|
Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Prof. Dr. M. Kemal Yalınkılınç' ın, 16.06.2004 tarihinde TBMM Edirne Milletvekili Rasim Çakır 'ın soru önergesi üzerine, yıllardır su korsanlarının gözü üzerinde olan Istranca (Yıldız) Dağları akarsularının asla kendi ekosistemini yaşatma doğal hedefi dışında kullanılmaması gerektiğini, aksi halde hatanın ".. birbirini etkileyen tüm ekosistemleri yok edeceğini.." savumasına rağmen, Istranca Suları'nı İstanbul'a akıtma hayalleri sürdürülüyor.
Daha 22.6.2007 tarihinde İSKİ Genel Müdürü Mevlût Vural, Hürriyet Gazetesi'nden Yalçın Bayer 'e verdiği röportajında bir yandan Istranca Dereleri'nden Pabuç Dere'de damla suyun kalmadığını belirtirken öte yandan garip bir çelişki ile "Istrancalar Projesi'nin 3. ve 4. kısım projelerine start veriyoruz," sözlerini tekrarlıyordu.
Daha önce gene aynı amaçla yapılan ve Istranca Ormanları ekosistemine büyük darbe vuran 7 barajı bir ziyaret edin. Yeni su kaynaklarını devreye sokalım derken çevreyi ne hale getirdiğimizi görün. Şimdi aynı tahribat, geride kalan son derelerin ve Bulgaristan'la sınırımızı oluşturan Rezve Deresi'nin sularının İstanbul'a akıtılması şeklinde sürdürülmek isteniyor.
Öte yandan İğneada Longoz (Subasar) Ormanları dünyanın ender ekosistemlerinden biri olduğu için korunması amacıyla yıllardır Birleşmiş Milletler GEF desteği ile milyonlarca dolarlık bir proje sürdürülüyor. Barajlar yapılmadan önce dahi, suya longoz ormanları kadar ihtiyacı olmayan meşelik, gürgenlik, kayınlık alanlarda kurumalar başlamışken bir de son akarsular İstanbul'a çevrilince ne olabileceğini vicdanı ve aklı olan herkesin tahmin edebileceğini düşünüyoruz.
İSTANBUL DOYAR MI?
Tarih boyunca çevresindeki su kaynaklarını yutan İstanbul'u doyurmak mümkün mü? Trakya'daki ülkemizin en değerli ormanlarından bir büyük parçayı da kurutmayı göze aldıktan sonra sıra nereye gelecek? Yunanistan'ın, Bulgaristan'ın sularına mı? İstanbul ne zaman doyacak? Ne zaman o ormanlar, o yabanhayatı kadar Trakya'daki, İğneada'daki, suyunu çaldığı tüm arazilerdeki insanların da su kullanma hakkı olduğunu kabul edecek İstanbullular, yani bizler?
Kaldı ki su 21.yy. da uğruna savaşların yapılabileceği çok hassas bir zenginlik. Kaldı ki İğneadalılar'ın da, orada yapılacak tüm yatırımları tasarlayanların da bu gerçeği dikkate alması, suyu en az kullanacak formüller geliştirmesi gerekiyor.
Bizler, bugünün insanları da çağın dev sorunu -küresel iklim değişikliği- karşısında yeni bir yaşama anlayışı ve modeli geliştirmek zorundayız. İsrafı ayıp sayan, doğal kaynakları kendi varoluşunu da sağlayabilmek için korumayı becerebilen, evrene saygılı bir insan olmayı benimsememiz gerek.
Evrenden Istranca'ya, oradan Longoz Ormanları'na ve tekrar evrene ulaşan düşüncelerimiz içinde bir kez daha vurguluyoruz: Istranca Dereleri ve Rezve Deresi kendi haline bırakılmalı. Taşıdıkları malzeme ile Karadeniz balıkları beslenmeli; çevrelerindeki ormanlar yaşamalı; bölge halkı da kendi sularını dikkatle kullanmalı. İSKİ yöneticileri de biz İstanbul Halkı da tutumumuzu doğaya ve insanlığa saygılı bir şekle döndürelim, tasarrufa yönelik bir yaşama modelini benimseyelim ve dünyanın kurallarını daha fazla yok saymayalım. Aksi halde dünya bizi -yok- yapacak.
Asaf Ertan/Şahika Ertan (*)
(*) Doğa Gözcüleri Derneği Kurucu üyeleri; Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği üyeleri; Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Kurucu üyeleri; Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF International) üyesi
Cumhuriyet Bilim Teknik 24.08.2007 |