"İstisna Hali" Rejime Geçiş Ya Da KARgill (Zeliha ARAS) Yazdır E-posta
Salı, 10 Haziran 2008

“Doğa insanlara ve devletlere değil, insanlar doğaya uymak zorundadır ve devletler doğa ile uyum içinde var olabilecek yatırım türleri bulmaya, yapmaya mecburdur.” Önermesi yıllardır bir temenniden öteye gitmedi, gidemiyor. Son yirmi beş yılda doğanın radikal biçimlerle altüst edilip katledilmesi sıkça rastladığımız bir durum haline geldi. Değiştirilen Maden Yasası, Orman Kanunu, Turizm Teşvik Kanunu, ÇED yönetmelikleri piyasa ekonomisi için yaşama hakkını ilga ediyor. Bununla da yetinilmiyor, “İstisna hali” bir yönetim anlayışına geçiliyor, şirketlere özel iltimaslar veriliyor. Anayasa kanun önünde herkes eşittir diyor ama sermayenin çıkarları söz konusu olunca, her “kuralın” bir istisnası oluyor. İstisnalar kural haline geliyor.

Cargill'in faaliyetlerine devam ettiği Bursa Orhangazi’deki 1. ve 2. sınıf tarım arazisi de, bu  “istisna hali” sistemden nasibini almıştır. 55. Hükümet döneminde Yüksek Planlama Kurulu’nun aldığı kararla Nişasta fabrikası Cargill.A.Ş.’nin kurulmasına izin verilmesi, ardından “Her şey Cargill için dercesine” kanunların, imar planlarının değiştirilmesi, ruhsatların verilmesi… Ve tüm bu işlemlere karşı açılan davalar, alınan fakat uygulanmayan yürütmeyi durdurma ve iptal kararları...  Yürütme organının “İstisna Hali” yaratma süreci yalnız bunlarla sınırlı kalmıyor elbette.

 Son olarak 26.3.2008 tarihinde, 7 yıl önce Cargill’e karşı olan, AKP Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu ve 3 milletvekili, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası’nda, tarım arazileri üzerinde izin alınmadan kurulan tesislerin işlemlerini tamamlaması için ek süre verilmesini öngören değişiklik teklifi veriyor. Teklif, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul ediliyor. Bilirkişi raporları ”Cargill tesisleri atık yükünün çok fazla olduğu dönemlerde, Su Kirliliği Yönetmeliği hükümlerinin de uygulanması olanaksız görülmektedir” dese de, hükümet yargıya aldırmadan, her iptal kararına karşı yeni bir “yasaya uygunluk” hamlesi işletiyor. 

2 Nisan 2008 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren bu son değişiklikle 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na geçici madde ekleniyor. Buna göre 11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin, tarımsal bütünlüğü bozmamak ön koşulu ile başka amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na başvurulması, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verildi. Minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor, Cargill’in hukuksuzluğuna giydiriyor.

Ama bu kılıf, Cargill Şirketi’nin “ABD Çevre Koruma Ajansı’na göre en fazla zehirli madde çıkaran iki şirketten biri olduğunu”(1) ve etrafa yaydığı kokuyla yöre halkının yaşam alanlarını çekilmez hale getirmeye devam ettiğini gizlemeye yetmiyor. Yargı kararlarıyla ruhsatları ve imar planları iptal edilen ve tekrar tekrar yapılan yasa değişiklikleriyle Cargill’e sağlanan iltimas düzenlemeleri, basitçe bir hukuka aykırılık, mahkeme kararlarının uygulanmaması olarak görülmemelidir. Ortaya çıkan manzara, Türkiye’de bir “istisna hali” rejiminin ipuçlarını vermektedir.  

Hukukun askıya alındığı, yasamanın yürütme tarafından temellük edildiği, kanun önünde eşitliğin bile işlemediği, yargı kararlarına uymamanın bir kural haline geldiği bir dönüşüm, “istisna hali” bir yönetim anlayışının zeminini hazırlamıştır.  Toplumu olduğu kadar, doğayı da tek tipleştiren bir siyasal rejim bloğu doğmaktadır. Biyoteknoloji şirketleri ve devlet bloğunun yürütücülüğünde inşa edilen bu sistem, sadece toplumu değil doğayı da hapishaneleştirmektedir. Tek tek sayılabilen, kontrol edilebilen, gerektiğinde üzerinde fiziki şiddet uygulanabilecek bir toplum ve doğa yaratılmaktadır.   

Devlet, sermaye ve toplum karşısında çıkarları dengeleyen bir örgütlenme olmaktan çıktığı gibi, doğayı da “hukuki boşluk” alanına ötelemektedir. Orhangazi’de yasalarla yaratılan “istisna hali” durumunu, aşmak için güçlü bir toplumsal hareketle fikirler üretmeli, eyleme geçmeli, yaşama hakkımıza, ortak varlıklarımıza sahip çıkmalı, uygulanmayan mahkeme kararlarını uygulatmalı, geç de olsa halkın adalete olan inancını baki kılmalıyız. Yönetim ile sermayenin şiddeti karşısında, toplumsal adalete dayalı bir ağ germek için, tek yol toplumsal bir örgütlülük halidir. Sahi, Anayasa Mahkemesi, yetkisini aşıyormuş, yargı bu ülkeyi yönetiyormuş çığlıklarını atanlar, yargı kararları uygulanmadığında neredeydi, Amerika’da mı? 

Cargill’i Nasıl Bilirsiniz

“Amacımız insan beslenmesinde ‘dünya çapında lider’ olmak...Misyonumuz ayrıcalıklı değerler yaratmak...Performans ölçütlerimiz işinde iddialı çalışanlar, mutlu müşteriler, zenginleşmiş toplumlar ve karlı bir büyüme....”(2) söylemiyle 1997’de Türkiye tarım alanlarına  “iddialı” bir giriş yapan ABD’li şirket Cargill’in tarihi de oldukça dikkat çekici. 

1865 yılında ABD’de kurulan şirket, dünyanın 57 ülkesinde, faaliyetlerine devam etmekte. Geçtiğimiz senelerde bilim adamları Türkiye’nin ithal ettiği mısırların birçoğunun GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) olma ihtimalinin yüksekliğine dikkat çekmesi ile kamuoyunda GDO’lu ürünlere karşı tepki ve endişe oluşmuş, Cargill’in ithal edilen bu mısırlardan nişasta bazlı şeker üretiyor iddiası tepkiyi daha da artırmıştı.  "Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü.

Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin. Fransa, Almanya ve ABD'den sonra Türkiye, dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip. Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte.

Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta. Hal böyle olunca, 'Biz de şekerpancarı üretimine devam edelim' diyebilirsiniz ama… Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi.”(3) Bu şekilde tüm bir şeker sektörü bu şirketlerce yönetiliyor. 2004’te Cargill’in ticari ortağı ‘tanıdık’ ülker oldu. Bu karlı ortaklık Cargill’in mısırdan tatlandırıcı üretmesi, ülkerin de bu tatlandırıcıyı bisküvilerinde, şekerlemelerinde kullanması ile de devam ediyor. Sadece ülkerin değil birçok gıda üreticisi firmanın reçellerinde,unlu-sütlü tatlılarında,meyve sularında, kolalarında, baklavalarında vb. ürünlerinde nişastadan üretilen glikoz ve fruktoz  kullanılmaktadır. Cargill’in ‘sırrı’ tadında saklı!  

1) http://www.antimai.org/mkl/arm99carg.htm (22.05.2008)

 2) http://www.cargill.com.tr/, 22.05.2008 

3) Prof. Dr. Türkel Minibaş, Cargill’in Eli Kimin Cebi, 12.01.2004/Cumhuriyet Gazetesi  

Zeliha ARAS (Ekoloji Kolektifi) 10.6.2008 Ankara

 
< Önceki   Sonraki >