Fethiye,Kargı Çayı'nda Yapılmak İstenen 6 Adet Hes Çılgınlığı Ve Direnişin Duygusu (Burcu Altay) Yazdır E-posta
Pazar, 15 Ocak 2012
İlk önce adı çevreciye çıkan herkes adına birkaç şey söylemek istiyorum. Su, toprak, hak, yaşam, köy, kültür, gözü kör ve imhacı zihniyete, nefse karşı durmak gibi birçok şeyi içeren bir mücadeleyi, sadece bölgede yaşayan birkaç hayvan, ağaç ve doğa uğruna verilen bir çabadan ibaret gösteren ‘çevreci’ sözcüğünün kullanıldığı her yerde, gerçek konuya, yaşam hakkına yabancılaşma sağlama çabası esastır. Bu yabancılaşma, medyanın bilgi paylaşımındaki seçiciliği ve gereksiz tüketime alışmışlıklarımız yüzünden şehirlerdeki ve henüz neler döndüğünü kavramamış köylerdeki insanların zaten gündelik yaşamlarının bir niteliği. Temiz su, toprak, hava yani yaşamın temel ihtiyaçlarını savunan insanlara ‘çevreci’ deyip onları ve çabalarını harcamak, yabancılık ve duyarsızlık, televizyon ve renkli basın karşısında içselleşen pasif bir karşı-harekettir. Eşkiya gibi bir yakıştırmadır ‘çevreci’, terörist ve bölücü gibi sözcüklerle birlikte anılmaya başlanan. Kullanılması gereken tanımlama ‘Yaşam Savunucuları’ olmalıdır, çevreci değil. Yerse tabi.
Dünyamızı uzun zamandır şirketler yönetmekte. Şirketler bir şekilde yasal olarak bir kişi gibi tanınmayı ve muamele görmeyi başardıkları halde bir kişi’nin sahip olduğu insani özelliklere ve vicdana sahip değiller. Attıkları her adım, söyledikleri her söz kar etme amacıyla engel tanımaz bir makinanın adımları ve sözleri. Kar ve güç kovalayan gözleri şimdi de yaşam için olmazsa olmaz ve bir meta olmadığı için yatağında bedavaya akan SU’ya dikilmiştir. Bu VİCDANSIZ şirketler ve devlet destekli yürüttükleri yanlış su politikaları yüzünden bakın neler oluyor: Her gün 35.000 insan ölüyor. Afrika’da yaşayan insanların 2/3si içmek için temiz su bulamıyor. Amerika’da nüfusun % 70i içme sularına karışan zehirli kimyasallar yüzünden yaşanan problemlerle uğraşıyor. Birçok Orta Doğu ülkesi içme sularının % 90ını ithal etmek zorunda. Asya’da küresel ısınmanın yanında bir de devasa barajlar yüzünden 400.000.000 (400 milyon) insan ya kuraklık ya da seller yüzünden evlerini kaybediyor, yerlerinden gitmek zorunda kalıyor.Dünya nüfusunun % 75i deniz seviyesinde yaşıyor, yani barajların çektiği tatlı su yüzünden ya yükselen deniz sularının altında kalarak ya da barajlardan bırakılan suların altında kalarak sel tehlikesi altında. Bu bölgelerin bazıları önümüzdeki 20 yıl içinde YOK olacak. Şirketlerin çıkar uğruna üzerinde dama tahtası gibi oyun oynadıkları DÜNYA bir SU KRİZİ’nin eşiğinde. Sadece bazılarımız bunun henüz farkında değil.

Kargı Çayı'nın Kaynağı Olan SUYUN GÖZÜ

Piknik olacağı haberini aldığımda Kastamonu, Loç vadisinde, ÇED iptal davasının sonucunu beklemekteydik. Ola ki dava kaybedilir, inşaat başlarsa, destek gelene kadar orada bulunan bir avuç insandık. Sonucu hepimiz biliyoruz, Avukat Yakup Okumuşoğlu’nun övgüyle anılan dört saatlik savunması sonucu dava kazanıldı ve Loç halkı hem fiili hem hukuki mücadele ederek kazandığı örnek zaferle tarihimize geçti.

Fethiye, Kızıldere’de Piknik haberini aldığımda çok heyecanlandım. Yıllarca yaşadığım yerlerde neler olduğunu içten içe merak edip duruyordum. Facebook’tan Fethiye diye yaptığım aramalar sonucu ‘Fethiye Saklıkent Koruma Platformu’nu bulmuş, üye olmuştum. Platform tarafından Kızıldere’de yapılacak olan 5 adet HESi protesto etmek amacıyla düzenlenen etkinliğin adı piknikti ve süre olarak iki gün gösterilmişti. Hemen şöyle düşündüm: Bir gece kalmak demek orada kalmaya başlamak demektir, Saklıkent’te de Yuvarlakçay’daki gibi bir direniş kampı kurulacak.
Platform’un adı Fethiye Saklıkent Koruma platformu olduğu için direnişin Saklıkent’te olduğunu düşünmüştüm. Oysa platform adını ilk çalışmaya başladığı bölge Saklıkent olduğu için böyle belirlemiş ve böyle de kalmış. Kızıldere, Kargı çayının başlangıcı, Kargı çayı ise çok sevdiğim Yanıklar köyünün içinden geçen o güzelim dereymiş.
13 temmuz akşamı Fethiye’deydim. Piknik yapılalı bir hafta kadar geçmiş, platformun sayfasında kamp atıldığıyla ilgili bir haber görememiştim. Mail attıklarımdan ise net bir yanıt alamamıştım. Gider gitmez Fethiyeli bir arkadaşım aracılığıyla platform’un avukatı ile telefonda görüştüm ve hali hazırda bir direniş kampı olmadığını böylece öğrenmiş oldum.

Ertesi gün Kargı çayının yanı başına kurulmuş bir ekololojik çiftlik olan Pastoral Vadi’nin sahibiyle görüşmeye gittim. Pikniği sordum, anlattı. Suyun Gözü’nde etli mangallı büyük bir piknik yapılmış, daha sonra piknik alanına 2-3 km uzaklıkta kurulmuş olan şantiyeye giderek şirket çalışanlarıyla çatışıp, onlara göz dağı verilmiş ve kalabalık dağılmıştı. Tüm bunlar kendisini de etkileyecek olan Kargı çayındaki HESlere karşı duran Tuana otel'in piknik alanında servis ettiği mangal etin ruhunu oluşturduğu bir piknik havası içinde gerçekleşmişti. Ahmet abi ne zaman köylüyü bir araya getirmekten bahsetse et-mangal diyor, bu henüz var olmayan bir bilincin işareti olan birleştirici unsur beni hüzünlendiriyordu. Burada bir duygu eksikliği vardı. Kimse henüz olacakların gerçek yüzünü idrak etmemiş, börtü böcek doğa ve kebap karpuz yemek için doğa harikası Suyun Gözü'nde toplanılmıştı. Platform da Ahmet abi de köylülerle daha sıcak bir güven ilişkisi kurabilecek kadın arkadaşların eksikliğini duyuyorlardı. Ahmet abi, eğer bu işlerle ilgilenmek istiyorsan gel burada kal, kadınları örgütle, diye bir teklifte bulundu. Daha önce en fazla zaten mücadele eden veya etmek isteyen, buna hazır insanların içinde bulunmuştum, bedava yiyecek ve ulaşım karşılığı bir araya gelen insanları mücadeleye davet etmek gibi bir şeyi hiç yapmamıştım. Birkaç gün düşüneceğimi söyledim. Bu arada bulabildiğim her fırsatta Suyun Gözü’ne çıkmaktaydım. Yol boyunca kesilmiş ve güzelce kabukları soyulmuş kütükler sağlı sollu uzanıyorlardı. Uzun zamandır hissetmediğim bir duyguyu, evim duygusunu hissediyordum Suyun Gözü’nde. Her yerden kristal berraklığında bir su akıyor ve ortamı loşlaştıran ağaçlardan suya tek tük kuru yaprak yağıyordu. Bu dereyi tanıdığım halde daha önce hiç bu kaynağa çıkmamış olduğuma yanıyordum. İlk görüşte aşk, işte buydu. İki gün sonra oğlumla birlikte Pastoral Vadi’ye çadırımızı kurduk.
İlk olarak Yanıklar köyünde bir köylünün evinde toplandık. Projeksiyon aleti ve perde ile gittiğimiz dere kenarındaki köy evinin bahçesinde ilk gösterdiğimiz film Anadolu'nun İsyanı'ydı. Anonim olması ve halka mal olması düşünülerek yapılmış olan bu kısa film Büyük Anadolu Yürüyüşü'ne katılmama nasıl neden olduysa köylüyü de o denli etkiledi. Yukarıda kesilmiş olan ağaçların o gün çekilmiş görüntüleri ve HES yapılmış başka yerlerden fotoğraflar da üstüne eklenince hepimizin gözleri doldu o gece. Onca konuşulan arasında sürekli şu sözü duyuyordum: Vaziyet bu, ah ah, ama bu köylü bir şey yapmaz, kılını kıpırdatmaz. Sonunda dayanamadım ve herkes kendinden başlayacak ablacım, abicim, demeye başladım, sen de. İşte o gecenin ilerleyen saatlerinde ilk defa köylüden, ne yapabiliriz, sorusunu duydum. Daha sonraki günlerde de bu soruyu duydukça kafamda vızır vızır bir yapılabilecekler listesi oluşmaya başladı. Bir sonraki hareket köyün okul bahçesinde büyük bir perde ve iyi bir ses sistemiyle kısa filmler, Anadolu'nun bir çok yerinde yapılmış HESlerden örnek fotoğraflar ve aynı gün içerisinde Suyun Gözüne çıkılarak çekilmiş kesilen ağaçların fotoğraflarıyla donanmış bir söyleşi yapmak oldu. Pastoral Vadi'den gönüllü bir kız arkadaş ile birlikte günlerce ev ev dolaşıp hazırladığımız çağrıyı dağıttık, sohbetler ettik. Ve beklenen gece geldi çattı. Büyük bir geceydi. Tuana Otel, büyük perde, projeksiyon aleti ve iyi bir ses sistemini getirip okulun bahçesine kurdurdu. Toplantıya Yanıklar köyü muhtarı Rüstem Koyuncu ile birlikte Kargı köyü muhtarı Mithat Sarı ve yüzelli kadar da köylü katıldı. Benim için önemli olan diğer katılımcılar ise Fethiye Saklıkent Koruma Platformu üyeleriydi. Bugüne kadar Fethiye civarındaki HESler için çalışmalar yapmış, Saklıkent civarında gerek bilgilendirme toplantılarıyla gerek yasal işlerde büyük emek harcayan platform da artık beni tanımış ve kabullenmişti. Birlikte çalışmamızı önemsiyordum, çünkü yerel direnişin öncüleri yerel birileri olmalıydı, ben onlara yardımcı olmalıydım. Filmlerden sonra konuşmacılar sırayla çıkmaya başladı. Arkada ormanın içinden kesilip yukarıdan yuvarlanarak yola düşürülüp sonra da iki kenara dizilmiş ağaçların fotoğrafları geçti. Kargı muhtarının konuşmasıyla gerçek bir mücadele için elzem olduğunu düşündüğüm sözler sonunda gündeme geldi. Eski sendikacı olan muhtar bağıra bağıra şunları söyledi: Sizler oraya Tuana'nın getirdiği kebapları yemeye geliyorsunuz. Böyle mücadele olmaz! Kalabalıktan bu sözleri destekleyen sesler yükseldi. En önde oturan bir teyze, hemen yarın yukarı çıkalım, deyip duruyordu. Bir kişi yolu kesmekten, yol üzerinde nöbet tutmaktan bahsetti. Yanıklar köyünden geçen yoldan başka bir de Göcek tarafında daha tercih edilebilir bir yol olduğu için şirketi fiili olarak engellemek adına pek bir işe yaramayacağı, ancak şantiye alanına kurulabilecek bir kampla hareket etmek istediğinde şirketin engellenebileceği konuşuldu. Son olarak kalabalık iki gün sonra hep beraber yukarı çıkmak üzere sözleşerek dağıldı. Eksik olan duygu artık ucunu göstermişti. Beynimde Suyun Gözüne yakın bir yerde yaşayan bir teyzenin 5 HESin ilki için söylemiş olduğu sözler çınlıyordu: Ucunu sokan dibini buldurur!

Daha sonra öğrendim ki, Suyun Gözü’ne en yakın köy yukarılardaki Karacaören köyüymüş ve bu köyün muhtarı, yöredeki köy ve beldeler HES’e karşı çıkarlarken başı çeken kişi olduğu gibi, imar planı değişikliğine ve HES yapımına karşı gerekli hukuki girişimleri başlatan davacılar arasında da yer almış. Daha sonraysa kendisine bir traktör alındığı ve davayı sattığı dillerden düşmüyor. Gerçekten de Karacaören köyü muhtarı Tacettin bir takım yalanlara kolayca kanarak Göcek belediye başkanıyla birlikte taraf değiştirmiş ve onun verdiği izinle şantiye kurulmuş. Hes şirketi Suyun Gözünde bir toplantı yapmış ve Suyun Gözüne yakın bir noktada yaşayan köylünün anlattığına göre patron şöyle kolunu kaldırmış ve bendin oraya yapılamayacağını, daha aşağı yapılmasını söylemiş. Ortada hiçbir belge ve ispat yokken buna inanmak nasıl bir karaktere yakışır acaba? Sorgulanması kaçınılmaz olarak gerekli şahsiyetler. Köyde inşaatın daha aşağıda yapılacağına dair sözler değişik şekillerde dolaşıyor. Gerçekte ise inşaata aşağıdan başlanacağı, yavaş yavaş yukarı çıkıp Suyun Gözüne varılacağı, o zamana kadar da iş işten geçmiş olacağına inanılıyor.

Suyun Gözünde Köylü Bir Araya Geliyor

30 temmuz. Kadınlar hazırlıklıydılar. Piknik sepetleri ağzına kadar dolu, hazır yemeğe gelmediklerinin bilincinde, gerekirse kamp yapmaya razı. Yine de herkesi bir araya toplamak ve birlikte hareketi sağlamak hiçte kolay değildi. Birileri çıkıp ortada konuşmaya başlamadan bu gerçekleşmeyecekti ve sonunda konuşmalar başladı. Ancak her şey söylenip bitince daha fazla ne yapılacağı bilinmez bir hava esmeye başlamıştı. Platform üyeleri işleri nedeniyle gecikmişti. Kalabalık neredeyse dağılacaktı ki sonunda yetiştiler. Onlar gelip de bu toplantıyı yönlendirmeselerdi o gün herkes birbirine küs, aman sizden bir cacık olmaz, diyerek dağılacaktı. Birlikte şantiyeye gidilme kararı alınır alınmaz ise birlik oluştu, herkes tekrardan dost ve tek bir yumruğun hücreleri oluverdi.
Kalabalık bir halde pankartlar ve sloganlar eşliğinde şantiyeye gidildi. Kurmaya çalıştığı santralin adı Erikoğlu-Keserali HESolan şirketin yetkili elemanı Şaban’a, şantiye izni olup olmadığı soruldu. Artvin-Hopalı Şaban kendisine iyice yaklaşıp kulak kesilmeden duyulamayan o planlı kısık sesiyle ağzında bir şeyler geveleyip durdu. Bunu sürekli yapıyor zaten. Birileri kulak kesilir de birkaç kelime duyar belki kafası karışır diye umuyor. Sonradan köylü bir kadından duyduğum kadarıyla da bunu bazı köylüler üzerinde başarıyor. Geveledikleri arasında dışarıdan gelen biz ‘çevreci’lerin aslında şirketlerden para aldığımızı söylemiş. Yoksa nereden kaynak sağlayıp böyle gezip orda burada vakit harcıyormuşuz. Rüşvet ve yalanlarıyla kandırdıkları köylüleri birbirine düşürdüklerine göre, ÇED bilgilendirme toplantılarına bile bilmeden girebilecek kadar hiçbir şeyden haberi olmayıp kendi köşesinde yaşayan köylülere gidip neler olduğunu anlatanları da kötülemekten geri kalmayacaklardı elbet. Bence bu sözlere kanan köylülerin de hayatları boyunca kimden ve neden yana olduklarına daha bir dikkatle bakmak gerek. Çünkü gün artık gerçekten iyi ve kötünün kıyasıya savaştığı gün. Kimin nerede, hangi tarafta ve neden, hatta bilinçlimi bilinçsiz mi orada durduğuna bakmak… Aslında hepimiz ilk olarak kendimize bir bakmalıyız. Karakterlerimizin büyük bir kısmı tüketim alışkanlıklarımızdan oluşuyor ve bizler bu tüketilenlerin ne pahasına üretilip önümüze getirildiğine karşı öyle duyarsızlaştırılmış durumdayız ki hangi tarafta olduğumuzu bilemeyecek denli kendiliğinden bu döngünün içinde yaşamaya devam ediyoruz. Egolarımız iyice şişmiş, alışkanlıklarımız bizi iyice şımartmış durumda ve işimize gelen her türlü bilgiyi de kolayca iç etme halindeyiz. Vicdanın uyanması aklın da uyanmasıyla bir olmuyor her zaman. Doğal bile beslenemezken, zihinlerimizle oynayan onca bombardımanın ortasında hepimiz bir nevi hastalanmışız. En iyi durumda olanımızın bile bu konuda tedavi olması gerektiği bir gerçek. Ve ne yazık ki bu konunun uzmanı doktorlar henüz yok ve hepimizin doktoru kendimiziz. Her aldığımız kararda, her tepkimizde veya tepkisizliğimizde durup bir kendimize ve bu şekilde davranarak aslında ne tarafta durduğumuza şöyle bir bakmazsak yaptığımız mücadele hep sistemin oyunlarıyla bölünecek, küçülecek, görüntüde ve pasif kalacak, sonuçta kendimizi tatmin etmekten öteye geçemeyecek.

O gün şantiyeden, gerekli şikayetler yapıldıktan sonra tekrar uyarıya ve en sonunda da eğer oradan çekip gitmezlerse yapılması gerekeni yapacaklarına dair söz verilerek hep birlikte sloganlar atarak ayrılındı.

Kaçak Şantiye

Şantiyenin Karacaören köyü sınırları içinde değil, Keserali mahallesi olarak Yanıklar köyü sınırları içerisinde bulunması nedeniyle Adliye’nin önünde bir eylem düzenlendi ve basının şahitliğinde imzalar toplanıp kaçak şantiyenin kaldırılması için şikayette bulunuldu.

Orman İşletmeve DSİ’den Öğrenilen Acı Gerçekler

Fethiye halkına sesini duyurmak isteyen köylüler Fethiye sokaklarında pankart ve sloganlar eşliğinde yürüyerek Orman bakanlığı ve DSİ’yi ziyaret ettiler. Eres Enerji Üretim San. Tic. A. Ş. adlı şirketin önceden ismi Erikoğlu’ymuş. Kargı muhtarı suyumuzun Erikoğlu şirketi tarafından alınıp satılmak istendiğiyle ilgili şüphelerinin doğrulandığını söyledi. İşaretledikleri 92 metreküp ağacı kesmek için istedikleri izni, bizim işi ağırdan alıyorsunuz, tazminat davası açacağız, diyerek 23 mart 2011’de alabilmişler. Proje değişikliği yapıldığı, projenin köprünün oraya alındığı söylenirken, Suyun Gözü’ndeki ağaçların kesilmeyebileceği söylenmiş. Gerçekten hayret verici. Bir zamanlar imece usulüyle köylülerin bir araya gelerek kendi elleriyle yaptıkları eski köprü, Suyun Gözü’nden ancak metrelerce uzaklıkta. Oradaki ağaçlar kesilmeyebilse de, köprünün oraya yapılan bendin arkasında birikecek olan suyun altında kalacağını anlamak zor değil. Ayrıca şirket dereden 3 metreküp su alacakmış. Bu bilgiyle yaz aylarında derenin suyu 3 metreküpü bulmazken yüzde 10luk bir su kalmayacağı ve dere yatağının kuruyacağı açıktı. Devletin kendi yaptırdığı sulama kanallarına verilecek suyun, kışın bile, dere yatağına bırakılacak yüzde onla nasıl karşılanacağı sorusu muhtarların aklına düşmüştü. Kargı muhtarı, her zamanki gibi güzel bir konuşma yaptı ve ulaşılan bilginin yeterince endişe verici olduğunu, Fethiye’nin atar damarlarının kesileceğini, dere temizliğini sağlayan geniş yapraklı ağaçların yok olması gibi etkenlerle birlikte artık civarda ne turizm ne de yaşam olabileceğini anlamak ve anlatmak zorunda olduğumuzu belirtti.

Orman İşletme Müdürü Reşat Tunç, mayıs ayında şantiyenin kurulmasına ve ağaç kesimine izin veren kişiydi. Yerel bir şahsiyet olmasına da dayanarak, bölgede yaşamı bitirecek olan bu işe nasıl izin verdiği ve neden buna derhal bir son vermediği sorulduğunda kimsenin yüzüne bakamayarak geveledi. Sonunda, koruma altındaki sıla ağaçlarının kesilmesine karşı bana bir belge getirin, durdurayım, sözü verdi.

Kargı Çayı Üzerinde Yapılacak HES Adedi 6’ya Çıkıyor

Orman işletme müdürünün sözü üzerine platform üyeleri ve muhtarlar Muğla’ya, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na gittiler ve 6 ay kadar önce yapılan başvurunun sonucu beklenirken, işaretli anıt ağaç fotoğraflarını göstererek ağaç kesimini durduracak acil bir belge talep ettiler. Kurul, bölgede ''sığla ağaçlarının'' ve ''anıt ağaçların'' bulunması sebebiyle ağaç kesimi dahil her türlü uygulamanın durdurulmasına dair belgeyi herkesi şaşırtan bir hızla verdi. Belge Orman bakanlığına faksla gönderildi. Ayrıca tüm bu çabalar sırasında öğrenilen bir şey daha vardı.Kargı çayı üzerinde yapılması planlanan HES sayısının 5 değil 6 olduğu öğrenildi. Çöğmen köyünden başlayan ve Kargı çayını besleyen 3 ince koldan biri olan derenin üzerinde yapılması planlanan HES için lisans 2009’da alınmış, fakat boru hattı sit alanından geçtiği için o sırada başlanamamış. Fiili bir faaliyet olmamasına rağmen yasal süreçler başlamış. Çok yakında yapılacak SİT alanlarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili kararnameden haberleri olduğundan şüpheleniyor insan!

Tüm bunlardan sonra üst üste yukarı şantiyeye çıkılıp defalarca derhal buradan gitmeleri söylendi. Yasal olarak yapılan mücadeleler halkın haklılığını daha da meşrulaştırıyor, öfkeleri bileniyordu. Platform üyeleri bazı köylüleri engellemek, tutmak, sakinleştirmek zorunda kalıyordu. Bir gidişimizden sonra köylü bir amcanın sözlerini hatırlıyorum: Geçen çıkışımızda jandarma gelmeseydi, konteynırları ele geçirecektik. Jandarma geldiğinde iş bitmiş olacaktı ama biz gittiğimizde oradaydılar. Gidişat bu olsaydı sonuç ne olurdu bilemem ama 3 adet konteynır şirket tarafından sökülüp götürüldü.

Bir kaç gün geçmemişti ki, şantiye taşındığı halde yukarıda çalışma olduğu haberi geldi. Yanıklar köyü muhtarı hemen Orman İşletme Müdürü Tunç’tan bir randevu aldı. Gizlice iş yürütemeyeceklerini de anladıklarından sonunda müdür  jandarmayı harekete geçirdi ve kesilen ağaçları taşıma bahanesiyle devam eden yol açma çalışmaları durduruldu ve makinalara mühür vuruldu. Karadeniz’de birçok yerde kolluk kuvvetlerinin şirketlerin yanında yer aldığını ve şirketlerin yasal kazanımları dikkate almadan çalışmalarına devam ettiklerini düşününce, bu işte bir iş var, diyor insan. Bizlerden bağımsız olarak bir takım engellerle mücadele ediyor olabilirler mi? Bilemiyoruz.

Çabuk Elde Edilen Zafer Tablosundaki Eğreti Gülümsemeler

Gerekli mercilere yapılan şikayetler sonucu şantiyenin yerinden sökülüp götürülmesi, yaz sonuna doğru halkın bu zafer tablosunda eğreti durmasına neden olmuştu. Kutlamak için Suyun Gözü’ne gidildiğinde eylemlere katılan köylülerin çoğunu göremedim. Kutlanacak bir şey değil, daha temkinli olunması gerektiğini düşünen tetikte insanlara dönüşmüşlerdi. Her şeyin bu kadar kolayca, yalnızca bir aylık yoğun bir tepki sonucu durmuş olması kimseye inandırıcı gelmediği halde ortam yatışmıştı. Köylüye yapacak bir şey kalmamıştı. Ortalıkta tehlike arz eden hiçbir görüntü yoktu. Artık görünmezdiler. Oradan ayrılırken vedalaşmak için yanına uğradığım köylülerin hiçbiri gerçek bir zafer duygusu içinde değildi. Gözleri hüzünlü, yüzleri asıktı. Hiçbiri savaşın bittiğine inanmıyordu. Bu kolay geri çekilme şirketin bir oyunu muydu, yoksa gerçekten başka zorluklarla mı meşguldüler, bilmiyorum. Bildiğim o ki, halkta, yapabileceklerinizi gördük, geri çekildik, bir daha geldiğimizde hazırlıklı geleceğiz duygusunu yaratmayı başarmışlardı. Köylü, bu duyguyla birlikte, birileri tarafından gösterilmeden de şirketlerin ne kadar vicdansız, ahlaksız ve pes etmez makinalar olduklarını içten içe bildiğini bu kez net bir şekilde anlamıştı.

Ve, Konu Gündemden Düştükten Sonra…

Bu arada tüm SİT’lerle ilgili kararname açıklandı. Şikayet edilmediği takdirde köylüyü boşaltmak için sit ilan edilip sonra da şirketlerin çıkarı için talan edilen alanlar halk uyandıkça hukuka başvurulup şikayet edildiği ve sorun yarattığı için SİT’lerle ilgili yeni bir düzenlemeye gerek görülmüştü.

Beklenen hortlama ise geçen hafta gerçekleşti. Ekim’in 2. haftası itibariyle aldığım haberlere göre şantiye sessizce eski yerine tekrardan kurulmuş, tam kışa girerken. Soğuk, yağmur, yoldan yukarı stabilize ve zor bir yolla 12 km uzaklıkta olan bir suya kışın ulaşmak daha zor diye düşünmüş olabilirler mi?Turizm sezonu dışında, çalışmak zorunda kaldığı için eylemlere katılamayan daha kalabalık, daha faal bir halk ve artık daha çok vakti olan bir platformla karşılaşacaklarından eminim.

Köy kahvesinde toplanan platform ve halk şimdiden bilenmiş bile. Hazırlanan şikayet dilekçesi bütün civar köylere dağıtılmış. Toplanacak imzalarla birlikte şantiye tekrar şikayet edilecek. Uzakta olmanın içimde yarattığı merak duygusunu bastıramıyorum, bakalım neler olacak.

Bir söylentiye göre şirket, yıllar önce Karacaören köyü taraflarında 700-800 dönüm arazi almış. Ne kadar doğru bilinmemekle birlikte şantiyede duran 2-3 elemana ve ağırdan alınan, hatta bir türlü başlanmayan hes yapımına bakılırsa bu adamların ya zaman olarak kaybedecek bir şeyi yok ya da çözemediği bazı problemleri var. Şirket adına internetten yaptığım araştırmada inşaat bitim tarihini ertelemeyi talep eden bir dilekçelerine rastlamıştım. 17/1/1998 yılında verilen dilekçede inşaat süresinin 38 aya çıkarılmasını ve tesis tamamlanma tarihinin de 17/1/2012 olmasını talep ediliyor. İki ay içerisinde hızla bir tesis inşa etmeyi düşünmüyorlarsa Ocak 2012’de tesis tamamlanmış olmayacak. Ya yeni bir dilekçe daha verildi ve süre uzatıldı ya da başka bir şey. Tepki verilince sessizce görünmezleşti, birkaç ay sonra sessizce geri döndü ama hala bir çalışma içinde değil. Neden? Kargı’da bu kış neler olacak?


 
< Önceki   Sonraki >