Hukuk Devleti, Yolsuzluk, Yoksulluk (Prof. Dr. İbrahim KAPLAN) Yazdır E-posta
Salı, 29 Mayıs 2007
Hukuk devleti; idare edilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine sahip bir devlet düzenini ifade eder. Böyle bir devlet düzeninde, devlet ve hükümet tasarruflarının ve faaliyetlerinin hukukun üstünlüğüne dayanması, bir başka deyişle yasama, yürütme ve yargı olarak nitelendirilen bütün bu işlem ve faaliyetlerinin hukuk denilen, aklın ve vicdanın süzgecinden geçmiş, devleti oluşturan toplumda uygulanmak üzere anayasa ve kanun metinlerinde yer almış hukukun yazılı veya yazısız kurallarına uygun olması gerekir.

Hukuk devleti, hürriyetçi-çoğulcu demokrasi ile devlet olma iradesinin müşterek bir eseridir. Hukuk devletinin varlığının ve devamlılığının korunması; vatandaşlar ile onun tarafından doğrudan doğruya veya dolayısıyla seçilmiş yüksek siyasal ahlaka sahip karar organları üyelerinin ve yönetim makamlarında bulunan kişilerin sorumluluğundadır.Yüksek siyasal ahlak sahibi kişi denilince; her türlü kişisel ve siyasal çıkar karşısında, daima devleti oluşturan toplumun çıkarını düşünen ve üstün tutan, objektif siyasal ahlak ve hoşgörüye sahip, siyasal prestij ve siyasal kudret sağlama hırsından uzak, devlet içinde hürriyetler ile düzen arasındaki hassas dengenin korunması için her zaman gayret sarf eden siyaset adamı anlaşılır. Siyasal kararları almak için seçilen ve görev üstlenen üstün siyasal ahlak sahibi kişiler, demokratik hukuk devletini korumak ve devamlılığını sağlamakla yükümlüdürler. Demokratik hukuk devletinin korunmasında sorumluluk, daha çok akli, siyasi ve ahlaki alandadır. Zira hukuk devleti, insanın insan olarak varlığının korunmasını hedef alan zekâ ve düşüncenin eseridir.

Hukuk devletinde bireylerin hürriyet ve düzen içinde yaşamlarının hukuki kurallara bağlanması, bu hürriyetlerin ölçüsü ve düzenin niteliği hakkında yalnızca, o devletin egemenliği altındaki vatandaşlar veya onların seçtikleri kişilerden oluşan organlar karar verirler. Bir hukuk devleti düzeni içinde yaşayan insanlar veya onların seçtikleri organlardan başka hiçbir otorite ve makam, hürriyet ve düzenin ölçüsü hakkında siyasi ahlak açısından kendilerini karar vermeye yetkili gösteremez ve karar verme yetkisini talep edemez.

Bu suretle hukuk devleti, devlet içinde demokratik iradenin oluşmasını yani 'demokrasi' yi şart koşar. Hukuk devletinde bireyler veya onların adına seçilmiş organlar, tek veya azınlık olarak değil, çoğunluk olarak toplumda uygulanacak kuralları tespit ederler. Bu sebeple bir devletin hukuk düzeni, ister anayasa ister yasa düzeyinde olsun, çoğunluk tarafından yapılmışsa, o devlet hukuk devleti niteliğine sahiptir.

Çoğunluk tarafından yaratılan ve yönetilen hukuk devleti; hukuki durum değişmese bile, siyasi durum değiştikçe sürekli olarak yine onun tarafından yeni veya erken seçimlerle denetlenmeli ve uygunluğu onaylanmalıdır. Zira hukuk devletinin yönetilmesinde, sorumluluk sadece hukuki alanda değil, aynı zamanda akli, ahlaki ve siyasi alandadır.

Yolsuzluk, ceza hukuku açısından rüşvet, irtikap, zimmet, haksız kazanç veya haksız kazanç sağlama suçları yoluyla elde edilen, kayıt dışı olup devletin vergi gelirleri arasına girmeyen, kamunun ve kamu idaresinin güvenliği ve işleyişine aykırı biçimde; para, hak, alacak, mal şeklinde her türlü malvarlığı edinilmesidir.

Yoksulluk ise; işsizlik ve ekonomik olarak düşük gelir seviyesi nedeniyle yaşamak için, kendisini ve ailesinin geçimini temin edememe durumu, yani açlık ve sefalet içinde yaşamak sonuçta tam fakirlik hali demektir.

Yolsuzluk ve yoksulluk genellikle, hukuki, siyasi ve iktisadi kötü devlet yönetimi sonucunda oluşan bir olgudur. Her ikisi de, devleti oluşturan toplumda, huzur, istikrar ve barışı bozabilecek nitelikte olayların kaynağı olmaya çok elverişlidir. Yolsuzluk ve yoksulluk iki negatif kutuptur. Yolsuzluklar, kayıt dışı oluştuğu için devleti oluşturan toplumda yoksulluğa da yol açar. Yoksulluk ise, toplumda yolsuzluğun artmasının zeminini oluşturur. Bu yönde teşvik ve tahrik edici olabilir.

Hukuk devletini yönetmeye talip olan yüksek siyasal ahlak sahibi kişiler, ülkede yolsuzluk ve yoksullukla mücadele için, üstün azim ve kesin kararlılık içinde olmalıdırlar. Ülkemizde kişi başına düşen milli gelir seviyesinin mutlaka 15-20 bin USD seviyesine kısa zamanda çıkarılması için, her türlü mali ve ekonomik tedbir alınmalıdır. Bu suretle yolsuzluğun ve yoksulluğun başlıca kaynakları kurutulmalıdır.

Hukuk devletinin yetkili organları; siyasi ve bölücü terörle mücadele yanında, devlet malına el uzatanları, devletten haksız kazanç sağlayanları, yani ekonomik ve mali terörü önleyecek ve cezalandıracak yasaları yapmak ve uygulamakla yükümlüdürler. Hukuk devleti, toplumdaki rüşvet ve yolsuzluklarla da mücadele etmek zorundadır. Aksine durum, hukuk devletine olan güvenin kaybına yol açar.

Prof. Dr. İBRAHİM KAPLAN
Cumhuriyet 29.05.2007

 

 
< Önceki   Sonraki >