|
Yazan Abdullah Aysu 8 Oca, 2012 tarihinde dosyalanan yer Abdullah Aysu, Çevre, Felsefe, La Via Campesina, Siyasi Haberler. Bu yazıya olan tüm cevapları burdan izleyebilirsiniz. RSS 2.0. Geri beslemeleri buradan izleyebilirsiniz
Küresel iklim değişikliği yıllardır artarak sürüyor. Fakat çoğu hükümet Küresel iklim değişikliğinin kaynakları ve nedenleriyle ilgilenmiyor.
Bilindiği üzere biyoçeşitlilik, küresel iklim değişikliğini doğrudan etkiler. Zengin biyoçeşitlilik sera gazlarının etkisini azaltır. Türlerin yok olmasının en önemli nedeniyse, yaşadıkları ortamın bozulması ya da yıkıma uğramasıdır. Canlı türleri ve yaşadıkları çevre, günümüzde sermayenin kendini yeniden ürettiği alanlar olarak görülmekte ve saldırıya uğramaktadır. Son elli yılda biyoçeşitliliğin yok olma hızı çok artmıştır.
Bin Yıl Ekosistem Değerlendirme Raporu’na (Millenium Ecosystem Assesment) göre, “1950 den beri tarıma ayrılan topraklar XVIII. ve XIX. Yüzyıllardakinden fazladır; 1980’den beri mangrovların (ekvator bölgesinin yağmur ormanları) yüzde 35’i, mercan adalarının yüzde 20’si yitirilmiştir; insanların ürettiği azot, tüm doğal süreçlerin ürettiği miktarı aşarken, büyük barajlarda biriken su miktarı, ırmak ve göllerdeki su miktarının üç ile altı kat fazladır.” (1)
Globia araştırmacılarına göre, dünyadaki toprakların üçte biri tarıma ayrılmıştır. Ama üçte birden fazlası da tarımsal ya da kentsel yerleşim alanı ve altyapılarına dönüşmek üzeredir. 1945’ten beri kentleşen mekânlar iki kat artmıştır.
2005 yılında Fransa’da kurulan Manzaralar için Manifesto’nun gözlemlerine göre, nüfus son 10 yılda sadece %4 artarken, yapay mekânların alanı %17 olmuştur.
Yukarıdaki gözlem ve veriler de göstermektedir ki, gezegenimizin hemen hemen tüm doğal alanları hızla bozulmaktadır. Doğal alanlar, yapay alanlara dönüşmektedir. Hâlbuki yapay alanlara dönüşen doğal alanların ilk sıralarında yer alan çayır ve meralar aracılığıyla karbon, toprakta humus olarak depolanabilir ve toprağın verimini artırır. Topraktaki her bir ton humus, atmosferden 1.8 ton karbondioksit emer.
Bilindiği üzere canlı ortamın tamamı yapay dönüşümden etkilenmektedir. Otoyollar, geçtiği bölgelerin ekosistemini parçalamakta, yöreyi kirletmekte, karbon salınımını arttırmakta, biyoçeşitliliği azaltmaktadır. Gıdanın devamlılığı ve tarımsal üretimin sigortası olan biyoçeşitlilik, kapitalist sermayedarlara peşkeş çekilmektedir. Zengin canlı türleri için barınak görevi gören ormanlar, yenilenme kapasitesinden daha hızlı yok edilmektedir. Ormanların bu yok ediliş ormanların sadece sera gazlarını depolama görevini değil, canlı türlerinin barınaklarını da ortadan kaldırmaktadır. Bu da, sera gazlarını yüzde 20 arttırmaktadır. Ayrıca endüstriyel tarımın, yani traktöre, petrole, kimyasal gübre ve ilaçlara bağımlı tarımsal üretim modelinin, küresel iklim değişikliğinin %11-15’inden sorumlu olduğu ifade edilmektedir.(2)
Doğadaki bitkilerin çoğunluğu insanlar gibi öpüşemez ve üreyemez, aracılara ihtiyaç duyar. Arılar, kelebekler, diğer canlılar ve rüzgâr, bitkilerin birbirleriyle öpüşmelerine ve üremelerine aracı olur. Canlı türlerinin azalması, bu araçlık görevinin görülmesini engelleyecektir. Ayrıca endüstriyel tarımın yeni yönelimi olan genetiği değiştirilmiş tohumlar, her çeşidi kendisine benzetme özelliği dolayısıyla biyoçeşitliliği azalmasında rol oynayacaktır. Doğada canlıların kaybolması, onların ekolojik zincirde üstlendiği görevin aksamasına yol açacağı için yağış rejimi de bozulacaktır. Ekolojik zincirin halkalarının kopması anlamına gelen bu durum, küremizin çölleşmesine, ısınmasına neden olacaktır. Çinlilerin “Pekin’de kelebek kanat çırpar, okyanusta dalgalar oluşur” sözü ekolojik zinciri açıklayan çok iyi bir örnektir.
Günümüzde iklim değişikliğinin bir kaynağı da gıda nakliyatıdır. Taze ve paketlenmiş gıdalar gereksiz bir şekilde bütün dünyada gezmektedir. Gıda nakli için kullanılan fosil yakıtlar atmosfere tonlarca karbondioksit salmaktadır. İsviçre köylü organizasyonu UNITERRE, bir kilo kuşkonmazın Meksika’dan İsviçre’ye (11.800 km) uçakla getirilmesi için beş litre petrolün gerektiğini, İsviçre’de üretilen bir kilo kuşkonmazın tüketiciye ulaştırılması içinse 0,3 litre petrole ihtiyaç olduğunu hesaplamıştır. Endüstriyel gıda işleme, paketleme ve nakliyatının Küresel iklim değişikliğinin etkisinin %15-20 olduğu belirtilmektedir. (3)
Küresel iklim değişikliği sonucu oluşan sel, kasırga ve kuraklık, yoksul çiftçinin felaketi olur. Yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı gibi endüstriyel şirket tarımını politikalarını hayata geçiren karar vericiler ve bunları uygulamaya geçiren kapitalist sermayedarlar küresel iklim değişikliğinin nedeni, çiftçiler ise mağdurlarıdır.
James Hansen’in, 2008 Birleşik Devletler Kongresi’nde söylediği gibi, “fosil enerji şirketleri tıpkı sigara üreten firmaların tütünle kanser arasındaki bağlantıyı gizlemeye çalışmaları gibi iklim değişikliği konusunda kafa karışıklığı yaratmaya çalıştılar. [...] bu patronlar insanlığa ve doğaya karşı işledikleri büyük suçtan dolayı yargılanmalıdırlar.” (4)
Çünkü zenginler sınıfının yaşam biçimleri ve algıları, içinde yaşadıkları gezegenin yaşam döngüsüne duyarlı olmalarını engeller. Onlar, ekolojik dengesini bozdukları için alarm veren, kırsaldan kopuk şehirlerde “bihaber” yaşamaktadırlar: arabayla gezerler, klimalı yerlerde yaşarlar, toplumla ilişkilerini kesen ulaşım ağlarını – havaalanı, iş semtleri, şatafatlı konut alanları- kullanırlar.
İklim değişikliği, tüm canlıların yaşam koşullarını daha da zorlaştırdığı/zorlaştıracağı gerçekliğinin yanı sıra, bu sisteme karşı bir başka tartışma alanına kapı aralamakta, sistemin halktan ve doğadan yana değişmesine yönelik mücadeleler geliştirmek için olanak sunmaktadır.
İklim değişikliğinin çözümü teknolojiye, ilahi müdahaleye, iyi niyet çağrılarına, gelecek kuşaklara olan sorumluluğa ya da insan sevip, sevmezliğe değil, toplumsal ilişkilerin çözümüne bağlıdır. Başka bir deyişle, toplumsal muhalefet hareketlerinden ve onların birlikteliğinden doğacak “başka bir dünya mümkün” mücadelesinin bağrında başka bir iklim olanağı mevcuttur.
(1) 1300’den fazla bilim insanı tarafından hazırlanan Bin Yıl Ekosistem Tahmini (Millenium Ecosystem Assesment) Raporu Veriler: Herve KEMPF; Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor, Fransızca’dan çeviren: İsmail Kılınç, s.16, Epos Yayınları, 2010’dan derlenmiştir.
(2-3)Via Campesina (Çiftçi Yolu) Genel Koordinatörü Henry Saragih’in Kopenhag Zirvesi Sivil Forumun Açılışında (7 Aralık 2009 tarihinde) yaptığı konuşmadan alınmıştır.
(4) Daniel Tanuro; Yeşil Kapitalizm İmkansızdır, s.62-63 |