|
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde başlayan Hidroelektrik Santral (HES) Projelerine karşı tepki ve protestolarla ülke geneline yayılıyor.
DSİ, Enerji Bakanlığı ve EPDK verilerine göre şu anda yurt genelindeki dere ve vadiler üzerinde, 2009 yılı sonu itibarıyla kamu ve özel sektör’e ait 187 adet HES işletme halinde bulunmakta. Mayıs 2010 verilerine göre ise inşa çalışması devam eden 145, proje aşamasında ise 1.576 HES bulunuyor. Planlanmakta olan 325 HES projesi ile birlikte bu sayı 2.046 ulaşmaktadır. Bakanlıkların verilerine göre ülke genelinde yapılması planlanan HES sayısı ise 2.300’lerdedir. Yıllardır HES ve derelerin özelleştirilmesi odaklı projeler sonuçlarını da doğurmaya başladı. Rize’nin Güneysu ilçesinde, Gürgen Deresi üzerinde yapımı tamamlanan Kale Hidroelektrik Santralı deneme üretimine geçti. Deneme üretimiyle birlikte su regülatörlere tünellerle taşındığı için, Başköy ile Güneysu arasındaki 4 kilometre boyunca Gürgen Deresi tamamen kurudu. Gürgen vadisinde su sesinin yerini, bir başka santral inşaatı için açılan yol yapımında çalışan iş makinelerinin sesi aldı. Bu acı gerçeğin genelleşerek artacağını söylemek ise abartılı bir yorum olmasa gerekir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, işletmede bulunan, inşa ve proje aşamasında olan ve de yapılması planlanan HES sayısı 700’ü bulmaktadır. Bunlardan 169’u Trabzon’da, 123’ü Rize’de, 166’sı Artvin’de, 82’si Giresun’da, diğer HES projeleri ise Erzurum’un Doğu Karadeniz’e yakın İspir ve Tortum gibi ilçeleri ile Gümüşhane, Bayburt, Ordu, Samsun, Amasya, Tokat, Sinop ve Çorum’da bulunmaktadır. DSİ verilerine göre, inşa halindeki 145 HES’ten 41’i Trabzon’da, 25’i Artvin’de 23’ü Rize’de, 12’si ise Giresun’da bulunuyor. Edindiğimiz bilgilere göre, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından bu güne kadar 96 proje için 'ÇED Olumlu' raporu verildi. ÇED inceleme işlemleri devam eden 120 projenin daha bulunduğunu öğrenilirken; ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararlarındaki yetki İl Çevre ve Orman Müdürlükleri’ne ve dolayısıyla İl Valiliklerine devredildiği için henüz net bir sayıdan söz edilememektedir! Bu projelerin yanında ayrıca Doğu Karadeniz Bölgesinde 2 bin de mikro HES kurulması için Doğu Karadeniz Küçük HES Kalkınma Projesi adıyla yeni bir proje başlatılmıştır. Ülke genelinde inşa aşamasında olan 145 HES için, başta Rize ve Artvin olmak üzere Giresun, Muğla ve diğer illerde çeşitli davalar açılmış, bu davaların sayısı elde ettiğimiz bilgilere göre 63’e ulaşmıştır. Hes’lere Karşı Nasıl Bir Politika? Doğu Karadeniz’de ve dolayısıyla ülkemizdeki HES süreci, 1996’da Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi Fırtına Vadisi Üzerinde BM Holding tarafından yapımı planlanan Dilek-Güroluk Regülatörleri ile başladı. Bu süreç bugün ki HES direnişinin de temelini oluşturdu. O günlerden bu güne bir yandan hukuki diğer yandan politik mücadele biçimleri gelişti. Doğanın korunması için açılan davalardaki kimi argümanlar bir süre politik argümanlar olarak da kullanıldı. HES’lere karşı açılan ilk davlarda genellikle, derelere bırakılan ‘can suyu’ yetersizliği ve “havza ölçeğinde planlama yapılmaması”na vurgu yapılmıştı. Özellikle dereler üzerinde onlarca HES kurulmasının önü, mahkemeler tarafından, bölgede havza ölçeğinde planlama yapılmaması gerekçesi ile tıkanmaya başlandı. Kimi davalarda ise, şirketin derenin yaşaması için gerekli can suyunu, dereye bırakmadığı için davlar kazanıldı. Ancak, Rize’nin İkizdere Vadisinde bulunan bir proje için ise, ‘can suyu’ konusunda yapımcı firmanın ‘gerekli miktarda suyu dereye bırakacağını taahhüt etmesi’ nedeniyle açılan dava reddedilmişti. Bu durumda derelerin korunması için hukuk alanından geliştirilen gerekçeler, derelere suni tenefüs yapsa da nihai çözümü sağlamada yetersiz kalmaya başladı. Çünkü, derelere bırakılan “can suyu” miktarının ne olması gerektiği sadece hukukun vereceği bir karar değil, bir politik seçimdi. Açılan davlarda geliştirilen argümanlar, hukuksal olarak işe yarasa da bu kavramlarla politika yapılmasının zorlukları ve sıkıntıları baş gösterdi. Çünkü, derelerimiz alınıyor ve bizler şirketlerle “can suyu” pazarlığı yapmaya zorlanıyorduk. Tam da bu bağlam da politikayı hukuka indirgemeyeceğimiz bir sürecin yaratılması gerekiyordu. 2000’li yılların başında başlayan süreçle HES projeleri bölgeye ve ülke geneline yayılarak adeta vadileri ve derelerimizi büyük bir anafor içine aldı. Bu süreçte Fındıklı’da verilen sıkı mücadeleyle bu güne kadar 16 proje yapılması planlanan Fındıklı’nın Arılı ve Çağlayan Vadilerine bir tek kazma dahi vurdurulmadı. Fındıklı Derelerini Koruma Platformu öncülüğündeki mücadele, bölgenin diğer vadilerinde de verilmeye başlayınca, her alanda iletişim ve dayanışmanın sağlanması hedefi ile Derelerin Kardeşliği Platformu oluşturuldu. Bir Mücadele Deneyimi ve Özörgütlenme Başta Rize olmak üzere Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki birçok yerel kitle örgütü temsilcisinin katılımı ile tamamen bağımsız bir yerel halk hareketi olarak Derelerin Kardeşliği Platformu örgütlenmeye başlandı. Bugün, Artvin’den; Trabzon, Erzurum, Gümüşhane, Bayburt, Giresun, Ordu, Tokat, Amasya, Samsun ve Sinop’a kadar uzanan bölgede 74 bileşeni ile Derelerin Kardeşliği Platformu, HES mücadelesinde demokratik, hukuksal, tepkisel eylemlerle bölgedeki ve yurt genelindeki çalışmalarını sürdürüyor. Gönüllülük esasına bağlı, çevreye, doğaya, ülkemizin doğa zenginliklerine, doğal yaşam alanlarına sahip çıkan, hukukun üstünlüğüne inanan, demokrasiye bağlı birçok sivil toplum kuruluşu ve oluşumunun bir araya geldiği, hiçbir fon veya sponsorluktan faydalanmayan, herhangi bir kurum veya kuruluştan herhangi bir yardım ve destek almayan, herhangi bir grup veya lobicilik faaliyetiyle ilişkisi olmayan Derelerin Kardeşliği Platformu aynı zamanda herhangi bir hiyerarşik yapısı olmayan bağımsız bir halk oluşumu olma özelliğindedir. Platform, gönüllük, özveri, duyarlılık ve sorumluluk temelinde, hiçbir çıkar veya menfaat hesabına dayanmadan, günümüz politikaları çerçevesinde çıkar hesapları içerisinde olmadan kendi özgücüne yaslanarak örgütlenmektedir. Derelerin Kardeşliği Platformu ve bileşenleri; HES’lere karşıdır! Çünkü HES projeleri, iddia edildiği gibi temiz ve çevreci bir enerji üretim kaynağı değildir! Aksine, doğayı katleden plansız bir kapitalist projenin araçlarıdır. Bu projeler, derelerimizi kurutmakta, sularımızı 3,5 metre çaplı ve yüzlerce kilometrelik tünellere hapsetmekte, doğal yaşam alanlarımızı, tarihi, sosyal ve kültürel değerlerimizi yok etmektedir. Hesler, sularımızın, vahşi kapitalizmin emperyalist paylaşım hesaplarında meta olarak kullanılmasının aracıdır. Kırsal alanda bir tür kırsal dönüşüm aracıdır. Bir yönüyle, insanın ve doğanın yeniden sömürgeleştirilmesidir. Yeni iskan uygulamalarıyla, coğrafyalarımızın insansızlaştırılması projesidir. Derelerin Kardeşliği Platformu tüm canlıların yaşam kaynağı olan suyun, fayda maliyet analizi çerçevesinde enerji kaynağı ve para kazanma aracı olarak görülmesini reddetmektedir. Doğal bir varlık olan su, yaşamın temel kaynağı olarak enerji kaynağı olarak görülemez. Sudan elde edilmeye çalışılan enerjinin alternatifi vardır ama doğal yaşam alanlarımızın, vadi ve derelerimizin başka alternatifi yoktur! Bu nedenle su, ticari bir mal değildir. Su, tüm canlıların yaşamını sürdürebilmek için ulaşmaya hakkının olduğu doğal bir varlıktır; ekolojik sistemin bir parçasıdır. Tüm canlıların sudan yararlanma hakkı vardır. Hiçbir canlı kendisinin su ihtiyacının daha önemli olduğunu ileri süremez. Su, bulunduğu ortamın asli unsurudur. Hiçbir şekilde yatağı değiştirilemez, bulunduğu alandan başka bir alana taşınamaz. Doğal yaşam ile su ilişkisini dikkate almayan hiçbir karar, uygulama, yasal düzenleme kabul edilemez. Suyun kullanımı; ekolojik, çevresel, kültürel ve sosyal sürdürülebilirlikten uzak ele alınamaz. Milyonlarca yıldır varlığını sürdüren, suyun beslediği ekosistemleri yok edecek HES Projeleri yenilenebilir temiz enerji olarak görülemez. Canlı türlerinin yok olma noktasındaki suyu ifade eden ‘can suyu’ kavramı veya böyle bir adalet anlayışı kabul edilemez, ahlaki görülemez. Can suyu tartışması dahi yapılamaz. Bu hedefler doğrultusunda bütün dere ve vadilerimizin korunması ve koruma altına alınması yaşamsal bir zorunluluktur. Yargı kararlarını hiçe sayarak, vadilerimiz ve doğal yaşam alanlarımıza geri dönüşümsüz zararlar veren; sularımızın özelleştirilerek, uluslar arası şirketlerin kontrolüne verilmesini de kapsayan bütün HES Projeleri durdurulmalıdır. Derelerin mülkiyetini alan şirketlerin üretim lisansları, tam da bu nedenle iptal edilmelidir. Senoz Vadisi başta olmak üzere mahkemelerce verilen durdurma veya iptal kararları derhal uygulanmalıdır. Bu nedenle, Bütün yönetim adına karar alanlar bu gerçekleri görmek zorundadır. Dereler, şirketlerin malı değildir. Bu derelerin canlıları, çocuklar, ataları ve geleceği vardır. Bunlar yokmuş gibi davranmak ve sorunu başka coğrafyalara ötelemeye kalkmak Karadeniz bölgesi için kurtuluş olmayacaktır. Çünkü, HES’ler bir kırsal dönüşüm politikasının uzantısıdır. Derelerin tamamen satılması, özelleştirilmesi tüm dünyadaki büyük su şirketlerinin en büyük hayalidir. Bu hayali görmeden, şirketlerle pazarlık ederek bu mücadele kazanılamaz. Bölgemizde yaşanan bu katliamların bir an önce durdurulması ve sularımızın ticarileştirilmesinin önünde durmak için var gücümüzle mücadelemizi sürdürmek ise bugün biricik yolumuzdur. Derelerimiz bizim can suyumuzdur. Artık, suların özgürleşmesi mücadelesi toplum özgürleşmesi mücadelesine dönüşmektedir. Ülkede hukuk, adalet, barışın garantisi de derlerin özgür akmasından geçmektedir. Tek tek satılığa çıkartılan derelerin kardeşleşmesi süreci, aynı zamanda tüm ülkedeki eşitliğin ve sömürüden kurtuluşun da teminatı olacaktır. Bu bağlamda, su mücadelesi demokrasi mücadelemizdir. Derelerin kardeşliği, bu süreçte kendi örgütlenmesini örnek bir deneyim olarak tarihin sayfasına not düşmektedir.
Kolektif Ekososyalist Dergi 6. sayısında Yyımlanmıştır. |