HES'lere Karşı Mücadele (Yakup OKUMUŞOĞLU)
Cumartesi, 06 Şubat 2010

Yoğun tartışma ve  mücadelesi  ile yürütülen  ve giderek, söz konusu mücadelenin ülkenin her tarafına yayıldığını  gördüğümüz nehir tipi hidroelektrik santrallerle ilgili olarak, Fırtına Vadisi davasından sonra 4650 sayılı yasa ile ve temelinde Bakan Veysel Eroğlu'nun “Su Akar Türk Bakar!” özdeyişi ile yeniden oluşturulan mevzuata göre şekillendirilmiş ilk nehir tipi hidroelektrik santral planlarından biri olan Fındıklı  İlçesi Abu Çağlayan Deresi üzerindeki Paşalar Regülatörü ve Hes için Rize İdare Mahkemesi’nin  verdiği gerekçeli yürütmeyi durdurma kararı önümüzdeki dönemde su mücadelelri için önemli bir basamak olacak nitelikte.

Bu nedenle bu kararı kısaca değerlendirmek gerekir. Nehir tipi Hidroelektrik Santralleri’nin planlama aşamasındaki eksik işleyen sürecini değerlendirmesi, Uygulama sürecindeki yanlışlıkları değerlendirmesi, Çevre Kanunu’nun temel ilkelerinden olan “Sürdürülebilir Kalkınma İlkesi’nin ne olduğu ve ne şekilde uygulanması gerektiğini bildirmesi, Dava konusu hidroelektrik santral ve diğer hesler için oluşturulan  Çed raporları, Çed Yönetmeliği ve eksik olan mevzuat düzenlemelerini (havza planlaması) de içeren ve değerlendiren bir karar olması yönü ile çok önemli saptamalarda bulunmaktadır.
 
Karar çok somut olarak Tüm Türkiye’deki hes projeleri açısından emsal nitelikte bir karar  olduğu gibi, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Çevre’ye ve çed sürecine olan yaklaşımını, ve hemen her türlü çevreye etkisi olabilecek yatırımlara getirdiği çok değerli  yaklaşımlarla, ülkedeki  yargıya taşınmış tüm çevre sorunlarına ilişkinde kararın  emsal bir karar  niteliğinde olabilecektir.

Anayasa’nın Çevresi

Mahkeme kararında; Anayasanın 17.maddesi gereği herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını  koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu,56.maddesi ile de  herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunun düzenlendiğini, Çevreyi korumak ve geliştirmenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğuna vurgulamış ve;

4856 sayılı  Çevre ve Orman Bakanlığı Kuruluş ve Teşkilat Kanununda,

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın çevrenin korunması, kirliliğin önlenmesi ve iyileştirilmesi için prensip ve politikalar tespit etmek, programlar yapmak, bunların uygulama esaslarını belirleyip, gerekli önlemleri alarak sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde çevreye olumsuz etki edecek her türlü plan,program ve projenin,fayda ve maliyetleri ile çevresel olguların ortak bir çerçevede değerlendirecek çevresel etki değerlendirmesi ve stratejik çevresel etki değerlendirmesi çalışmasını yapma,dengeli ve sürekli kalkınma amacına uygun ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünüldüğü,rasyonel kaynak kullanımını sağlamak üzere kalkınma planları,bölge planları temel alınarak çevre düzeni planları hazırlamak,su kaynakları için koruma ve kullanma planları yapmak,kıta içi su kaynakları ile toprak kaynaklarının havza bazında bütüncül yönetimini sağlamak görevleri olduğunu, 

2872 sayılı  Çevre Kanunu’nun 1.maddesinde; Kanunun amacının bütün canlıların ortak varlığı  olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olduğu,

Aynı  Kanunun 3.maddesinde;  Çevre korumasında genel ilkelere yer verilmiş olduğu, karar alma süreçlerinde sürdürülebilir kalkınma ilkesinin gözetilmesi, yapılacak ekonomik faaliyetlerin faydası ile doğal kaynaklar üzerindeki etkisinin sürdürülebilir kalkınma ilkesi ışığında uzun süreli değerlendirilmesi ve çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkının esas tutularak,bakanlık ve yerel yönetimler,meslek odaları,birlikler,sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamının yaratılmasının da genel ilkeler içerisinde  yer aldığı,

Aynı  Kanunun 9.maddesinde ise; Doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik, ve bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunmasının, ülke fiziki mekanında sürdürülebilir kalkınma ilkesi, koruma kullanma dengesi gözetilerek bölge ve havza bazında çevre düzeni planlarının yapılması (nı gerektirdiği), ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslar arası sözleşmelerle koruma altına alınmış, koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan hassas alanların her türlü ölçekteki planlarda gösterilmesinin zorunlu olduğunu,

Aynı  Kanunun 10.maddesinde ise; Gerçekleştirilmesi  planlanan faaliyetler nedeni ile çevre sorunlarına yol açabilecek faaliyetlerin;  Çevre Etki Değerlendirme Raporu(Çed raporu)  yada Proje Tanıtım Raporu hazırlamasını gerektirdiği, Çed olumlu yada çed gerekli değildir kararı alınmadıkça  faaliyetlere hiçbir izin teşvik onay ile  yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği, yatırıma başlanamayacağı ve ihale edilemeyeceğini,

“Sürdürülebilir kalkınma” ile “Sürdürülebilir Çevre” kavramlarının idareler tarafından sadece bir temel ilke olarak kabul edilmesi yeterli olmayıp, bu ilkelerin idareler tarafından özümsenerek, bütün faaliyetlerinde korunması için önem ve özellik atfedilerek hayata da geçirilmesi, kamu idareleri tarafından temel bir politika olarak kabul edilen bu ilkelerin  idarelerin eylem ve işlemlerinde kendine yer bulamaması halinde ise bir söylem olarak dile getirilen bu ilkeler esasında özümsenmemiş,mevzuat hükümleri arasında kaybolmuş ilkeler olarak kalmaya mahkum olacaklardır” denmiştir.

Çevresel Etki

Devamla mahkeme;  “Bu anlamda, her bir projenin nasıl bir çevresel etki yaratacağının, hem yatırımların desteklenmesi hem de sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması, hem de yaşanabilecek çevresel sorunların kabul edilebilir bir sınır içinde tutulması gerek Çevre Kanun’nunda gerekse de Çed Yönetmeliğinde bir sisteme bağlanmıştır…” denilmiş ve,

“Çed Sürecine sadece uygulanması gereken formatsal bir  süreç olarak bakılması ve yatırımcı şirket tarafından yerine getirilmesi gereken bir prosedür olarak görülmesinin, Çevre Kanunu ve Çed Yönetmeliği ile belirlenen ve ulaşılmak istenen hedefe aykırı olacağı” ifade edilmiştir.

 Mahkeme; “Çed Sürecinin formata bağlanmış , soyut taahhütlere dayalı prosedürel bir işlem olmaktan çıkarılarak,planlanan yatırım ile bu yatırımın hayata geçirileceği alanın gerçek verilerine ulaşılması, süreci yönlendirici bilgilerin bizzat idare tarafından arazi üzerinden alınarak güncel,reel ve somut verilerin toplanması,bu sürece ilgili kurumların konuda uzman elemanlarının katılımının sağlanması,incelemelerin sadece proje dosyası üzerinden yatırımcı şirketin sunumları ile değil,bizzat idare tarafından proje sahası üzerinde yapılan verilerle yapılması,aynı vadi/su havzası üzerinde benzer birden çok projenin planlanması durumunda,bunun idare tarafından bir plana bağlanarak,çevresel zorlamanın ve kabul edilebilir bir çevresel maliyetin hesaplanması,projelerin sayısı,kurulma yer ve zamanı,doğanın diğer faydalı kullanımları ve insan ve diğer canlıların yaşam alanlarının bundan ne düzeyde etkileneceğine ilişkin kuvvetli tahminlerin yapıldığı bir planlamanın yapılması gerektiği,söylenmiştir.

Bu genel ve diğer tüm çevre davalarına emsal olabilecek değerlendirmelerden sonra somut projeye ilişkin ise, Çed sürecinin formatsal olarak yerine getirildiği,diğer bir deyişle projeye başlanılması için yerine getirilmesi gereken prosedürün tamamlandığı, Abuçağlayan Deresinin yer aldığı su havzasında birden fazla Hes Santrali ve bu santrallerden elde edilecek elektriğin ulusal ağa bağlanması için Enerji nakil hattı Kurulması Planlanmasına karşın,burada idare tarafından her hangi bir havza planlamasının yapılmadığı, Bu havzada yapılacak her bir yatırımın birbirinden bağımsız olarak ele alınıp çevresel etkilerinin kendi içlerinde değerlendirildiği,

İnşaat faaliyetleri sırasında ortaya çıkacak hafriyatın depolanması için düşünülen yerlerin yetersiz olduğu,bu vadi için de hafriyat depolamanın doğaya ciddi zararlar vereceği,
Abu Çağlayan Deresi çevresinin ekolojisinin bozulmamış nitelikte ormanlarla kaplı olduğu,proje kapsamında kesilecek ağaç sayısının gerçekçi olmadığı, 

Sucul canlılar için yapılan tespitlerin gerçekleri yansıtmadığı ve literatür çalışmasına dayandığı, söz konusu projenin çed raporunda akarsuyun balık faunası ile ilgili olarak verilen türler ile gerçek balık faunası arasında önemli düzeyde farklılıklar olduğu, Bu projede bırakılması  gereken hayat suyu miktarının yetersiz olduğu ve sucul canlıların yaşamlarının devamlılığı için en az 1.80m3/sn olması gerektiği,
 
Abu çağlayan deresi üzerinde birden fazla nehir tipi hidroelektrik santrali ile bu santrallerin ürettiği elektrik enerjisinin ulusal ağa iletilmesini sağlayacak enerji nakil hatları kurulmasının planlanmakta olduğu,
 
Bu santrallerin ve  Enerji Nakil Hatlarının ayrı  ayrı ele alınarak çevresel etkilerinin değerlendirilmesi ile totalde var olan çevresel etkilerin bölünerek küçüldüğü  ve dolayısı ile her bir HES’in  olumsuz çevresel etkilerinin az olduğunun söylenmesinin yanlış bir yaklaşım olacağı,neticede ekosistemin her bir tesisin oluşturacağı zararların toplamından etkileneceğinden açık olduğu,
 
Bilirkişi Raporunda da ifade edildiği üzere santrallerin enerji iletim hatları ile entegre oldukları kabul edilerek oluşacak toplam çevresel etkilere “Enerji Nakil Hatlarının” etkisinin de  dahil edilmesi gerektiği,
 
Davalı  idare tarafından enerji nakil hatlarının ayrıca ele alınarak çevresel etkilerinin değerlendirilmesi halinde bütün bu projelerin birlikte kurulup işletmeye alınması halinde oluşturacağı toplam çevresel etkinin parçalara bölünerek tek tek ele alınmasının oluşacak zararın küçültülmesi ve zararın bütününün göz ardı edilmesi anlamına geleceği,
 
Abu Çağlayan Deresinden akmakta olan suyun hidrolik kapasitesinden yararlanarak bunun enerjiye dönüştürülüp,ulusal enerji kapasitesinin artırılmasının haklı bir proje olduğu düşünülse bile bu yatırımların her hangi bir plan yada programa bağlanmadan arazilerin özellikleri, diğer faydalı kullanım şejkilleri,flora ve faunası,endemik yapıları,yer şekilleri yöre halkının etkilenme durumu ve bunun gibi özellik arz eden unsurların çed kararı veren idare tarafından yerinde ve konunun uzmanları tarafından yeterince değerlendirilmeden, projenin çevresel etkilerine ilişkin olarak sadece proje sahibi firmanın hazırladığı dosya üzerinden karar alınmasının 2872 sayılı Çevre Kanunu ve Çed Yönetmeliği ile belirlenen amaçlara aykırı olacağı,
 
Dolayısı  ile davalı idare tarafından Çed Sürecinin anılan kanun ve yönetmelik amacına uygun olarak algılanıp,yönetilmesi gerekmekte olup belirli bir formata bağlanarak usulen yerine getirilmesi gereken ve dosya üzerinden yapılan bir incelemeden ibaretle sonuçlandırılan süreç haline dönüştürülmemesi gerektiği,
 
İncelenen bir çok Çed ve ve Proje Tanıtım Dosyasının ciddi benzerlikler taşıdığı,bu durumun sunulan proje dosyasında ve Çed Raporunda öne sürülen taahhütler ile projenin kurulması planlanan alanların verilerinin gerçekçi olmadığını ve verilerin arazi üzerinden alınmadığını gösterdiği,
 
Davalı  idarenin aynı konuda söz sahibi olan ve düzenleme yetkisine sahip diğer kurumlarla yeterli koordinasyonu sağlamadan çed karar sürecini tamamlanmasına karar verildiği,
 
Buna kanıt olarak da henüz çed süreci aşamasında Tabiat ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun alana dair sit tespit çalışmarının başladığını bildirmesine rağmen,bu çalışma beklenmeden çed olumlu kararı verilmesinin idare tarafından belirlenen çevre politikalarının ve çed mevzuatının gerektiği ölçüde benimsenip,yeterince özümsenemediğini gösterdiğini,
 
Bu tespitlerinde davalı idare tarafından çed kararı  verilirken proje sahasının doğal yapısının flora ve faunasının,yer şekillerinin ve arazi imkanlarının arazi üzerinden alınan gerçek güncel ve somut verilerle incelenmediği ve proje sahasının davalı idare elemanlarınca bizzat yerinde görülerek tespitlerin yapılmadığını gösterdiğini,
 
Verilen çed olumlu kararının formatsal olarak dosya üzerinden verildiğini ve bu durumun bir çed bakış açısını ortaya koyulduğunu gösterdiğini, Neticede Abu Çağlayan Deresi üzerinde birden fazla hes projesi planlandığı,Abu Çağlayan Vadisi için davalı  idare tarafından halihazırda bir havza planlamasının yapılmadığı,

Bölgede hes santralleri ile birlikte faaliyette olan ve daha önceden izin verilen kum çakıl ve taş ocaklarının da kontrolsüz bir şekilde faaliyetlerini sürdürdüğü,

Davalı  idareden faaliyetlerine izin alan hes yatımcı  şirketlerinin bölgeyi tamamen inşaat sahasına çevirerek hızlı ve kontrolsüz bir yapılaşmaya gittikleri ve bu durumun havzaya ve Abu Çağlayan Deresi'ne vereceği zararın diğer hes santralleri için yapılan keşifler esnasında da gözlemlenebildiği,

Yapılan keşiflerde görüldüğü üzere hes projelerinin üzerinde planlandığı akarsuların en yüksek kotundan yani membaadan başlanılarak suyun hidrolik kapasitesinin bittiği mansaba kadar hes kurulmasının planlandığı, Her bir hes arasında yaklaşık olarak yüz-iki yüz metre arasında mesafe bırakılarak ardı ardına santraller kurulmasına izin verildiği,bir santralin regülatörde toplayıp,tünellerle taşıyıp santral alanında elektrik ürettikten sonra, bıraktığı suyun hemen devamındaki diğer bir hes tarafından tutulup toplanarak aynı işlemin yapıldığı,bu faaliyetin akarsuyun hidrolik kapasitesinin bittiği noktaya kadar devam ettiği,bu durumun üzerinde hes plananlan akarsuyun sadece hidrolik kapasitesi bakımından değerlendirildiğini(gösterdiğini)
 
Bu durumun çevre yönetiminde söz sahibi olan idare tarafından sadece bu özellik üzerinde durularak havzanın diğer özelliklerinin de, yörede yaşayan canlıların ihtiyaçlarının da dikkate alınmadığını gösterdiği, Bu eksikliklerin giderilmesinin bilirkişi raporunda da belirtildiği  üzere mevcut su havzalarının kapasitelerinin ayrıntılı olarak hesaplandığı,bu havzalara  kurulmasına izin verilecek projelerin yer zaman ve sayılarının önceden belirlenmiş esaslara bağlandığı, havzalarda gerçekleştirilecek projelerin çevresel zorlamalarının ayrıntılı olarak hesaplandığı,havzadaki yatırımların çevresel etkilerinin kabul edilebilir bir seviyede korunduğu, buralarda yapılacak projelerin anlamlı bir incelemesinin yapıldığı,denetim ve yönetiminin belirli standartlara kavuşturulduğu bir havza planlaması ile giderilebileceği,
 
Bu amaçla 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı  Kuruluş,Teşkilat ve Görevleri Kakkında Kanun'un 9/k maddesi ile, su kaynakları için koruma ve kullanma planları yapmak,kıta içi su kaynakları ile toprak kaynaklarının havza bazında bütüncül yönetimini sağlamak için gerekli çalışmaları yapma görevinin davalı Çevre ve Orman Bakanlığı’na verildiğini,
 
Sonuç  olarak belirsiz bırakılan bir çok konunun yatırımcı  şirketin tek taraflı iradesine terk edildiği,bu durumun genel kamu yararı ile bağdaşmayacağı,yapılacak projenin çevresel sonuçlarının eksiksiz olarak davalı  idare tarafından belirlenip planlanması, yönetilmesi ve verilen taahhütlerin yeterliliğinin denetlenmesinin davalı idarenin kanundan kaynaklanan görev ve sorumlulukları arasında bulunduğu,

Davalı  idare tarafından aynı havza üzerinde toplam kaç hes inşaatının planlandığının ve bunların birleşen çevresel etkilerinin ne olduğunun hesaplanmadığı,aynı havzada kum çakıl ve taş ocaklarının bulunup bulunmadığının hesaba katılmadığı,bu tespitler için ilgili kuruluşlarla  yeterli koordinasyonun sağlanmadığı, verilerin bizzat arazi üzerinden alınmadığı ve proje dosyasında sunulan veriler ile proje sahası gerçeklerinin örtüşmediği,dolayısı ile Abu Çağlayan Deresi ve Vadisinin çevresel zorlama kapasitesinin gerçek anlamda hesaplanmadığı,kabul edilebilir bir çevresel etkinin tespit edilmediği,.... görülmüştür, denerek çed olumlu kararının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Değerli Dostlar,

Türkiye'de hemen her dere üzerinde en az bir adet olmak üzere  yaklaşık 1600 civarında nehir tipi hidroelektrik santrali planlanmıştır.Söz konusu hidroelektrik santrallerinin pek çoğu  için 17.7.2008 tarihli Çed Yönetmeliğinden önce başvuru yapıldığından 10 MW ve altı kurulu güçteki santraller Çed Yönetmeliğinden dolayısı ile çed raporu Ya da ön çed denilen Proje Tanıtım Dosyası hazırlama yükümlüğünden muaf tutulmuşlardır.

Kurulu gücüne göre Çed Raporu Ya da Proje Tanıtım Dosyası  hazırlanan yüzlerce  projenin ise  hemen tümü belli Çed firmaları tarafından hazırlanmakta olup,birbirinin benzeri farklı yatırımcılara ait  yüzlerce Çed Raporu ile,kontrolsüz bir faaliyet ülkenin dereleri üzerinde ya başlamış ya da başlamak üzeredir. 

Bu karar ile de görüldüğü gibi faaliyetin Çed raporu almış olmasının her hangi bir anlamı yoktur. Çünkü Çevre ve Orman Bakanlığı  çed sürecini sadece prosedür olarak görmekte,ve kendisine yüklenmiş olan çevre koruma görevini adeta bir kenara bırakıp,yatırımcıların hazırlattığı Çed raporlarını formatsal olarak inceleyip hemen her çed sürecine çed olumlu Ya da çed gerekli değildir kararı vererek tamamlamaktadır.

Çevre ve Orman Bakanlığı'nın  özellikle hidroelektrik santrallerle ilgili tesis ettiği idari işlemlerin nasıl birer formatsal işlemden ibaret kaldığını,idarenin yapması gerekirken ihmal ettiği bütüncül havza planlarının eksikliği nedeni ile kaynağından denize kadar dereler üzerinde hes planlanmış olmasının havzalara kaldırabileceğinden daha fazla çevresel zorlama yüklediğini, Enerji iletim hatlarının aynı çed raporu içinde planlanması gerektiğini,çevre hakkından da bahsederek bu hakkın sürece katılım ile mümkün olabileceğini açıklamıştır.

Mahkemenin yukarıda açıklanan kararı, açıklanan gerekçelerle bir yanı ile tüm Türkiye'deki hes davaları için emsal niteliği, diğer yanı ile de Çevre ve Orman Bakanlığı'nın tesis ettiği işlemlerde, bakanlığın eksik bıraktığı görevlerini hatırlatması yönü ile de çok önemlidir.Bu yönü ile de esasında Çevre ve Orman Bakanlığından geçen hemen her idari işlemin mercek altına alınmasını gerektirir bir karardır.

Bu karardan sonra Çevre ve Orman Bakanlığı'nın derhal işleyen çed süreçlerini durdurması,daha önce tesis ettiği çed olumlu Ya da çed gerekli değildir kararlarını iptal etmesi,hızla ekolojik tabanlı entegre havza planları yapılması için gereken mevzuatı oluşturması,stratejik çed yönetmeliğini hayata geçirmesi gerektiği açıktır.

Aynı  faaliyet kapsamında entegre tesisler olan enerji nakil hatlarının  ve son zamanlarda çevresel riskleri olduğundan daha düşük göstermek için santrallerin inşa aşamasındaki ihtiyaçları için planlanan   kırma eleme  tesislerinin dahi santrallerin  çed raporu Ya da Proje Tanıtım Dosyası dışına çıkarılması ve bu şekilde söz konusu tesisleri, sanki santrallerden ayrı tesislermiş gibi ayrı çed süreçlerine  sokma ayıbına da Çevre ve Orman Bakanlığı'nın son vermesini bekliyoruz. 

Son tahlilde, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Çevrenin ve Ormanın dolayısı  ile yaşam alanlarımızın bakanı olduğunu dikkat çekiyoruz. Bakanlığın masa başında yüzeysel ve formatsal tesis ettiği her bir idari işlemin(çed olumlu, çed gerekli değildir kararları, çedden muafiyet kararları) ülkenin her tarafında çok değerli ekosistemlerin,doğal ve kültürel varlıkların,tarım alanlarının, sulak alanların  yok olmasına, zarar görmesine, ülkenin doğal ve kültürel varlıklarının azaltılmasına neden olduğunu da hatırlatarak, mücadeleye devam etme kararlılığını göstermemiz gerekiyor.

Av.Yakup Şekip Okumuşoğlu