|
Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs 2007’de, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun "turizme ayrılan taşınmaz mallardan Hazineye ait olan yerlerle, ormanların ilgili kuruluşlarca Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edileceğine" öngören düzenlemenin de yer aldığı bazı hükümlerini iptal etmiştir. Bugün, kararın üzerinden iki ay geçmiştir. Karar henüz bir ara karar niteliğinde ve resmi olarak yayınlanmadı. Bu karar sonrasında birlikte mücadele verdiğimiz sivil toplum örgütleri ile yaptığımız değerlendirmeler sonucunda, bazı sorunların karşımıza çıktığı hususunda mutabık kaldık. Öncelikle, karar basına yansıdığı üzere 1 yıl sonra yürürlüğe gireceğinden, bu süre içerisinde ormanlarda yaşanan talanın süreceğinden endişe etmekteyiz. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararın bir yıl sonra yürürlüğe girecek olması, turizme tahsis edilecek ormanları bir yıl daha korumasız bırakmıştır.
İkinci olarak, Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümediği için geçmişte orman arazileri üzerinde turizm amaçlı yapılmış 25, 30 ve 49 yıllık tahsislerin süreleri dolduğunda bir karmaşa yaşanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Çünkü tahsis süreleri dolduğunda araziler üzerindeki yapıların yıkılıp, yerinin ağaçlandırılması istenecektir. Ancak yatırımcının da kazanılmış hak talep etmesi söz konusu olabilecektir. Yönetimlerin ise, ilerleyen dönemde toplumun değil, yatırımcı lehine tutum sergileyerek yatırımcının haklarını koruması ne yazık ki muhtemel görünüyor.
Üçüncü konu ise bu karar alınana kadar yaşanan sancılı dönemdir. Bugün, geçmiş ve mevcut tahsisler nedeniyle Antalya'da 25'i 5 yıldız, 13'ü golf sahalı turistik tesis olmak üzere 308 orman arazisi üzerinde kurulu turistik tesis bulunmakta, her tesis ortalama 80 dönümden oluşmaktadır. Yalnızca Manavgat’ta bulunan Sorgun Ormanında 25 otel mevcuttur ve yeni otel yapımları sürmektedir. Yürürlüğe girdiğinden bu yana kanun büyük ve hiçbir şekilde telafisi olmayan talanlara sebep olmuştur.
Bir diğer husus, uygulanmayan mahkeme kararlarının yarattığı güvensizlik ortamıdır. Çevreci gruplar turizm tahsislerine karşı mücadele yürütürken, bugüne kadar hiçbir yasa dışı etkinlikte bulunmamış, hukukun üstünlüğüne tam inancını korumuş ve kanuni haklar çerçevesinde seslerini duyurmuşlardır. Bunun yanında eylem ve etkinliklerini açmış oldukları davalara paralel olarak yürütmüşlerdir. Ancak çeşitli davalardan alınan çeşitli yürütme durdurma kararları ne yazık ki yatırımcılar tarafından uygulanmamış ve esas orman talanları davaların sürdüğü esnalarda yaşanmıştır. Orman tahsisini alan şirketler davaları kaybedeceklerini bildiklerinden adeta yangından mal kaçırırcasına geceli gündüzlü orman talanı gerçekleştirmiş, inşaatlarını davalar sonuçlanmadan tamamlamışlardır. Bunun en çarpıcı örneği ise gene Belek ve Sorgun Ormanları olmuştur.
Son husus ise, ormanların varlığına kasteden tek yasanın Turizmi Teşvik Kanunu olmamasıdır. Bugün bazı anayasa maddeleri ve Orman Kanunu da dahil olmak üzere birçok yasa yönetmelik ve uygulama orman varlığımızı tehdit eder niteliktedir. Bunun son örneklerinden biri genç avukat arkadaşım Emre Baturay Altınok’un “Tahsisin Diğer Adı:Orman Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik ” başlıklı yazısında yer alan 22 Mart yönetmeliği olmuştur. Bu talan zihniyeti dolayısıyla her yeni gün çevreciler için yeni bir orman katili yönetmeliğin veya kanun değişikliğinin habercisi olmaya adaydır. Önümüzdeki dönemlerde yeni 22 Martlarla karşı karşıya olmamız kuvvetle muhtemeldir. Kamuoyu olarak bize düşen, karar doğrultusunda yeni düzenlemeler yapılana kadar üstün kamu yararına aykırı olduğunu savunduğumuz tahsisler hakkında İdare Mahkemelerinde hukuki mücadeleye devam etmektir. İdare Mahkemeleri’nin bu iptal kararını dayanak göstererek 'Yürütmeyi Durdurma' kararlarını geçmiş davalara göre daha çabuk alabileceğine inandığımızdan, tahsislerle hukuki mücadeleye sonuna kadar devam edilmesinden yanayız. Bununla birlikte açılan davalar esnasında kamu duyarlılığını canlı tutmak zorunludur.
Kararın Resmi Gazetede yayınlanması, yasa çalışmaları ve tahsislerdeki uygulamalar, tahsis süresi dolan tesislerle ilgili işlemler kamuoyunca izlenmesi gereken süreçlerdir. Doğal varlıkların hızla tüketildiği bir dönemde, bireyler olarak bu mücadelenin içinde bulunmak, katkı koymak bizler için insani görev halini almıştır. Sivil Toplum olarak mevzuattaki boşluklar ve aksaklıklar nedeniyle önümüzdeki dönem meydana gelecek uygulama ve hukuki düzenlemelerin takipçisi olmak öncelikli görevimiz olarak ortaya çıkmıştır. Yönetimleri ise küresel ısınma karşısında panik içerisinde bulundukları bu dönemde yeniden uyarmak, ormanlarımızı ve doğal varlıklarımızı koruyucu ve geliştirici önlemler almaları konusunda zorlamak bizler için bir görev. Çevreci mücadele yakın zamanda öyle bir boyuta gelmelidir ki, siyasi partiler çevre gruplarını karşılarına aldıklarında halkın tamamını karşılarına aldıklarını görerek seçileme kaygısı yaşamalıdır. Işıl Eteş Sorgun Platformu
Okuyucuya Notlar:
1) 1983 tarihli Turizmi Teşvik Kanunu ve 2004 teki yasanın kapsamını genişleten düzenlemelerle, turizme tahsisi adı altında orman varlığımızın yok olmasına zemin hazırlanmıştı. Ara formülle Hazine arazileri turistik tesis yapılması amacıyla "tahsis" adı altında önceleri 49, geçtiğimiz yıl itibariyleyse 75 yıllığına kiralandı. Bu kapsamda 2004 yılında bu yana, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye genelinde 53 orman arazisini ön tahsisle turizm yatırımcısına vermişti. Bu arazilerin 21‘i Antalya, 12‘si Mersin, 8‘i Muğla, 4‘ü Kars, 3‘ü Bursa ve birer tanesi Kayseri, Bolu, Isparta ve Kütahya’daydı. Antalya Barosu’nun açmış olduğu dava sonucunda, Danıştay 6'ncı Dairesi Turizmi Teşvik Yasası'nın "hazineye ait olan yerlerle ormanların" tahsisine olanak tanıyan 8'inci maddesinin iptaline ve yürürlülüğünün durdurulmasına karar verdi. Bazı hükümlerin Anayasaya aykırılık gerekçesiyle dava Anayasaya mahkemesine intikal etti. Danıştay 6. Dairesi konuyu Anayasa Mahkemesi'ne havale ederken Kültür ve Turizm Bakanlığı da Danıştay kararı doğrultusunda verdiği 53 ön izini de iptal etmek zorunda kalmıştı. Ardından Anayasa Mahkemesi’nin davaya konu olan ilgili maddelerin iptal kararı verilmiştir.
2) Anayasa Mahkemesi'nin iptaline karar verdiği hükümler şöyle: "(Taşınmaz Malların Turizm Amaçlı Kullanımı) başlıklı 8. maddesi,
A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde Bakanlığın talebi üzerine, imar planları yapılmış ve turizme ayrılmış yerlerdeki taşınmaz mallardan;
(1) Hazineye ait olan yerlerle ormanlar, ilgili kuruluşlarca Bakanlığa tahsis edilir.
(b) Ormanların, turizme ayrılması ve amenejman planlarının tadili, İşlemleri tamamlandıktan sonra yapılır ve talep tarihinden başlayarak en geç 1 ay içinde tamamlanır.
C. Bu taşınmaz malların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerine irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar Bakanlık, Maliye Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2490 sayılı Artırma ve Eksiltme ve İhale Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu ile hükümlerine bağlı olmaksızın müştereken tespit edilir.
D. Bu taşınmaz malları (C) fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu, gerçek ve tüzel kişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. Bu taşınmaz mallar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı için gerekli olanlar üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır."
|