|
"Japonya'nın nükleer santrali teklifi çok agresif" diyen Enerji ve Tabii Kanaklar Bakanı Taner Yıldız'a Sinop Çevre Pletformu bir basın açıklmasıyla yanıt verdi. Sinop Çevre Platformu tarafından yapılan basın açıklmasının tam metni şöyle:
Nükleer Santral yaptırmak için çalmadık kapı bırakmayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız "Japonya'nın nükleer santral teklifi çok agresif" diyerek hemen her konuda olduğu gibi, bu konuda da toplumsal tepkileri yok sayarak Ülkemizi gerçekten bir nükleer felakete sürüklüyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Bakanlığındaki " Tabii (doğal) kaynakları" görmezden gelerek sadece nükleer ve fosil yakıtlı termik santral ile ilgilenmesinden hareketle Türkiye-Japonya arasında nükleer santral kurulmasına ilişkin bir işbirliği mutabakatı imzalayarak, Japonlarla nikah masasına oturdu. Bu arada "Fransa ve ABD'den gelebilecek tekliflere açığız" diyerek Fransa'nın ayağına bastı.
Tabii ABD de ihmal edilmeyerek "seninle de mantık evliliği yapabiliriz" demeye getiriliyor. Oysa biz, Cumhuriyetimizi kuran kadrolardan bağımsız ve onurlu bir devlet anlayışı devralmıştık.
Nükleer enerji sevdası öyle bir hal aldı ki, Mersin-Akkuyu'da olduğu gibi kilovat/saat birim fiyatı; 15.35 dolar/cent olan dünyanın en pahalı nükleer enerjisini 15-20 yıllığına almaya talip oluyoruz.
Dünya ortalamasının dahi iki katı olan bu fiyata rağmen talipli bulmak için kapı kapı dolaşılıyor.
Enerjide dışa bağımlılık oranımız % 75 iken "Tabii Kaynaklar"ımız görmezden geliniyor.
Rüzgar atlasıyla 48 bin megavatlık potansiyel açıklanmış olmasına rağmen, lisans başvurusu 2,5-3 yıl önce yapılmış ve teminatı yatırılmış Rüzgar Enerjisi Santrali girişimleri bekletilmekte , Güneş Enerjisi yatırımları ise görmezden gelinmektedir. Öte yandan Ülkemiz jeotermal enerji alanında Avrupa'nın en zengin kaynak potansiyeline sahip ülkesi olduğu bilinirken bu alana yönelik neredeyse ciddi hiçbir yatırım bulunmamakta ve yatırımlar desteklenmemektedir.
Diğer yandan, İngiliz Times Online Haber Ajansı'nın 04.04.2008 haberi hiç dillendirilmeyen bir başka gerçeği daha ortay koyuyor. Oxford Üniversitesi' nde Dr. Peter Anderson'ın yürüttüği araştırmanın "İngiltere'nin deniz kenarında elektrik üreten nükleer reaktörlerin soğutma suyuna takılan yetişkin, yavru balıkların ve larvaların ölüm oranı, avlanan balıkların F'sı kadar olduğu" gözler önüne sermiştir.
Son yıllarda turizm bölgesi olarak öne çıkan , Sinop-İnceburun ve Mersin-Akkuyu nükleer enerji santrallerinin bu kıyılardaki balık neslini nasıl yok edeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok sanırız. Her biri dörder reaktörden oluşan bu santrallerin normal çalışmasını sürdürebilmesi için her gün gerekli olan 15 milyar litre Karadeniz ve Akdeniz suyunun denizden pompalarla çekilmesi sırasında milyonlarca balık, trilyonlarca larvanın yok olacağı , ayrıca oluşacak termal kirlenme ile ısınan ve tuzluluk derecesi her çevrimde artan suyun, bölge denizinin kimyasını değiştirerek balıkçılığımızı ve bu sektördeki istihdamı bitirecektir.
Bizler Japonların balığı çok sevdiklerini ve Toshiba firmasının da ciddi bir firma olduğunu sanırdık.
Yer lisansı bile olmayan Sinop-İnceburun, ülkemizin en önemli balık üreme ve göç yolları üzerinde bulunan su ürünleri istihsal alanıdır. Japonya ve Toshiba firmasının bu tutumuna devam etmesi durumunda Toshiba ve Japonya menşei li ürünleri boykot edeceğimizi hatırlatmak isteriz.
Nükleer enerji santrali kararları ülke geleceğini tehlikeye atan siyasal bir karardır. Nükleer enerji zaruri
değildir. Yer seçiminden tutun, enerjide dışa bağımlılık sorununa kadar uzanan tartışmalı bir çok boyutu bulunmaktadır. Daha temel nokta ise tehlikeye atılan canlı yaşamıdır. Ayrıca nükleer santralin kurulacağı yerin kullanılamaz ve insanların giremeyeceği bir bölge haline dönüşecektir.
İnceburun , Akkuyu , Akliman ve Hamsilos fiyordu Ülkemizin en bakir yerleri olup, bir doğa harikasıdır.
Ülkemizin nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını , değerlendirmeyi bekleyen yenilenebilir kaynakları dururken, 30 yıldır TAEK nükleer atıkların çevreden ve nasıl ve nerede izole edileceğini dahi tespit edememişken, böyle bir maceraya gerek olmadığını, 26 Nisan 1986 yılında büyük bir çevre felaketine neden olan Çernobil Nükleer santralinin infilakının üzerinden 24 yıl geçmiş olmasına rağmen Karadeniz bölgesinde yaşanan her iki ölümden birinin kanser kaynaklı olduğu yaşanan bir gerçek iken ve bu gerçeği yok sayan, Cahit ARAL anlayışının devam ettiği ülkemizde enerji sorununu çözümü, ülke ve kamu çıkarlarını ön planda tutan bir anlayış ile yerli ve yenilenebilir – doğal kaynakların değerlendirilmesi, enerjinin ve enerji kaynaklarının verimliliğinin artırılması ve enerji talebinin iyi yönetilmesi , enerji dağıtım kayıp ve kaçaklarının, şebekenin rehabilitasyonu ile mümkündür.
25.12.2010
Sinop Çevre Platformu |