplumun en fakir ve en savunmasız üyelerini vuracak.

Bu durum en yıkıcı etkisini emperyalizm tarafından pek çok kez tahrip edilenler- yani Asya, Afrika, Latin Amerika halkları ve tüm yerli haklar- üzerinde gösterecek. İklim değişikliği haklı olarak zenginlerin fakirler üzerinde gerçekleştirdiği bir tecavüz şekli olarak anılıyor.

Ekolojik yıkım kapitalizmin rastlantısal bir özelliği değildir: Sistemin DNA’sında vardır. Doymak bilmeyen, karları arttırma ihtiyacı reformlarla düzeltilemez. Büyümesine sınırlar konduğu taktirde kapitalizm bir insanın nefes almadan yaşayabileceğinden daha fazla dayanamaz.

Kapitalizmde büyümenin tek ölçütü, insan ve doğaya doğrudan zararı olan muazzam miktarda ürünler ve hastalık yaymadan, soluduğumuz oksijeni üreten ormanları yok etmeden, ekosistemleri tahrip etmeden ve sanayi atıklarından kurtulmak için suyumuza ve havamıza kanalizasyon muamelesi yapmadan üretilemeyecek metalar da dâhil olmak üzere her gün, her hafta ve her sene ne kadar satışın yapıldığıdır.

Kapitalizm her zaman ekolojik açıdan yıkıcı oldu. A.B.D’deki enerji santrallerinden Endonezya’daki ormanlara, Kanada’daki asfalt kumsallarından Nijerya’daki petrol kuyularına, küresel kar dürtüsü doğaya tarif edilemeyecek zararlar vermekte.

Kendi yaşamlarımız süresinde, dünyaya yapılan bu saldırlar hız kazandı. Dünyayı bir dönüşümün arefesine, felaketin kıyısına getiren nitel dönüşüm, nicel değişimin yerini alıyor. Artan miktarda bilimsel araştırma, küçük sıcaklık artışlarının, Grönland buz tabakasının hızla erimesi ya da kutuplarda buz altında kalan ve okyanusun derinliklerinde saklı metanın açığa çıkması gibi iklim değişikliğini kaçınılmaz kılacak kontrol dışı pek çok etkiyi tetikleyebileceğini saptadı.

Kapitalizm egemen sosyal düzen olmaya devam ettiği takdirde, emperyalist güçler dünyanın azalan kaynaklarını sürekli kontrol edebilmek için kendi aralarında ve dünyanın güneyiyle savaşa dursun, bizim ümit edebileceğimiz en iyi şey katlanılmaz iklim koşulları, sosyal krizlerin şiddetlenmesi ve sınıf sömürüsünün en vahşi şekillerinin yaygınlaşması olabilir. En kötüsü, insan yaşamı artık bir son bulabilir.

Kapitalizm, insanlık da dâhil olmak üzere, doğanın başlıca düşmanıdır. Onu yok etmek hiçbir zaman şu ankinden daha acil olmamıştır

Değişim için kapitalist taktikler

Dünya, atmosferdeki karbonu umarsızca arttırmamız sonucu giderek büyüyen yıkım da dahil olmak üzere, ekolojik yıkım ile mücadele etmeyi amaçlayan stratejilerin seline kapılmış durumda. Bunların büyük bir kısmının ise ortak bir özelliği var: Egemen küresel sistem kapitalizm tarafından ya da onun adına tasarlanmış olmaları.

Ekolojik krizin sürmesine neden olan sistemin, aynı zamanda bu tartışmanın kavramlarını da koyması bizi şaşırtmamalı. Zira sermaye atmosferdeki karbonu kontrol ettiği gibi bilgi üretim araçlarını da kontrol ediyor. Ve sermayenin hatasını anlayıp kendisini ekolojik açıdan makul bir üretim sistemine dönüştürmesi de düşünülemeyeceğinden, yeryüzünde açtığı yaraları sanki iyileştirebilirmiş gibi davranması gerekiyor. Bu nedenle sermayenin politikacıları, bürokratları, ekonomistleri ve profesörleri, her birinin yolu ‘dünyadaki ekolojik tahribatın, serbest pazarı ve dünya ekonomisini yöneten sermaye birikim sistemini kesintiye uğratmadan da tamir edilebileceği’ ana fikrinde kesişen sonsuz öneriler ileri sürmekteler.

Ama bir insan iki efendiye (bu örneğimizde yeryüzünün bütünlüğü ve kapitalizmin karlılığı) birden hizmet edemez. Bunlardan biri bir kenara konmalı ve dünyamızı para yönettiğinden, doğanın- ve dolayısıyla insanın hayatta kalmasının- gereksinimleri, birikiminin devam edebilmesi için sermayeye boyun eğecek demektir. Bu yüzden, ekolojik felakete giden yolu gözden geçirmek adına bilinen önlemlerden radikal biçimde şüphe etmek için her sebebimiz var.

Ve gerçekten de, aslında şirket merkez binalarının avlularındaki yeşilliklerden bir farkı olmayan sahte bir makyaj olmanın ötesinde, geçen otuz beş sene içerisindeki reformlar utanç verici birer başarısızlık oldular. Bireysel iyileşmeler elbette var ama bunlar sistemin acımasızca genişlemesi ve üretiminin kaotik niteliği yüzünden kaçınılmaz olarak eziliyor ve süpürülüyor.

Bir gerçek, bu başarısızlığı göstermek adına bir işaret verebilir: Kyoto Protokolü’nün 1997’de ortaya çıkmasına rağmen, 21.Yüzyıl’ın ilk dört senesinde yıllık küresel karbon salınımı 1990’lı yılların nerdeyse 3 katıydı.

Kyoto iki yöntem kullanıyor: Emisyonlarda belli azaltımları tutturabilmek için emisyon ticareti yapmayı sağlayan ‘ üst sınır ve ticaret’  (the cap and trade) sistemi ile sanayileşmiş uluslardaki salınımları dengelemek için Güney yarımkürede gerçekleştirilen Temiz Gelişim Mekanizmaları (CDM) adlı projeler.

Bu yöntemlerin hepsi pazar mekanizmalarına dayanıyor, ki bu da her şeyden önce, atmosferdeki karbonun bir mala dönüşmesi, dolayısıyla da küresel ısınmayı icat eden sınıf çıkarının kontrolü altında olması demek.

Kapitalistler karbon emisyonlarını azaltmaları için zorlanamıyor, ama aslında, para için bunu yapmaları sağlanırsa, bu sayede para üzerindeki egemenliklerini karbon pazarını kendi amaçları adına kontrol etmek için kullanmalarına izin verilmiş oluyor ve söylemek gereksiz ki, bu daha da fazla karbon kaynağı için yıkıcı araştırmaları beraberinde getiriyor. Sermayenin kontrolü altındaki uysal hükümetler tarafından piyasaya sürülebilecek emisyon miktarlarına getirilen bir sınır da yok.

Buna, sonuçları değerlendirmede kullanılan her bir metodu doğrulamanın kelimenin tam anlamıyla imkânsız olduğunu da eklediğimizde, bu rejimin sadece emisyonları kontrol etmede yetersiz olduğu değil; yerli hakların ve onların yaşam alanlarının neo-kolonyal sömürüsünün yanında her tür yükümlükten kurtulma ve sahtekârlığa da izin veren bir hareket alanı sağladığı da görülebilir. Wall Street Journal’ın 2007 Mart’ında yazdığı gibi: Emisyon ticareti bazı çok büyük şirketlere para kazandırabilir ama bu saçmalığın küresel ısınma için çok da fazla bir şey yapacağına bir an dahi inanmayın. Gazete ‘ yasal süreçle kumar oynayan’ karbon ticaretini ‘eski moda’ olarak nitelemişti.

Yine de bu değersiz sistem, seçilen yol olma özelliğini sürdürüyor. Son yapılan bir tartışmada, Birleşik Devletler’deki Demokrat Parti’nin tüm başkanlık heveslileri ‘üst sınır ve ticaret’ modelini onayladılar. Ve Kasım 20007’de, 2012’de süresi dolan Kyoto’yu yenilemenin yollarını hazırlamak için düzenlenen Bali geçici iklim toplantılarında, önümüzdeki dönemde daha beter kötüye kullanma vakalarına tanık olmamızın yolu açıldı. Bali, en iyi iklim bilimciler tarafından ileri sürülen (2050’ye kadar %90) esaslı karbon azaltma hedeflerine açık bir şekilde değinmekten kaçındı; düzenleme üzerindeki yetkiyi Dünya Bankası’na vererek, Güney halklarını nerdeyse tamamen sermayenin nazik merhametine terk etti; karbon kirliliğini dengelemeyi daha da kolaylaştırdı. Özetle Bali, kirletme kredilerine ulaşım sağlayabilmek için 300’den fazla şiketin STK olarak kayıt yaptırdığı, neoliberal bir zevk partisiydi.

Yağmacı iklim düzenleme sistemine ve yaşamı tehdit eden ekolojik krizin bütün veçhelerine karşı dünya çapında müthiş bir radikal tepki yolda. Bu tepki, iklim krizinin tek akılcı ve adil çözümünün her şeyden önce, karbonu toprağın altında tutmak olduğunu savunan basit ve yaşamı-olumlayan ilkesi ile kendisini Bali’de ve başka yerlerde hissettirdi.

Bu ‘hareketler hareketi’ tarafından ileri sürülen pek çok değerli müdahalenin ötesinde, tek ve kapsayıcı bir bakış açısı tartışılmaya başlıyor: İnsanlığın geleceğini savunmak ve sürdürmek adına tüm mücadelelere sermayenin kendisine karşı verilen daha büyük bir mücadelenin ışığından bakılan devrimci bir dönüşüm gerekmekte. Bu daha geniş mücadele sadece reddedici bir niteliğe sahip olmamalı. Başka tür bir toplumu müjdelemeli ve işte biz bunu ekososyalizm olarak adlandırıyoruz.

Kapitalist Eko-yıkıma Son! Ekososyalist Alternatif

Ekolojik krizi çözmek için yapılan kapitalist girişimler iflas etti: Ancak uygarlığın doğasında köklü bir değişim insanlığı iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarından koruyabilir.

Ekososyalist hareket bu yıkıcı gidişatı durdurmayı ve geriye çevirmeyi amaçlar. Bizler, kapitalizmin ekolojik yıkımına karşı getirilebilecek her sınırlamayı dayatmaya ve kapitalizmi, üretim araçlarının kapitalist mülkiyetten kamusal mülkiyete dönüştürüldüğü ve ekosistemlerin korunması ve yenilenmesinin tüm insan etkinliklerinin temel bir parçası olacağı bir topluma dönüştürebilecek bir hareket kurmak için mücadele edeceğiz.

Başka bir deyişle, ekososyalizm kapitalist/endüstriyel sisteme karşı, toplumsal gereksinimler ve ekolojik denge gibi finansal olmayan kriterler üzerine kurulmuş bir ekonomik politikayla radikal toplumsal bir alternatif kurma çabasıdır. Kapitalizmle çelişmeyen “piyasa ekolojisi” ve yeryüzünün doğal kaynaklarını ihmal eden “ verimlilik yanlısı sosyalizm”e karşı eleştirileri birleştirir.

Ekososyalizmin hedefi, ekolojik akılcılığa, demokratik kontrole, toplumsal eşitliğe ve kullanım değerinin değişim değerinden üstün olmasına dayanan yeni bir toplumdur. Bu amaçlar, toplumun yatırım ve üretim hedeflerini belirleyebilmesine olanak tanıyan demokratik planlamayı ve insanlığın üretici güçleri için yeni bir teknolojik yapıyı, yani toplumsal ve iktisadi devrimci bir dönüşümü gerektirir.

Cinsiyetin özgürlüğü ekososyalizmin ayrılmaz bir parçasıdır. Kadının ve doğanın bozulması tarih boyunca ve özellikle de paranın hayata hükmettiği kapitalizmin tarihi boyunca birbirine son derece bağlı olmuştur. Dolayısıyla, yaşamı savunmak ve geliştirmek sadece kadına değerinin geri verilmesi konusu değildir; aynı zamanda, yaşamı gözeten ve yalnızca ‘kadın işi’ ya da ‘geçim kaynağı’ olarak görüldüğü için terk edilen emek biçim ve ilişkilerini savunma ve geliştirme konusudur.

Küresel ısınmanın yıkıcı sürecini çok geç olmadan durdurabilmek için :

1.enerji sisteminde; sera gazı etkisinden sorumlu fosil yakıtların (petrol, kömür) temiz eolik ve güneş enerjili güç kaynaklarıyla değiştirilmesi yoluyla

2.taşımacılık sisteminde; özel araçların kullanımının sert bir biçimde düşürülüp yerine bedava ve yeterli toplu taşımanın geçirilmesi yoluyla

3. israfa, eskimeye/demode olmaya ve bariz olarak rekabete dayalı şu anki tüketim alışkanlıklarında

radikal değişiklikler sunmalıyız.

Yaşamda kalma mücadelesinin tehlikeye atılmasını önlemek için sanayi ve tarımın tüm sektörleri yok edilmeli (nükleer enerji, silahlanma, reklam), azaltılmalı (fosil yakıtlar) ya da yeniden yapılandırılmalı (otomobiller) ve yenileri (güneş enerjisi, ekolojik tarım) tüm bu alanlarda tam istihdam muhafaza edilerek geliştirilmeli.Bu tip bir değişim üretim araçları üzerinde toplumsal kontrol ve demokratik planlama olmadan imkansızdır. Yatırım ve teknolojik değişim üzerindeki demokratik toplumsal kararlar, toplumun ortak menfaatleri için bankalar ve kapitalist girişimcilerin kontrolünün yerini almalı.

‘Despotik” olmaktan ziyade, planlama tüm toplumun özgürleşme pratiğidir: Karar alma özgürlüğü ve bireylerin yaşamlarını ve ölümlerini kontrol eden ve onları Max Weber’in ekonomik “demir kafes” adını verdiği gibi zincirleyen kapitalist sistemin yabancılaştıran ve metalaştıran “ekonomik yasalar’ından kurtulmaktır.

Ekososyalizme geçiş tarihsel bir süreçtir, toplumun, kültürün ve davranışların sürekli devrimci dönüşümüdür. Bu dönüşüm yalnızca yeni bir üretim tarzına ve eşitlikçi, demokratik bir topluma değil aynı zamanda paranın hükümdarlığının dışında, reklamlar yoluyla suni olarak üretilen tüketim alışkanlıklarının dışında ve yararsız ve/ya da zararlı malların sınırsız üretiminin dışında yeni bir ekososyalist toplumsallaşmaya da yol açar. Bu tip bir sürecin, sosyal ve politik yapıların -nüfusun en geniş bölümünün ekososyalist bir programa olan aktif desteğine dayalı- devrimci dönüşümü olmadan başlayamayacağını vurgulamak önemli.

Yeşil bir sosyalizmi düşlemek ve bunun için mücadele etmek bugün somut ve acil reformlar için mücadele edilmemesi anlamına gelmez. ‘Temiz kapitalizm’ ilüzyonuna kapılmadan, zaman kazanmaya ve baştakilere hükümetler,şirketler,uluslararası kurumlar) temel ancak gerekli bazı değişiklikleri dayatmaya çalışmalıyız:

-sera gazlarının emisyonunda sert ve uygulanabilir azatlım

-ücretsiz toplu taşıma

-kirlilik yaratan araçların vergilendirilmesi

-kara taşıtlarından trenlere aşamalı olarak geçilmesi

-savaş harcamalarının ev ve işyerlerinde ekolojik yeniden yapılandırılmaya kaydırılması

Bu ve benzeri talepler Seattle’da 1999 yılından beri toplumsal ve çevre hareketlerinin sistem karşıtı ortak bir mücadeleye yakınsanması için çabalayan kararlı yeni bir hareket olan Küresel Adalet hareketi ve Dünya Sosyal Forumları’nın gündemlerinin merkezinde.

Küresel ısınma konferans salonlarında ve anlaşma müzakereleriyle durdurulmayacak: sadece ezilenlerin, eko-yıkım kurbanlarının yoğun eylemleri bir değişim yaratabilir. Üçüncü Dünya ve yerli halklar bu mücadelenin, kirleten çokuluslu şirketlerle, zehirli kimyasal tarım ticaretiyle, genetiğiyle oynanmış istilacı tohumlarla ve aç insanların ağızlarındaki tahılı çalıp araba depolarına koyan bio-yakıtla savaşın ön sıralarındadır.Kuzey ve Güneydeki antikapitalist ekolojik hareketlilik arasındaki dayanışma stratejik önceliktedir.

Bu manifesto akademik bir beyanat değil, eylemliliğe bir çağrıdır. Seçkinlerin köklü egemenliği inanılmaz şekilde güçlü ve radikal karşıtlığın güc odakları halen zayıf. Ancak, bu güçler kapitalist “büyüme”nin yıkıcı seyrini durdurabilecek tek umut. Walter Benjamin devrimleri tarihin lokomotifi olarak değil, insanlığın uçuruma düşmeden önce trenin imdat frenine ulaşabilmesi olarak tanımlamıştı.

Çeviri: Ekoloji Kolektifi

28.06.2008 

 

2. EKOSOSYALİST MANİFESTO TASLAK METNİ TARTIŞMALARI  SONUÇLARI

(ÖZET) 

2. Ekososyalist Manifesto Taslağı’nın tartışılması amacıyla Ekoloji Kolektifi’nin açık çağrısı ile 14 Temmuz’da İstanbul, 15 Temmuz’da Ankara ve 17 Temmuz’da Mersin’de yapılan toplantılar İstanbul’da 14, Ankara’da 13 ve Mersin’de de 22 kişilik katılımlarla gerçekleştirildi. Toplantılar taslak metnin aracılığıyla ülke çapında ekolojik hareket içerisinde yer alan çeşitli örgüt ve bireyleri bir araya getirme öneminin yanı sıra 2009 Ekososyalist Forumu öncesinde Türkiye’den buraya yönelik daha kapsamlı bir hazırlık ve çalışma sürecine zemin inşa etmesi bakımından ayrıca özel bir önem taşıyordu.

Her üç ilde de tartışmalar, taslağın geneli üzerinden (1. manifesto metniyle kıyaslamalı olarak) bir yöntem tartışmasıyla beraber taslaktaki temel eksikliklerin tespitini içeren birer ilk bölüm ve ardından da somut önerileri içeren ikinci birer bölüm olmak üzere gerçekleştirildi.

Taslağa ilişkin temel eleştiriler aşağıdaki birkaç başlık altında toplandı.

1- Metnin başlığının “ekososyalist” adını almasının temel bir sorunun yansıması olduğu fikri dile getirildi. Sosyalizmin meseleleri tek başına açıklamada yetersiz kaldığı fikri üzerinden sosyalist kelimesine ön sıfat olarak ekoloji kelimesinin kullanılıyor olması ve bunun yanı sıra ekolojik krizi salt doğanın tahribatına indirgeyen bu yaklaşım sorununun metnin geneline de yansıdığı belirtildi. Toplumsal hareketçilik olarak adlandırılabilecek bu yanılgının manifestonun özne tarifinden önerilere kadar tüm bölümlerinde bu sıkıntıyı aşamadığı belirtildi.

2- Özellikle son on yılda ivme kazanan ekolojik mücadele pratikleri varken metnin bu hareketleri kapsayıcı olmamasının bir eksik olduğu vurgulandı. Bunun yanında metinde meselenin daha çok Kyoto eksenli tarifi metnin ciddi bir açmazı olarak yorumlandı. Sera gazları-vergilendirme bölümünün Kyoto’nun kirlet ve öde yaklaşımına paralel durduğu, parası olan kirletsine varabilecek bir aksaklığa yol açma riskinin belirdiği yorumu yapıldı.

3- Öznenin kurgulanışının oldukça muğlak ve eksikli olduğu belirtildi. Birinci manifestoya oranla 2. metnin ekososyalizmin kolektif öznesi olarak işçi, emekçi adlandırmasından daha bir özenle kaçınıyor olduğu, genel olarak kendisi bir örgütlülük yaratma amacına yönelik değil, var olan örgütleri etkilemeye yönelik olarak yazılmış olduğu için de bunun sorunsallaştırılmamış gibi görünüyor olduğu tespiti yapıldı. Kimlerle yapacağız tarifinin metinde 3. dünya, ezilenler, eko yıkım kurbanları ve yerli halklar olarak tarif edilmesi ve esas olarak da 3. dünya ve yerli halkları deniliyor olmasının metni tersten bir kuzey merkezcilik yapma noktasına getirdiği vurgulandı. Özellikle 3. dünya tanımının yetersizliği üzerinde durularak bunun yerine “güney” denilmesinin bir nebze daha anlamlı olabileceği üzerinde duruldu.   

4- “Sorunları tek tek sayma” yönteminin manifestoyu oldukça dar bir alana hapsettiği ve asıl meselenin gözardı edilmesi ya da yeterince vurgulanamaması hatasına yol açtığı belirtildi. GDO, iklim değişikliği ve benzeri sorunlar şeklinde izlenen sıralama yönteminin metni bunların tümünün aslında küresel bir ekolojik krizin parçaları olduğunu söylemekten uzaklaştırdığı tespit edildi.

5- Manifestodan farklı olarak, 2.Manifesto'da ekolojik krizin emek ile olan ilişkisi daha zayıf vurgulanmıştır.

6- Kapitalimden kopuşa işaret eden somut taleplerin ancak merkezi düzeyde alınabilecek kararlar olduğu, dolayısıyla bunun da bir çelişki yaratıyor olduğu belirtildi. Kooperatiflerle ilgili olarak bunların kapitalist denizde adacıklar oluşturmak olduğu ve mümkün de olabileceği, ancak temel sorunu değiştirmeye yönelik olamayacağı vurgulandı.

7- Kadın meselesinin metinde sadece değinmiş olmak için değinmek amaçlı görünecek kadar yüzeysel ve yetersiz olarak ele alındığı ve sonuç olarak eklektik kaldığı, dahası kadınlara ait işlerin (el iş vs gibi) kutsanması hatasına da gidildiği tespit edildi.

8- İlk manifesto ile kıyaslandığında ve taşıdığı iddia da göz önüne alındığında taslak metnin iddiasının aksine bir eylemliliğe çağrı olmaktan oldukça uzak olduğu ve toplamda da oldukça naif ve beklenenden ve bütünlükten uzak olduğu katılımcıların çoğunluğunun ortak fikri idi.

---

Tartışma toplantılarının ikinci bölümleri ilk oturumlarda üzerinde uzlaşılan temel eksiklerin tespitinin ardından taslağa ilişkin somut değişiklik önerilerinin geliştirilmesi ve bugünden başlayarak forum sürecine kadar yola ne gibi adımlarla devam edilebileceğine yönelikti.

Taslak metne ilişkin geliştirilen somut değişiklik önerilerini şöyle sıralandı.  

1- Özne tarifi ile ilgili sıkıntıyı aşmanın yönteminin, soruyu bu krizden etkilenenler kimlerdir şeklinde formüle etmek yerine kapitalizmi aşmaya muktedir olanlar kimlerdir şeklinde kurgulanmasının doğru bir hat çizeceği belirtildi. Kuzey güney-yoksul köylüler gibi her seferinde alt kategorilere gitmekten de ancak bu şekilde kurtulunabileceği vurgulandı.

2- Bu sürecin bir özgürleşme mücadelesi olduğunun altını çizmek gerekitiği, anti kapitalist mücadelenin de özünde insanlığın özgürleşme mücadelesi olduğunun özel olarak vurgulanması gerektiği belirtildi.

3- Seattle örneğiyle verilen sınıf hareketini aşan özne tarifi kapalı kalmış olması tespiti ile beraber, kapitalizmi aşmayı hedef olarak önüne koyan anti sistemik hareketler şeklinde bir özne tanımlanması gerektiği, diğer yandan da sınıf hareketine indirgemeden ama emekçilerin de radikalizmini dışlamayan bir denge bulunması önerildi.

4- Yerel alanların somut ihtiyaçlarına yönelik farklı tarzların geliştirilmesi gerektiği, buradaki eksik vurgunun genişletilmesi önerildi.

5- Sorun odaklı tarifi aşma, savaş ekonomisi ve bağlantılı olduğu yıkımla ilgili fikirlerin derinlemesine değerlendirilmesinin gerekliliğine, kalkınmacılık ve sürdürülebilirliğin net bir şekilde mahkûm edilmesinin önemli olduğuna vurgu yapıldı. Sürdürülebilir kalkınma konseptine karşı daha radikal bir meydan okumanın gerekli olduğunun altı çizildi.

6- Metnin; “yeşil ekonomizm” olarak adlandırılabilecek, meseleyi toplu taşımacılık gibi sistemik alternatifler kümesine boğan bu sistemik alternatifçi zihniyetin hapsolduğu yerin meşruiyet yaratmak için alternatifinin olması gerekliliğine olan inanış olduğu gerçeği üzerinden, bizleri gerçek tartışma zemininden kopartan çevreci ve yeşil cenahtan gelen bu bakış açısından kurtarılması gerektiği belirtildi.  

7- Kapsayıcı olma kaygısı ile aşırı genelleştirmeye gitme hatasına düşmüş olan bu metnin ileriki aşamada ilk önce kendisini nasıl örgütleyeceğini tarif etmesi gerektiği vurgulandı.

8- Sera gazları ve vergilendirme bölümünün Kyoto’nun kirleten öder önerisine bağlanabileceği riskine karşın bu bölümün değiştirilmesi gerektiği belirtildi.

9- Verimlilik yanlısı ve mülkiyeti bürokratik bir iktidar aygıtında toplayan sosyalizm anlayışına karşı gücü tabana yayan demokratik bir sosyalizm anlayışı vurgusu yapılmalıdır denildi. Rekabete dayalı sosyalizmin olamayacağının vurgulanmasının çok önemli olduğunun altı çizildi.

10- Geçiş talepleri formülasyonuna ihtiyaç olduğu, kimlerle, ne için mücadele edeceğimiz üzerine daha fazla düşünülmesi gerektiği belirtildi. Perspektif olarak, kapitalizm tarafından karşılanamayacak ama bugünden ileri sürülebilecek talepler manzumesi hakkında konuşarak başlayabiliriz denildi. Somut olarak, kısa dönemli politika materyalinin zenginleşmesinin gerekli olduğu, önermelerin daha radikal bir sürece evrilebilecek, sıkıştırma yaratabilecek unsurlarla dolu taleplerden oluşması gerektiği, temel gelir garantisi talebi gibi taleplerin önerilebileceği belirtildi.

11- Basketbol’daki gibi kapitalizm karşısında hem “tam saha baskı”, hem de “alan savunmasına” ihtiyacımız olduğu belirtildi. Tam saha baskı ile küresel sermayenin her nerede genişlemeye kalkıyorsa orada durdurulmasına çalışılması, (Türkiye çevre hareketi örneği), alan savunması ile de temel yaşam gereksinimlerimizin üretimi ve tüketimini kapitalist saldırıdan korunmasına çalışılmasının gerekliliği vurgulandı.  

12- Kapitalist ülkelerin yarışmasından tek dünya sistemine gidişe ilişkin değerlendirme ve çözümlere yer verilmesi gerektiği belirtildi.

13- Nükleer enerji konusuna mutlaka değinilmesi gerektiği belirtildi.

14- Terminolojik olarak “Karbon” yerine “Karbondioksit” ve “yer altındaki Karbon” kullanılması önerildi.

Yapılan bu ilk tartışma toplantılarının birer başlangıç olarak okunması gerektiği, burada başlatılan bu sürecin Ekososyalist Forum’a değin daha kapsamlı atölye çalışmaları şeklinde sürece yayılarak devam ettirilmesinin verimli olacağı üzerinde uzlaşıldı.

Bundan sonrası için, ilk olarak, üç ildeki toplantılarda kolaylaştırıcılık görevini üstlenen arkadaşların ortaya çıkan somut eleştiri ve önerileri bir metinde toparlayarak tartışma platformuna iletmesine karar verildi.

İkinci adım olarak, yapılacak atölye çalışmaları ile yeni bir metnin (Türkiye’nin metni) olarak kaleme alınmasına yönelik çalışılmasına, ekososyalist foruma katkı sunması açısından da bu süreçte belirlenen adreslerden gelecek bildirgelerin Türkçe-İngilizce formatında basılarak sunulmasına karar verildi.
 
Ekoloji Kolektifi
01/08/2008 /ANKARA

 
< Önceki   Sonraki >