Havzalar Modeli: Sevsinler Demokrasinizi! (Abdullah AYSU) Yazdır E-posta
Cuma, 24 Eylül 2010

Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli hakkında bir yönetmelik yayınlandı. Yayınlanan yönetmelik; 18/4/2006 tarihli ve 5488 sayılı Tarım Kanununun 14’ üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır, denilmektedir.

Türkiye’de havzalar modeli taraflarca tartışılamadan hükümet politikası olarak gündeme getirildi ve uygulanıyor. Ne var bunda zaten AKP Hükümeti hep böyle yapmıyor mu, diyebilirsiniz. Ancak o kadar üzerinden atlanılacak bir durum değil, havzalar modeli…

Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli, yönetmelikte şöyle tanımlanmaktadır: “Sınırları benzer doğal özelliklerine göre belirlenmiş havzalarda ekonomik, ekolojik ve toplumsal verileri değerlendiren ülke ihtiyaçlarına göre yapılacak planlamalara araç olan bilgi teknolojilerinin kullanıldığı dinamik ve geliştirilebilir bir sistemi ifade eder,” diyor.
Öncelikle şunu belirtelim: Bu tanımla yapılanın iyi, bilimsel bir şey olduğu imajı iyi verilmiştir. Ancak yeni bir ülke yeni bir doğa da keşfe çıkılacakmış gibi bir hissiyat da vermiyor değil insana. Durumu büyüleyici kılan da zaten bu tanım. Gerçekler öyle mi bir bakalım.

Gerçekler;
Türkiye tarımsal üretimine bakıldığında plantasyon özelliği gösteren bir ülke. Marmara Bölgesi’nden girersiniz Ege’yi takiple Akdeniz’e ulaşır ve oradan Güney Doğu’ya varırsınız saydığım bölgelerin kıyı bandından başlayıp ovalarına varıncaya dek zeytin yetiştiriciliği yapılır. Bu şirketlerin plantasyonları (henüz) değil ama plantasyon özelliği göstermiyor diyemezsiniz. Yine zeytinden devam edelim. Gemlik Körfezinin civarı hem ülkemizin hem dünyanın en lezzeti sofralık zeytinlerini üretirler. Burada çiftçilerin örgütlendiği/örgütü MARMARA BİRLİK adıyla bir birlik var. Edremit –Ayvalık Körfezlerinde de yine ülkemizin ve dünyanın en kaliteli zeytinyağı üretilir. Bu alanların tamamında da TARİŞ Birliği adı altında yine çiftçilerin örgütlendiği/örgütü bir birlik var. Zeytin yetiştiricilerinin toplamı meclisteki milletvekillerinin yaklaşık beşte birini (90’nından fazlasını) tek başına belirler durumdadır.

Karadeniz’de Samsundan başlayıp Trabzon/Of köprüsüne kadar fındık yetiştirilir. Yine Marmara Bölgesi’nde Düzce, Adapazarı ve Batı Karadeniz’in bir bölümü fındık yetiştiriciliğinden geçimini sağlar. Buralarda da FİSKOBİRLİK adıyla çiftçilerin örgütlendiği/örgütü var.
Karadeniz’de Trabzon/OF köprüsünden başlayıp Sarp’a kadar kıyı bandında  çay yetiştirilir. Yetiştirilen yeşil çay yapraklarını kamuya bağlı ÇAY-KUR alır, işler ve pazarlar. Karadeniz toprakları çaya ve fındığa tutunarak heyelana kapılmaz, akıp yok olmaz.

Trakya’da Ayçiçeği, Isparta ve civarında gül, Çukurova’da  pamuk, Ege’de incir, üzüm ve pamuk Orta Karadeniz ovalarında ayçiçeği, Güney Doğu Anadolu’da fıstık, mercimek, nohut vd. baklagiler yetiştirilmektedir. Bu ürünler de plantasyon özelliği göstermektedir. Bu ürünlerle ilgili çiftçilerin örgütlendiği örgütleri sırasıyla TRAKYABİRLİK, ÇUKOBİRLİK, TARİŞ, KARADENİZ BİRLİK, GÜNEYDOĞU ANADOLU BİRLİK’tir.Bunların dışında hububat ürünlerini satın alan ve pazarlayan Toprak Mahsuller Ofisi (TMO) ve şekerpancarını satın alan, işleyen ve şekere dönüştürüp pazara sunan Türkiye Şeker Fabrikaları (TŞFAŞ) vardır. Sulu anlarda şekerpancarı ve daha çok kurak bölgelerde de hububat üretimi yapılmaktadır. Hiçbir ürünün yetiştirilemediği yerlerde de tütün üretilir, tütünü de TEKEL satın alır, işler sigaraya dönüştürür ve ülkemizin en ücra köşesine kadar götürür pazarlardı.

Bütün bu çiftçi örgütü olan BİRLİK’ler ve kamu eliyle kurulmuş olan Tarımsal KİT’ler aracılığıyla kontrol edilen ve yaygınlaştırılan ürünler bölgelerinin iklimine, toprak yapısına adapte olmuş ürünlerdir.
Birlikler geçmişte kontrol amaçlı ve kırsaldan sanayi ve ticaret sektörüne kaynak aktarma amacıyla devlet vesayeti altında tutuluyor ve daha çok yerli sermayeye ucuz hammadde ve kaynak aktarma amaçlı yönetiliyordu. Bu durum iki binli yıllara kadar böyle sürdü.
KİT’ler ise doğrudan bu amaçlara hizmet için devlet tarafından kuruldu ve yönetiliyor.

Bugün ihtiyacımız bu bölgelere adapte olmuş ürünleri ıslah, araştırmalarla daha verimli kılmak iken ıslah ve araştırmayı terk ettik/ettirildik. Havzalar modelinde sözü edilen bilimsel araştırma ve geliştirme çabaları mevcudu geliştirmek için kullanılmıyor.
Şirketlere karşı çiftçilerin çıkarını koruma amaçlı kurulan Birlikler de iki bin yılından sonra bir tür özelleştirildi, birer piyasa aktörü haline getirildi. Oysa Birlikler uyguladıkları fiyat politikalarıyla ürünü maliyetinin altında almıyor ve ayrıca alım garantisi veriyordu.
Serbest piyasa aracılığıyla çokuluslu şirketlerin ihtiyacına (hammadde sağlama-ürünlerini tohum ve diğer üretim girdisi olan ürünlerini satabilme amaçlı) göre Türkiye tarım ve gıdası yeniden dizayn ediliyor. Bu konuda Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli uygulamaya alınmış durumda.

Yönetmeliğin maddelerine bakalım:
MADDE 7 –(1) Kırsal ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlamak için modelin önerdiği ürünlerin yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi teşvik edilir.
Siz bundan yabancı-yerli tarım, gıda ve ecza şirketlerinin ihtiyacına uygun ürünlerin yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi için destekleme kozunun kullanarak üretim yelpazesini değiştirme girişimi olarak okuyabilirsiniz.

Madde 7- (2) Tarımsal amaçlı arazi kullanım planlamalarında, yeter gelirli arazi büyüklüklerinin belirlenmesinde ve işletme yapısının güçlendirilmesinde model çıktılarından faydalanılır.
Bu maddeden de desteklerin yönünün büyük çiftçilere ve büyük sürü sahiplerine döndürüleceğini rahatlıkla düşünebilirsiniz.

Türkiye şu an dünya genelinde çiftçilerini en az destekleyen ülkeler grubunda yer alıyor. Bunun sonucu ve maliyetin altında belirlenen fiyat politikalarıyla küçük çiftçiler mütemadiyen tasfiye oluyor. 5488 Sayılı Kanunu’na dayalı olarak bu yönetmelik çıkarılırken aynı kanunun amir hükümlerinden olan çiftçilere verilecek destek Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 1’nden aşağı olamaz hükmüne rağmen destekler hep yüzde 1’in altında olmuştur. Ancak bu konuda Hükümet kanuna uygun bir icraat uygulamamıştır. Aynı kanunun maddelerinin şirketlere avantaj sağlayan maddelerine yol veren çiftçiler yararına olan maddelerini uygulamayarak engelleyen çifte standart politika hükümetin ayrımcılığını gözler önüne seriyor.

MADDE 10 –(1) Modelde bulunan ve/veya modelden elde edilen bilgiler Bakanlığın izni olmadan yayımlanamaz veya kullanılamaz.
Burada sormak gerekiyor: Niçin? Üretim gizli yapılan bir şey mi? Üretim bu gök kubbenin altında yapılmayacak mı?

Tarımsal üretim doğada özgür yapılan ve özgür doğanın bir parçası olarak sürdürülen bir çabadır. Ben istiyorum bunu burada yetiştirelim keyfiyeti yoktur. “Doğa bilimdir, bilim doğadır!” bu rotadan ayrıldığınızda yapacağınız hiçbir üretim bilimsel olmaz. Zorlama olur. O zaman da modelde sözü edilen bilimsellik göz boyamada kullanılan makyaj malzemesinden öteye geçemez.

Bir başka yan ise bir ülkede yetiştirilen ürünün sonuçlarının Bakanlık dışında hiç kimsenin açıklamaya hakkının olmamasını anlayan varsa beri gelsin.

Ben merak ediyorum: Bu yönetmeliği imzalayan Bakanlar yönetmeliği okuyup mu imzaladılar, okumadan mı imzaladılar, yoksa hepsi de bu maddeyi atladılar mı? Bizim bilemediğimiz başka ekenler ve etki grupları mı var da yönlendiriyor, bu bizim durduğumuz taraftan bakıldığında meçhul.

Bize ancak bu maddenin içinde olduğu yönetmeliği imzalayan/imzalayabilen Bakanlar Kurulu’na “sevsinler demokrasinizi!” Demek kalıyor geriye.

 
< Önceki   Sonraki >