Türkiye Yeşilleri İklim Değişikliği Acil Eylem Planını Açıkladı Yazdır E-posta
Salı, 13 Şubat 2007
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker biraraya gelerek Türkiye’nin iklim değişikliği hakkında alması gereken önlemleri bir eylem planı olarak kamuoyuna duyurduktan sonra Türkiye Yeşilleri de hükümetin İçi Boş İklim Değişikliği Eylem Planına Karşı Eylem Planını Açıkladı.

YEŞİLLER’İN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ACİL EYLEM PLANI

ÖZET:

- Türkiye Kyoto Protokolü’nü daha fazla gecikmeden derhal imzalamalıdır;

- Türkiye karbondioksit ve diğer sera gazlarının emisyonlarını Kyoto Protokolü’nün yürürlük süresinin bitimi olan 2012 yılına kadar ne ölçüde sınırlayacağını ilan etmelidir;

- Enerjinin verimli kullanılması için acilen öncelikle sanayi tesislerindeki ve teknolojideki standartları belirleyen yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

- Yeni kömürlü termik santral projeleri derhal iptal edilmelidir.

- Türkiye’deki bütün kömürlü termik santrallar bir plan dahilinde kapatılmaya başlanmalıdır.

- Bütün yeni eneri yatırımları sadece yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılmalıdır.
 
- Yenilenebilir enerji açısından Türkiye için kısa vadede en ucuz ve en hızlı yapılabilecek yatırım olan rüzgar santralları için yılda 2000 MW’a varan hedefler belirlenmelidir.

- Isınma amaçlı olarak güneş enerjisi, jeotermal enerji ve biyokütlenin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

- Yeni petrol ve doğalgaz boru hattı projeleri derhal iptal edilmelidir.
- En fazla sera gazı salınımına neden olan sanayi tesisleri arasındaki çimento fabrikası yatırımları derhal iptal edilmelidir.

- Nükleer enerji projeleri iptal edilmelidir. Nükleer santraller küresel ısınmaya çözüm olarak sunulamaz.

- Ulaşımda motorlu taşıtları terkederek, toplu ulaşım, raylı sistemler, bisiklet ve yürümeye dayalı haraketliliğe öncelik veren politikalar geliştirilmelidir. Yapılacak bütün ulaşım yatırımlarının demiryollarına ve raylı şehiriçi taşımacılığa yapılması sağlanmalıdır.

- Küresel ısınmanın etkilerini en aza indirecek adaptasyon çalışmaları yapmalıdır.

- Toprağı fakirleştiren piyasa koşullarının dayattığı tek tip ürün yetiştirilmesine son verilmeli, daha çok nüfusu toprak üzerinde tutacak organik tarım uygulamaları hızla yaygınlaştırılmalıdır.

- İklim değişikliğinin etkilerini en erken ve en ağır biçimde yaşayacak yoksul kesimlerin ve küçük çiftçilerin korunması ve desteklenmesi için gerçekçi ve kalıcı politikalar geliştirilmelidir.

 - Verimli tarım arazilerinde ve ormanlık alanlarda sanayi tesislerinin ve konut alanlarının kurulması önlenmelidir.

- Tarım arazilerini ve yerleşimleri yutan, doğal yaşam alanlarını yok eden büyük baraj projeleri iptal edilmelidir.

- Tohum yasası iptal edilmelidir.

- Kuraklık afet yasası kapsamına alınmalıdır.

YEŞİLLER’İN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ACİL EYLEM PLANI

Geçtiğimiz hafta Salı günü (6 Şubat 2007) Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker biraraya gelerek Türkiye’nin iklim değişikliği hakkında alması gereken önlemleri bir eylem planı olarak kamuoyuna duyurdular. Hükümete de sunulacak olan bu iklim değişikliği eylem planı Türkiye’nin küresel ısınmaya neden olan gazların üretimindeki rolünü azaltmasına ve Kyoto Protokolü’nü imzalamasına yönelik herhangi bir söz içermediği gibi, iklim değişikliği nedeniyle Türkiye’nin maruz kalacağı büyük ekolojik yıkımın, kuraklık, susuzluk, tarımsal üretimin düşmesi, çölleşme, seller ve diğer felaketlerin etkisini azaltmaya yönelik gerçekçi bir eylem dizisine de sahip değildi.

Hükümete Sunulan İklim Değişikliği Eylem Planı

Üç bakanın iklim değişikliği eylem planı daha çok mevcut durumla ilgili bir paniğe gerek olmadığına dair çok kısa vadeli saptamaları içeriyordu. Çözüm önerisi olarak da bir hükümetin en son söyleyeceği sözler sıralanıyor, sorumluluk vatandaşın sırtına yükleniyordu. Hiçbir gerçek politik önlem almaya yanaşmayan hükümet, ev kadınlarına, köylülere, şöförlere neler yapmaları gerektiği konusunda öğüt veriyordu. Eylem planının tek olumlu yanı, bakanların iklim değişikliğini önemli bir sorun olarak dillendirmeleri ve bu konuda adım atmak gerektiğini belirtmeleriydi. Ne var ki planın bütünü eğer hükümetin küresel iklim değişikliği konusundaki bilgisizliğini göstermiyorsa, bu konuda olağanüstü bir vurdumduymazlık içinde olduğunu gösteriyordu.
Dünyanın yakın geleceğinin karşı karşıya kaldığı en önemli sorun olan küresel iklim değişikliğinin ne kadar büyük bir yıkım yaratacağı ve küresel ısınmaya sebep olan tek sorumlunun da fosil yakıtların kullanıldığı insan etkinlikleri olduğu geçen Cuma günü yayımlanan Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 4. değerlendirme raporuyla bir kez daha ortaya konmuştur. Türkiye ne yazık ki bu rapordan alması gereken dersleri çıkarmakta bir kez daha gecikecek gibi görünmektedir.

Türkiye 13. Sera Gazı Üreticisi

Birleşmiş Milletler’e sunulan envanter raporları Türkiye’nin 1990-2004 yılları arasında gerçekleşen %110’luk artışla sera gazları emisyonlarını en hızlı arttıran ülke olduğunu ve şu anda küresel ısınmadan sorumlu ülkeler sıralamasında %1,3’lük payla 13. sıraya yükseldiğini göstermektedir. Bu korkunç artıştan Türkiye’nin yanlış enerji, sanayi ve ulaşım politikaları sorumludur.

Enerji üretiminin %75 oranında kömür ve doğalgaza dayalı olması; Türkiye’nin enerjinin en verimsiz kullanıldığı ülkeler arasında yer alması; ulaşımda petrol bağımlılığına neden olan karayolu taşımacılığının %91’e varan oranda pay sahibi olması; petrokimya, çimento, demir-çelik gibi en kirletici sanayi tesislerinin sayısında yaşanan artış bu rekor artışın sorumluları arasındadır.

Üstelik kağıt üzerinde Türkiye topraklarının %27’sini kaplıyormuş gibi görünen orman alanlarının aslında çarpık kentleşme ve sanayi tesisleri yüzünden (2B alanlarında olduğu gibi) aslında ağaç değil beton ormanlarına dönüşmüş olması, bu yüzden yutakların da iddia edildiğinden az olduğu unutulmamalıdır.

İklim Değişikliği Türkiye’yi En Ağır Şekilde Etkiliyor

Türkiye’nin iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkelerden biri olduğu da ne yazık ki ortaya çıkmaktadır. Türkiye, zaten içine girmiş olduğu kuraklık, susuzluk, çölleşme, verimli topraklarını kaybetme çemberine giderek daha çok sıkışmaktadır. Göllerimiz kurumakta, sulak alanlarımız yokolmakta, yeraltı suları çekilmekte, tarım arazileri verimsizleşmektedir. Geçmiş hükümetler kadar bu hükümetin de sulama, baraj, endüstriyel tarım ve kırsal kesim politikaları küresel ısınmanın bu etkilerini ağırlaştırmaktadır.

Verimli tarım arazilerine sanayi tesislerinin kurulmasına izin verilmekte, tohum yasasıyla yerli ürünler tehdit altına girmekte, ekolojik olmayan monokültür tarımcılığı özendirilmekte, küçük çiftçiyi değil büyük işletmeleri koruyan tarımsal destekler verilmekte, yanlış sulama politikalarıyla topraklar tuzlanmakta, yeraltı suları çok uluslu şirketlere tahsis edilmektedir. Üç bakanın hazırladığı iklim değişikliği eylem planı küresel ısınmanın topraklarımız üzerindeki olumsuz etkisini azaltacak değil arttıracak eylemlerle doludur.

Yeşiller’den Gerçek Eylem Planı!

Türkiye Yeşilleri 2005 yılından bu yana “iklim değişikliğini durdur, yaşamı sürdür” sloganıyla küresel iklim değişikliği kampanyasını yürütmeye devam ediyor. Yeşiller iklim değişikliğinin önce yoksulları ve kırsal alanda yaşayanları vuracağını söylüyor ve küresel ısınmanın küresel adaletle olan ilişkisini vurguluyor. Aşırı tüketime dayalı ekonomik düzenin ve endüstriyel kalkınma politikalarının ekolojik krizi nasıl içinden çıkılmaz hale getirdiğini anlatıyor. Alınması gereken önlemlerle ilgili çalışmalar yapıyor, toplantı ve eğitimler düzenliyoruz.  

İklim değişikliği konusunu yıllardır gündeme taşımakla kalmayıp, bu alanda ciddi bir uzmanlık birikimini de seferber edebilen siyasi bir hareket olan Türkiye Yeşilleri, bu raporla Türkiye’nin gerçek bir iklim politikasına sahip olmasını sağlamak, iklim değişikliğinde Türkiye’nin payını azaltmak ve iklim değişikliğinden kaynaklanan sorunlarla başa çıkmak için alması gereken önlemler hakkında bir acil eylem planını kamuoyunda tartışmaya açıyor.

Bu eylem planı, hükümete sunulan iklim değişikliği eylem planı gibi yatıştıran, oyalayan ve gerçeklerin üzerini örten değil, uyaran, alınması gereken önlemlerin ne kadar ciddi ve kapsayıcı olması gerektiğini gösteren, verilere ve bilimsel gerçeklere dayalı bir rapordur. Bu acil eylem planı öncelikle önümüzdeki beş yıl içinde yapılabilecek olan acil eylemleri ana başlıklar halinde vermektedir. Planın ayrıntıları, yapılacak tartışmalarla ve kamuoyunun da katkısıyla geliştirilecektir.

YEŞİLLER’İN ÖNERDİĞİ EYLEM PLANI

1- Politika: Türkiye’nin iklim değişikliği politikasının hazırlanması
Türkiye 1992 yılında imzaladığı iklim değişikliği çerçeve sözleşmesini Meclis’ten geçirmekte 12, gereklerini yerine getirmekte 14 yıl geciken bir ülke olarak uluslararası iklim değişikliği politikalarında aktif bir taraf olmaktan kaçmaktadır.
Türkiye, bir Ek-1 ülkesi olarak 1997’de imzalanan Kyoto Protokolü’ne taraf olması gerektiği halde müzakerelere katılmamış ve protokolü imzalamamıştır. Bugün dünyada Kyoto Protokolü’nü imzalaması gerekip de imzalamayan üç ülkeden biri de Türkiye’dir (diğerleri ABD ve Avustralya). Kyoto protokolü çözüm için son derece yetersiz bir plan da olsa, bir iklim poltikasına ve sera gazı emisyonu azaltma hedefine sahip olmanın ilk adımıdır. Oysa Türkiye Kyoto Protokolü’nü imzalamayarak bir emisyon azaltma hedefine sahip olmaktan da kaçmaktadır. Türkiye bu inkar politikasını artık terk etmelidir.

Bu amaçla Türkiye:

- Kyoto Protokolü’nü daha fazla gecikmeden derhal imzalamalıdır;

- Karbondioksit ve diğer sera gazlarının emisyonlarını Kyoto Protokolü’nün yürürlük süresinin bitimi olan 2012 yılına kadar ne ölçüde sınırlayacağını ilan etmelidir;

- 2020’ye kadar önüne koyduğu sera gazı emisyonu indirim hedefini ayrıca belirlemelidir;

- Belirlediği bu emisyon indirim hedeflerini gerçekleştirmek için atması gereken adımları içeren enerji, sanayi, ulaşım, tarım ve hayvancılık politikalarından oluşan ayrıntılı bir emisyon sınırlama politikası hazırlamalıdır;

- Bu emisyon indirim politikalarının mali portresi belirlenmeli ve gereken kaynak ayrılmalıdır;

- Bütün bu adımları içeren kısa, orta ve uzun vadeli bir ulusal iklim değişikliği politikası, ilgili kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının da katkılarıyla hazırlanmalıdır.

2- Önleme: Sera gazlarının salınımını azaltacak enerji, sanayi ve ulaşım politikaları
Türkiye’de fosil yakıtlara olan bağımlılık çok ileri düzeydedir. Enerji politikalarında fosil yakıtlardan çıkış, sadece küresel ısınmadaki payımızı azaltmakla kalmayacak, bu tür enerji üretiminin çevre ve insan sağlığında yarattığı olumsuzlukları da ortadan kaldıracak, Türkiye’nin daha ucuz, ekonomik, kaynakları yerli, yenilenebilir ve sınırsız olan bir enerji üretim politikasına kavuşmasını, ürettiği enerjiyi de daha verimli kullanmasını sağlayacaktır.

Ayrıca Türkiye Avrupa’da enerjiyi en kötü kullanan ülkelerden biridir. Türkiye’de 1000 dolarlık bir Gayri Safi Milli Hasıla yaratmak için 0,38 TOE (Ton Eşdeğeri Petrol) harcanmaktayken, bu oran OECD ülkelerinde yarısı kadar, yani sadece 0,19 TOE’dir. Üstelik Türkiye’de bu miktar giderek artış göstermektedir. Tüm dünya daha az enerji harcayarak daha çok iş yapmayı öğrenirken Türkiye tersini yapmaktadır.

Bu amaçla Türkiye’de:

- Enerjinin verimli kullanılması için acilen yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Enerji yoğunluğu düşürülmeden ne ucuz elektrik sağlanması, ne de sera gazı emisyonlarını azaltmak mümkün olacaktır.

- Yeni kömürlü termik santral projeleri derhal iptal edilmelidir. Afşin-Elbistan, Çayırhan, Orhaneli, Seyitömer, Tunçbilek termik santrallarına eklenecek yeni ünitlere ilişkin projeler, Bartın Amasra, Bolu Göynük, Çankırı Orta, Bursa Kestel, Tekirdağ Saray gibi tüm yeni termik santral projelerinin tamamen iptal edildiği derhal açıklanmalıdır;

- Türkiye’deki bütün kömürlü termik santrallar bir plan dahilinde kapatılmaya başlanmalıdır. İlk adım olarak Türkiye’nin en kirletici elektrik üretim tesisi olan Muğla Yatağan termik santralı derhal kapatılmalıdır. Kısa vadede kapatılamayan santraller rehabilite edilmelidir ve 2012’ye kadar kömürlü termik santrallerin enerji üretimindeki payı en alt seviyeye düşürülmelidir.

- Yeni doğalgaz çevrim santralı yapılmamalıdır.

- Yeni petrol ve doğalgaz boru hattı projeleri derhal iptal edilmelidir. Türkiye, başka ülkelerin dünyayı daha fazla kirletmesi için, ABD ve Avrupa’nın ucuz petrol ihtiyacını karşılamak için  kendi doğasını riske atamaz!

- Bütün yeni eneri yatırımları sadece yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılmalıdır. Bunlar rüzgar türbinleri, güneş panelleri, jeotermal santrallar ve büyüklüğü 10 megavatın altında olan ve çevreye zarar vermeyen hidroelektrik santrallardır. Bu konuda yerli üretimi sağlayacak araştırma geliştirme çalışmaları yapılmalıdır.
 
- Yenilenebilir enerji açısından Türkiye için kısa vadede en ucuz ve en hızlı yapılabilecek yatırım olan rüzgar santralları için hedefler belirlenmelidir. Türkiye, yılda 2000 MW rüzgar santralı kurarak 2012’ye kadar şu anda mevcut kurulu gücünün dörtte birine ulaşan kurulu güce sadece rüzgar enerjisiyle sahip olabilir.

- Isınma amaçlı olarak güneş enerjisi, jeotermal enerji ve biyokütlenin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Jeotermal enerjinin kullanılabileceği alanlarda doğalgazın yaygınlaştırılması mutlaka engellenmelidir. Bu dışa ve fosil yakıta kalıcı bağımlılığa davetiye çıkarmaktır.

- Dünyanın en tehlikeli, en kirli ve en pahalı enerji üretim biçimi olan, üstelik madencilik aşamasından başlayarak ciddi karbon emisyonlarına neden olan nükleer santraller küresel ısınmaya çözüm olarak sunulamaz. Nükleer lobilerin etkisi altındaki hükümetin nükleer enerjiyi pazarlama aracı olarak küresel ısınmayı kullanmasına izin verilmemelidir.

- Enerji verimliliğine yönelik sıkı uygulamaları zorunlu kılan bir yasa çıkarılmalı ve başta sanayi tesislerinde kullanılan teknolojilerde, ulaşım araçlarında ve tüm elektrikli cihazlarda enerjinin en verimli şekilde kullanılmasını sağlayan standartlar zorunlu hale getirilmelidir.

- Başta kamu kurumlarında ve kamusal alanlarda olmak üzere aydınlatma ve ısınma için enerji tasarrufu sağlayacak önlemler alınmalıdır.

- Konutlarda ısı yalıtımını sağlayacak teşvikler verilmelidir. Çift taraflı sayaç sistemi hayata geçirilerek konutlarda kendi elektriğini üretmenin yolu açılmalıdır. Örneğin Türkiye’de atıl durumda bulunan yazlık konutların hepsi güneş fotovoltaik paneller sayesinde büyük bir enerji santraline dönüşebilecek potansiyele sahiptir.
- En fazla sera gazı salınımına neden olan sanayi tesisleri arasında birinci sırada yer alan çimento fabrikalarının sayısı hızla azaltılmalı, yeni çimento fabrikası yatırımları derhal iptal edilmelidir. Çimento sanayi Türkiye’deki talebe orantılı olarak yapılandırılmalıdır. İnşaat sektöründe çimento kullanımını azaltacak yapı teknikleri kullanılmalıdır.

- Yeni yapılması planlanan petrol rafinerisi  projeleri derhal iptal edilmelidir.
- Ulaşımda motorlu taşıtları terkederek, toplu ulaşım, raylı sistemler, bisiklet ve yürümeye dayalı haraketliliğe öncelik veren politikalar geliştirilmelidir. Yeni otoyol, karayolu, köprü yatırımları durdurulmalıdır. İlk adım olarak İstanbul’da yapımı planlanan 3. köprü ve bağlantı yolları projesinin iptal edildiği duyurulmalıdır.

- Otomobil sayısını kısıtlayacak önlemler alınmalı, yük ve şehirlerarası yolcu taşımacılığı tamamen demiryollarına, şehir içi ulaşım da raylı ulaşıma kaydırılmalıdır. Tüm yeni ulaşım yatırımları şehiriçinde metro ve tramvay, şehirlerarası ulaşımda demiryollarına yapılmalaıdır. Öncelikle en yoğun seyahat talebinin olduğu Antalya, Muğla gibi güney illeriyle Bursa gibi kalabalık illere demiryolları yapılmalıdır. Varolan demiryolları iyileştirilmelidir.

- Ekonominin üretimi karbon emisyonunu arttıracak ürünlerin ihracatına dayalı olarak yapılandırılmasından vazgeçilmelidir.

3- Adaptasyon: Türkiye’nin iklim değişikliğinden etkilenmesini en aza indirmek için alınması gereken önlemler:

Yapılan bütün araştırmalar küresel ısınmadan en çok Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinin zarar göreceğini söylemekte, Türkiye de ne yazık ki bu ülkeler arasında başta gelmektedir.

Küresel ısınma nedeniyle Türkiye’nin yaşayacağı en önemli felaket kuraklıktır. Yağışların (özellikle de kar yağışının) azalması yeraltı sularının seviyesinin düşmesine, dolayısıyla akarsu ve göllerin kurumasına neden olmaktadır. Bu durum mevsimlkik yağışlardaki dengesizlik ve topraktaki nemin azalması nın da etkisiyle Türkiye’nin can damarı olan tarıma büyük darbe vuracaktır.

Çukurova, Konya ovası ve benzeri yöreler kuraklık nedeniyle verim kaybına uğrayacaktır. 2003’de yine küresel ısınmaya bağlı sıcak dalgaları nedeniyle Avrupa tarımı büyük darbe almış, Fransa %20, diğer bazı Avrupa ülkeleri de %10-80 arasında verim kaybına uğramıştı. Türkiye nüfusunun 1/3 nün  kırsal alanda yaşadığı düşünüldüğünde bu verim kayıplarının ekonomik sorunlarla mücadele etmeye çalışan ülkemiz için  telafisi mümkün olmayan çok büyük ekonomik ve sosyal sorunlara yol açacağı görülmektedir.

Tarım dışında içme ve kullanma suyu kaynaklarındaki kuruma nedeniyle özellikle büyük şehirlerimizde susuzluk sorunu giderek ağırlaşacak ve çok büyük projeler yapılsa bile genel kuraklık yüzünden çevre bölgelerden bile su getirmeye çalışmak bu sorunu çözmede yetersiz kalacaktır. Çok büyük bir proje olan Yuvacık barajının kuruması nedeniyle İzmit’in susuz kalması bunun en azçık belirtisidir.
 
Ayrıca kuraklık ve sıcak hava dalgaları nedeniyle önümüzdeki yaz da 2006 yılında olduğu gibi orman yangınlarında artış olabilir. Sıcak hava dalgaları çok sayıda yaşlı ve hasta insanımızın ölümüne yol açabilir. Örneğin 2003’deki sıcak hava dalgası nedeniyle Avrupa’da en az 50 bin kişinin öldüğü bilinmektedir.
 
Ayrıca 2006 yılında Güneydoğu illerimizi vuran sellerin nedeni de küresel ısınmanın sonucu olan ani ve beklenmedik yağışlardır. Bu tip sel felaketlerinin de tekrarlanması beklenebilir.

Bu nedenle Türkiye:

- Küresel ısınmanın etkilerini en aza indirecek adaptasyon çalışmaları yapmalıdır. Bunun için öncelikle sulak alanların korunması sağlanmalı, bütün göl ve akarsuları besleyen kaynaklar üzerindeki barajlar kaldırılmalı, buralardan sulama amaçlı çekilen su miktarı doğal dengeyi bozmayacak şekilde olmalı, bu alanlarda gübrelemeye, kimyasal ilaçlar kullanılmasına ve özellikle sanayileşmemin yaratığı kirliliğe hiçbir şekilde izin verilmemelidir.

- Sulu tarım yapılacak yerler iyi seçilmeli, toprağın tuzlanmasına ve çölleşmeye neden olacak yerlerde sulu tarıma son verilmeli, ürün çeşitlendirilmesine gidilmelidir. Toprağı fakirleştiren piyasa koşullarının dayattığı tek tip ürün yetiştirilmesine son verilmeli, daha çok nüfusu toprak üzerinde tutacak organik tarım uygulamaları hızla yaygınlaştırılmalı ve ülkemizin gıda güvencesi gelecek nesiller için de sağlanmaya çalışılmalıdır.

- İklim değişikliğinin etkilerini en erken ve en ağır biçimde yaşayacak yoksul kesimlerin ve küçük çiftçilerin korunması ve desteklenmesi için gerçekçi ve kalıcı politikalar geliştirilmelidir. Tarım politikalarında büyük işletmeleri değil, küçük çiftçileri destekleyecek teşviklere yer verilmelidir.

- İçme, kullanma ve sulama suyunu tasarruflu kullanmayı sağlayacak yasal önlemler alınmalıdır. İçme suyu havzalarının korunmalı, bu alanlardaki yapılaşma ve sanayileşmenin önüne geçilmelidir.

- Verimli tarım arazilerinde ve ormanlık alanlarda sanayi tesislerinin ve konut alanlarının kurulması önlenmelidir. Bunun ilk adımı olarak Bursa’da bulunan Cargill mısır işleme tesisi kapatılmalı, Kahramanmaraş’ın Pazarcık-Narlı ovasında yapılan çimento fabrikalarının inşaatı durdurulmalıdır.

- Tarım arazilerini ve yerleşimleri yutan, doğal yaşam alanlarını yok eden büyük baraj projeleri iptal edilmelidir. Bunun ilk adımı olarak Munzur, Ilısu ve Çoruh baraj projeleri derhal durdurulmalıdır.

- Tohum yasası iptal edilmeli, yerli tohumlar korunmalı, çiftçilerin ulus aşırı tohum şirketlerine bağımlı kılındığı ve GDO’lu ürünlerin yasallaştırıldığı düzenlemeler kaldırılmalıdır. Bu durum Anadolu’nun biyoçeşitliliğini koruyacak, kuraklığa karşı ekolojik önlemler alınmış olacaktır.

- Hem ormanlık alanlarımızı yok eden, hem de aşırı su tüketimine yol açan golf turizmi yatırımları engellenmelidir. İlk adım olarak Belek ve Sorgun ormanlarındaki golf turizmi yatırımları derhal durdurulmalıdır.

- Kuraklık afet yasası kapsamına alınmalıdır.
 
- İklim değişikliğinin sonuçları üzerinde çalışacak bağımsız bir bilimsel kuruluş oluşturulmalıdır.

Sonuç:

Türkiye küresel ısınmanın durdurulmasını sağlamak ve göreceği zararı azaltmak için ekolojik sıçrama yapmak, enerji yatırımlarında tamamen yenilenebilir kaynaklara ve verimliliğe yönelmek, ulaşımda motorlu taşıtları terketmek, tarım politikalarında ekolojinin ilkelerini benimsemek zorundadır.

Bu acil eylem planı, hükümete, meclise, tüm siyasi partilere ve sivil toplum kuruluşlarına açık bir çağrıdır.

Bize göre iklim değişikliği dünyanın ve insanlığın geleceğini en ağır biçimde tehdit etmektedir. Bu sorunu çözmek geleceğimizi kurtarmak demektir.

13. 02. 2007

Türkiye Yeşilleri adına

Bilge Contepe – Eş sözcü
Dr. Savaş Çömlek – Eş sözcü
Dr. Ümit Şahin – İklim Değişikliği Sözcüsü
Dr. Süleyman Yılmaz – Tarım sözcüsü
Özgür Gürbüz – Enerji çalışma grubu üyesi

 

 
< Önceki   Sonraki >