İnatla ve Umutla (Ertuğrul ÜNLÜTÜRK) Yazdır E-posta
Cumartesi, 14 Mart 2009
Yeni sömürgeciliğin genel kuralıdır; ürkütmeden, usulca ve süslü yalanlarla gelir onlar. Devir değişti, artık beyaz adamların Kızılderililere kibrit verdiği günlerde değiliz ama söylem değişmiyor; IMF’si ile AB’si ile gelenlerin tümü bizi rahata kavuşturma vaadi ile geliyor.

Bu hafta yine birileri gelecek, Dünya Su Forumu’nun beşincisi 16-22 Mart tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. Gelenler uluslararası su tekelleridir, bizi sağlıklı ve bol suya kavuşturma vaadi ile geliyorlar. Forumun sponsorlarını incelediğimizde, o tekellerin ve onların yerli ortaklarının isimlerini görüyoruz. İnsani mesajlar ve süslü vaatler veren bu forumun arkasında yatan gerçek, suyun ve su hizmetlerinin özelleştirilmesi yoluyla dünya halklarının sağlıklı suya erişimini ticari bir mekanizma haline dönüştürmektir.

Sadece suyun ve su hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı çıkmak yeterli değildir, suyun para ile alınıp satılabilen bir meta olmasına da karşı çıkmamız gerekiyor. Temel yaşam hakkımız olan suyu devlet de halkına satmamalıdır, ücretsiz sağlamalıdır. Devletin temel görevi, halkın malı olan suyu en sağlıklı şekilde ve ücretsiz olarak halkına ulaştırmaktır. Bunu ütopya olarak görmeyin sosyalizm bunu başarmıştır, tarih bize bunu gösteriyor. Sosyalizmin kentlerinde halk, gerek içme ve kullanma suyunu, gerekse sıcak suyu ücretsiz olarak kentin her noktasından temin edebiliyordu ve musluğundan akan suyu rahatlıkla içebiliyordu.

Suya ulaşım hakkımız üzerinde oynanan bu oyun, sadece içme suyu ile sınırlı değildir. AKP’li bakanların iftiharla ilan ettiği gibi yakında akarsularımızın kullanım hakları da özelleştirilecektir, yani tarımsal üreticilerimiz sulama suyunun faturasını özel şirketlerin taktığı sayaçlara bakarak ödeyecek. Hayvancılıkta, sanayide, eğitim ve sağlık sektöründe suya ulaşım hakkı yine o sayaçlara bağlı olacak.

İnsanlığın temel haklarını paraya tahvil eden bu piyasacı anlayış, toplumda hak ettiği tepkiyi buluyor; suyun ve su hizmetlerinin ticarileştirilmesine karşı direnen kesimler, 15 Mart’ta Kadıköy’de mitingde buluşuyor ve suya ulaşım hakkımızı gasp etmeye gelen bu su tüccarlarına karşı halkın haklarını savunuyorlar.

Suya ulaşım piyasacı evrime uğrarken, Evrim Teorisi’nin mimarı Darwin’in 200. doğum yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan TÜBİTAK dergisinin sansüre uğrayarak içeriğinin ve kapağının değiştiğini öğreniyoruz. Kamuoyunda bu sansürün ortaya çıkması ile birlikte aklıevvel bir AKP’li bakan, Darwin’in yanlışlarına rağmen bu sansürün yanlış olduğunu belirterek güya bilimi savunuyor. İnsan biraz haddini hududunu bilir, sana mı kaldı Darwin’in yanlışını bulmak, sende o kapasite ve o birikim mi var? Çocuklarımızdan biliyoruz, okullarımızda yıllardır Darwin’in adı geçmiyor, düzen onu ve Evrim Teorisi’ni reddediyor, bu Türk-İslam sentezinin 12 Eylül’den bu yana süren bir uygulamasıdır.

Bilime karşı bu direniş, kalın ve pahalı ciltlerle Harun Yahya safsataları olarak tefrika edildi, kaynağı belirsiz bir finansmanla basılıp her tarafta, kamu kurumlarında, tren garlarında ücretsiz dağıtıldı. Bu bilim dışı safsatalara karşı, Bilim ve Gelecek Kitaplığı serisi altında “Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği” isimli bir kitap geçen yıl yayınlanmıştı. Bu kitabın ikinci baskısı ise TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın katkısıyla geçtiğimiz günlerde yapıldı. Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO), bu kitabı üyelerine ve jeoloji mühendisliği öğrencilerine dağıtarak, aydın sorumluluğunu yerine getiriyor; onları yürekten kutlamak gerekiyor.

Onların, o kitabın önsözündeki son sözleri şudur: “Hurafenin/gericiliğin varacağı liman akıl tutulmasıdır ki bu da cemaat ilişkilerini, körü körüne inanışı besleyen, güçlendiren ve sömürü çarkını derinleştiren bir durumdur.”

Bilimle, emekle, inatla ve umutla!..

14/03/2009 evrensel

 

 
< Önceki   Sonraki >