|

Ancak, yeşil kalmaması için her yola başvuranlar var; hem de Anayasal ve yasal “yollara”… İlginç bir çelişki, orman sevenlerin sayı-sına koşut olarak bu “yollar da” sürekli olarak çeşitlendiriliyor. Böyle giderse, Richard LLEWELLYN’in 1939 yılında yayımlanan ünlü romanının çağrıştıracak hayıflanmaları daha sık duyar olacağız. Çünkü yerli ve yabancı egemenler için madencilik, turizm, vakıf üniversitesi, yüksek gerilim hattı vb yatırımların ekonomik getirisi “vadilerin yeşil kalmasından” çok daha önemli. İşte yine madencilik mi, ormanlar mı sorusu gündemde… Siyasal iktidar, yine bir avuç maden için Anayasaya aykırı düzenlemeler yapma çabası içinde; hem de çok yönlü. Bir yandan 3213 sayılı Maden bir yandan da 6831 sayılı Orman Kanunlarında yapacağı değişiklilerle Anayasanın ve Anayasa Mahkemesi’nin engelini aşmak istiyor; görünüşe bakılırsa aşabilecek de… Bir başka yandan da, 21 Mart’ı “Dünya Ormancılık Günü” olarak “kutlayacak”; tam bir iki yüzlülükle ! Aymazlıklarıyla siyasal iktidarın değirmenine su taşıyanlar ise yine aymazlıklarını sergileyecek; deyiş yerindeyse, “meydanı pek boş buldular” çünkü. Bilesiniz istedim.
Dünya Ormancılık Günü’nüz, “kutlu olsun” !
GELİŞMELER…
Madencilik, AKP iktidarıyla birlikte ülkemizde, deyiş yerindeyse “baş tacı” edilen sek-törlerden biri turizm ise ötekisi de madencilik olsa gerek: her fırsatta bu iki sektörün önüne açmaya çalışıyor. Yüksek mahkemeler engellese de yine bir yolunu bulup her türlü kamusal varlığımızı, ne pahasına olursa olsun bu sektörlerin “yatırımcılarına” sunuyor. Aklına ilk gelen kamusal varlıklar ise önceki iktidarlar gibi “orman” sayılan alanlar oluyor; 1982 Anayasasının bile kamusal varlık olarak güvence altına aldığı ormanlar… Çünkü “devlet ormanı” sayılan alanlarda yapılacak madencilik, turizm vb yatırımların maliyetleri görece olarak son derece düşüktür. Şimdilerde daha önce bir-çok kez değiştirdiği 3213 sayılı Maden Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nu yerli ve yabancı madencilerin istekleri doğrultusunda bir kez daha değiştirmek istiyor.
Anımsanacağı gibi, Anayasa Mahkemesi, 15 Ocak 2009 tarihinde, 3213 sayılı Ma-den Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrasını;
<<...belirtilen yerlerdeki madencilik faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin esasla-rın yasada düzenlenmesi gerekirken, iptali istenen kural ile bu hususlara ilişkin düzenlemenin Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmeliğe bırakılmasını…>> Anayasanın 43, 63 ve 168. maddelerine aykırı bularak iptal etmişti. 3213 sayılı Ma-den Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrası ise, en son 2004 yılında çıkarılan 5177 Sa-yılı yasayla; <<Madde 7- Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şerit-leri, karasuları, turizm bölgeleri, alanları ve merkezleri ile kültür ve turizm ko-ruma ve gelişim bölgeleri, askerî yasak bölgeler ve imar alanları ile mücavir alanlarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi, gayri sıhhî müesseseler ile ilgili hususlar dahil hangi esaslara göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir yönet-melikle belirlenir.>> biçiminde düzenlenmişti. Anayasa Mahkemesi bu değişikliği 15 Ocak 2009 tarihinde iptal etmiştir. Danıştay 8. Dairesi de 24 Mayıs 2005 tarihli Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’nin kimi maddelerinin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Si-yasal iktidar ise bu kez Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’ni 19 Ağustos 2009 tarihinde yeniden düzenlemiştir. TMMOB Çevre Mühendisleri ve TMMOB Peyzaj Mimarları Odası, Ekoloji Kolektif Derneği ile Türkiye Ormancılar Derneği’nin açtığı dava sonucu 16 Kasım 2009 tarihinde Danıştay 8. Dairesi tarafından; “…yapılan değişikli-ğin yargı kararlarını bertaraf etme amacına yönelik olduğu …’’ gerekçesiyle bu dü-zenlemenin yürütülmesi durdurulmuştur. Orman Genel Müdürlüğü de 23 Aralık 2009 tarihinde ilgili birimlerine gönderdiği yazılı emirle orman alanlarında yeni madencilik izinlerini durdurmuştur.
Siyasal iktidar, şimdilerde 3213 sayılı yasanın birçok maddesinin yanı sıra bu 7. maddeyi ve özellikle de bu maddenin birinci fıkrasını yeniden düzenlemek istemekte-dir. Bu amaçla hazırlanan tasarı şu sıralar TBMM’nin ilgili komisyonlarında tartışılıyor.
Öte yandan; aldatmacılık, yanıltmacılık siyasal iktidarın, deyiş yerindeyse “ruhuna işlemiş”; hep aldatmaca, hep yanıltmaca, hep göz boyama çabası içinde çünkü… Üstelik de, hepsini hukuksal düzenlemelerle gerçekleştirmeye kalkışıyor: Bir yasayı değiştirirken, değişiklik tasarısını, yeri geliyor onu aşkın yasanın onlarca maddesinde yapmak istediği değişiklikleri de kapsayacak biçimde düzenliyor. Dolayısıyla, ne ilgili çevreler ne de TBMM üyeleri değişiklik tasarısını gerektiğince inceleyebiliyor. En son olarak TBMM’ye sunduğu “Kara Avcılığı Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nda da 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun çok sayıda maddesinin yanı sıra;
-6831 Sayılı “Orman Kanunu” -4856 Sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Ka-nunu” ve -3234 Sayılı Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunu”nda değişiklikler yapmaya çalışıyor. Bu değişikliklerin görece olarak en önemlisi de “or-man” sayılan alanlarda yapılacak madencilik yatırımlarının Anayasa Mahkemesi ile Danıştay tarafından kapanan önünün yeniden açılması hedefleniyor. Ek olarak; “Dev-let ormanı” sayılan alanlarda verilebilecek izinlerin kapsamı genişletiliyor, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü’nün kimi görevleri ve örgütsel yapısı da değiştiriliyor.
HERŞEY, BİR AVUÇ MADEN İÇİN…
Öyle anlaşılıyor ki, siyasal iktidar, “orman” ve özellikle de “devlet ormanı” sayılan alanlardaki madenlerin peşini hiç bırakmayacak; hem de ne pahasına olursa olsun ! Bu amaçla yine, YÖK Başkanın söylemiyle, hukukun “çevresinden dolaşmayı” göze alıyor. Maden ve Orman yasalarında bir avuç maden için yapmaya çalıştığı son deği-şiklikler sözcüğün tam anlamıyla bir kargaşa ve talan ortamı yaratacakmış, ne gam…
ÖNCE 3213 SAYILI MADEN KANUNU…
Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararı üzerine Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakan-lığı tarafından “Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu tarafından da TBMM’ye gönderilmiştir. Tasarının 2. maddesiyle 3213 sayılı yasanın 7. maddesinin 1. fıkrasının;

biçiminde düzenlenmesi öngörülmektedir. Ayrıca, Tasarıda, bu fıkradan hemen sonra

fıkralarına yer verilmektedir.
MADEN KANUNU’NDA YAPILMAK İSTENEN DEĞİŞİKLİKLER ÜZERİNE…
1)Madencilik faaliyetlerine, “Bilimsel ve teknik değerlendirmelere göre çevresel etki-leri alınacak önlemlerle giderilebilecek düzeydeki madencilik faaliyetlerine izin ve-rilir.” yaptırımı dışında hiçbir kısıtlama ve koşul getirilmeden izin verilmektedir. Bu durumda, sözü edilen;
-“Bilimsel ve teknik değerlendirmeler…” ile
-“…çevresel etkileri alınacak önlemlerle giderilebilecek….”
konularının/işlevlerinin yerine getirilebilme biçimleri ve düzeyleri ülkemizdeki tüm doğal ve kültürel varlıkların geleceği yönünden yaşamsal önem taşımaktadır. An-cak, bu değerlendirmelerin kimler tarafından ve nasıl yapılacağına herhangi bir açıklama getirilmemektedir.
Ek olarak, Tasarının 2. maddesiyle 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 7. maddesine bir de

fıkrasının eklenmesi öngörülmektedir.
Öte yandan, Tasarının 1. maddesiyle 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 3. maddesinde;
“Başbakanlık Müsteşarı başkanlığında oluşturulan ve madencilik faaliyet-lerinin kısıtlanacağı alanları belirleyen, maden işletme faaliyetleri ile diğer yatırımların kamu yararı açısından önceliğini ve önemini tespit ederek karar veren…>> bir “Kurul”a da yer verilmesi öngörülmektedir. Bu açıklamadan yukarıda açıklanan tüm iş ve işlemlerin bu “Kurul” tarafından yapılacağı anlaşılmaktadır. Tasarının 7.maddesinde ise bu Kurulun yapısı şöyle açıklanmaktadır:

Açıktır ki; -“Bilimsel ve teknik değerlendirmeler…”in yapılabilmesi ve -“…çevresel etkileri alınacak giderilebilecek….” önlemlerin belirlenebil-mesi için bu Kurul’un; -madencilik yapılacak her ekosistem konusunda genel, -madencilik faaliyetlerinin niteliği ile yapılacağı yerlerin ekolojik, ekono-mik, toplumsal ve kültürel koşulları ile ilgili özel bilgi ve becerilere sahip olması gerekecektir. Ek olarak, yine bu Kurul’un -madencilik faaliyetleri ile “kamu yararı taşıyan yatırımların” birbirini en-gellemesi, -maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, -yatırım için başka alternatif alanların bulunmaması durumlarını belirleyebilecek biçimde donatılması da zorunlu olacaktır. Oysa, ül-kemizdeki; -madencilik yapılabilecek ekosistemlerin çeşitliliği, -her ekosistemin içinde bulunduğu koşullar, -bu ekosistemlerin yönetilmesiyle ilgili kurum ve kuruluşların çok sayıda olması ile karar süreçlerinin farklılığı, -bu ekosistemlerle ilgili gerekli veri ve bilgi tabanının yetersizliği göz önünde bulundurulduğunda öngörülen yönetsel yapısı ve çalışma düzeniyle Kurul’un başlıcaları yukarıya da aktarılan işlevleri gerektiğince yerine getirebilmesi kesinlikle olanaksızdır. Getirilmediği durumlarda ise, İdare, her türlü ekosistemde hiçbir biçimde onarılamayacak yıkımlara yol açabilecek madencilik faaliyetlerine izin verebilecektir. Bu nedenlerle, sözü edilen düzenleme, Anayasanın başta 54. maddesi olmak üze-re çok sayıda maddesine ve Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmelere aykırıdır.
2)Tasarının 2. maddesinde yer verilmesi öngörülen;
 yaptırımı ile madencilik faaliyetlerine getirilebilecek herhangi bir kısıtlamanın an-cak yasayla yapılabilmesi olanaklı kılınmaktadır. Açıktır ki, ülkemizde yasa çıkar-ma pratiği göz önünde bulundurulduğunda bu yaptırım, madencilik faaliyetlerine, yapılması hedeflenen değişiklikleriyle 3213 sayılı Maden Kanunu’ndakiler dışında hiçbir kısıtlama getirilemeyecektir. Bu durumda, madencilik söz konusu olduğunda Orman, Milli Parklar, Çevre, Kıyı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı, Mera Ka-nunları başta olmak üzere çok sayıda yasanın yaptırımları geçersiz olacak, deyiş yerindeyse kağıt üzerinde kalabilecektir..
3)Tasarının 2. maddesinde “orman” sayılan alanlardaki madencilik faaliyetleri ile tesislerin yapılmasına hiçbir kısıtlama getirilmemekte, yaban hayatı koruma ve ge-liştirme sahalarında zorunlu görülen çevresel etki değerlendirmesi bile yapılma-dan “Orman İdaresince izin verilmesi” yaptırımı getirilmektedir:

Açıktır ki, böyle bir düzenleme de Anayasanın 169. maddesine aykırı düşecektir.
SONRA SIRA 6831 SAYILI ORMAN KANUNU’NA GELECEK…
Siyasal iktidar Maden Kanunu’nda yapacağı değişikliklerle yetinmeyi düşünmüyor: Çünkü siyasal iktidar bu değişikliği gerçekleştirdikten sonra Orman Kanunu’nu da değiştirecek. “Kara Avcılığı Kanunu’nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 2. maddesinin “a” bendiyle yapılacak değişiklikle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun “orman” sayılan yerlerde madencilik faaliyetleri ile ilgili izin işlem-lerini düzenleyen 16. maddesinin birinci fıkrasının yeniden düzenlemeyi, üçüncü fık-rasından sonra gelmek üzere yeni bir yaptırım eklemeyi öngörmektedir. Ne var ki, “Kara Avcılığı Kanunu’nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” yapılacak değişiklik Orman Kanunu’nun bu maddesiyle sınırlı değildir: Tasa-rı öngörüldüğü gibi yasalaştığında 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesi ile Ek Madde 9 da değiştirilecek, bu yasaya yeni ek ve geçici madde getirilecektir. Bu bağ-lamda, yalnızca Orman Kanunu’nun en az madencilik ile ilgili yaptırımlarda yapılacak değişikliler denli önemli olan bu düzenlemeleri tartışmakla yetineceğim [1].
1)Madencilere ormanda ikinci bir özgürlük ! “Kara Avcılığı Kanunu’nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 2. maddesinin “a” bendiyle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. madde-sinde aşağıdaki değişikliklerin yapılması öngörülmektedir:

Tasarı öngörüldüğü gibi yasalaştığında,
“Orman” sayılan alanlardaki madencilik faaliyetleri 3213 sayılı Maden Ka-nun’un 7. maddesindeki yaptırımlarına göre yapılmayacak; uygulamalarda 6831 sayılı yasanın 16. maddesi ve ilgili en son 2007 yılında düzenlenen Or-man Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik’in 5-19. madde-leri temel alınacaktır. Oysa, çeşitli yaptırımları 6831 sayılı yasaya bile aykırı olan bu Yönetmelik için de yürütmeyi durdurma ve iptal davaları açılmıştır. Kı-sacası; öngörülen değişiklikle “orman” sayılan alanlarda madencilik faaliyetleri bu kez 6831 sayılı yasanın 16. maddesiyle yürütülecektir. Yapılmak istenen değişikliğin temel amacı da gerçekte budur. Başka bir söyleyişle; Tasarı öngö-rüldüğü gibi yasalaştığında; Anayasa Mahkemesi ile Danıştay 8.Dairesinin ka-rarlarının ”kağıt üzerinde kalması” sağlanacak, “orman” sayılan alanlarda yapı-lacak madencilik yatırımlarının önünün yeniden açılmış olacaktır.
- Devletçe yapılacak baraj, gölet, liman ve yol gibi yapılarda dolgu maksatlı kul-lanılan her türlü yapı hammaddesi üretimine yönelik madencilik faaliyetleri ile zorunlu tesislerinden bedel alınmayacaktır. Bilindiği gibi, devlet artık bu gibi yatırımları kendisi yapmamakta, yaptırmaktadır. Bu uygulamayla söz konusu yatırımların maliyetlerinin düşürülmesi bir yana, gerekli madencilik faaliyetleri-nin, hemen hemen ÇED vb uygulamalarla kısıtlamaya tutulmadan yapılması da kolaylaşacaktır.
-Büyükşehir belediyeleri ile il belediyelerine “ağaçlandırma” yapılabileceği ge-rekçesiyle yeni “inşaat, yıkıntı ve hafriyat atıkları ile doldurularak” alanlar ka-zandırılacaktır. Oysa, bu yolla doldurulmuş madencilik alanlarında verimli ağaçlandırma çalışmaları yapılamayacağı gibi belediyelere yeni bir “rant” alanı da açılmış olacaktır.
2)Çöplükler ve sokak hayvanları için orman ! “Kara Avcılığı Kanunu’nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 2. maddesinin “b” bendiyle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. madde-sinde aşağıdaki değişikliklerin yapılması öngörülmektedir:

Tasarı öngörüldüğü gibi yasalaştığında, “Devlet ormanı” sayılan alanlarda; -sanatoryum yapılamayacak, ama -“düzenli depolama tesisleri”, yani çöplüklerin kurulmasına izin verilebilecek -sokak hayvanları için barınaklar açılabilecektir Siyasal iktidar, deyiş terindeyse, yine “kaş yaparken göz çıkarıyor”; hızla kentlileşen Türkiye’de çöplük gereksinmesinin “orman” sayılan alanlardan karşılanmasını amaç-lıyor. Anlaşılan, ormanlarda “katı atık bertaraf tesislerine” izin verilmesinden “yararlı” sonuçlar almış, şimdi de yangın bombalarına dönüşebilecek çöplüklerin ormanlara yerleştirilmesine izin verilecek; ormanlarımız da çöplükleşecek !
3)İstanbul ve Kocaeli Büyükşehir Belediyelerine “orman kıyağı”
“Kara Avcılığı Kanunu’nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 2. maddesinin “c” bendiyle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun Ek Madde 9’unun aşağıdaki gibi değiştirilmesi öngörülmektedir [2] 
2008 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen bu maddeyle Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce yapacağı spor tesisleri için yine “orman” sayılan alanlarda iziz verilmesi öngörülmüştü. Bu noktada, ilk bakışta olağan görülebilecek bu uygulamanın,
-ne türden ve hangi ölçekteki spor tesislerini kapsayacağı, -eklentilerinin neler olacağı, daha da önemlisi -bu tesislerin kimler tarafından ve hangi koşullarla işletileceği sorularıyla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Böyle bir değerlendirme hiçbir düzlemde yapılmadı, yapılmıyor kuşkusuz. Ancak Ek Madde 9’da yapılması öngörü-len değişiklikle;
-İstanbul ve Kocaeli Büyükşehir Belediyelerine yeni olanaklar sağlanması ön-görülmektedir*. Değişiklik öngörüldüğü gibi gerçekleştiğinde İstanbul ve Ko-caeli Büyükşehir Belediyelerine, “orman” sayılan alanlarda ne olduğu belirsiz “hizmetleri” için izin verilebilecektir; üstelik de, bedelsiz olarak; -“Orman” sayılan alanlarda il özel idarelerine de ne amaçla ve hangi ölçekte kullanılabileceği belirtilmeden ve yine bedelsiz olarak izinler verilebilecektir.
4)Dahası var…
“Kara Avcılığı Kanunu’nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 2. maddesinin “ç” ve “d” bentleriyle 6831 sayılı Orman Kanunu’na aşa-ğıdaki maddelerin eklenmesi öngörülmektedir:
a)Ek Madde 11:
“17 nci maddenin üçüncü fıkrasına göre; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesisi ya-pımı maksadıyla verilen izinlere konu tesislerin aslî üniteleri dışındaki bölümleri-nin, diğer izinlerde ise izin verilen tesislerin tamamının veya bir bölümünün kira-lanmasına veya özelleştirme ya da yap-işlet-devret modeli uygulamaları kapsamında işletme hakkının devredilmesine izin verilebilir.
Turizm tesisleri hariç diğer izinli tesislerin kiralanmasından dolayı izin sahibince be-del alınması durumunda orman sayılan alana isabet eden kira bedelinin yüzde ellisi her yıl Orman Genel Müdürlüğü özel bütçe hesabına yatırılır.
17 nci maddenin üçüncü fıkrasına göre genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına izin verilen alanlar ve bu alanlarda yapılan faali-yetlerle ilgili tesislerin 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun kapsamında işletme hakkının devredilmesi hâlinde, orman sayılan alanların, bu alanların üzerinde bulunan tesislerin, her türlü yer ve binaların izin be-deli olarak, işletici tarafından işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalanma tarihinden itibaren üç ay içinde işletme hakkı devir bedeli üzerinden, ormanlık alanların devredi-len toplam kullanım alanları içindeki yüzde oranı dikkate alınarak hesaplanacak tuta-rın binde beşi, bir defaya mahsus olmak üzere defaten Orman Genel Müdürlüğü özel bütçe hesabına yatırılır.
17 nci maddenin üçüncü fıkrasına göre genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına izin verilen alanlar ve bu alanlarda yapılan faali-yetlerle ilgili tesislerin 4046 sayılı Kanun ve 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatı-rım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Ka-nun kapsamında yap-işlet-devret modeli ile yaptırılması hâlinde, yapılacak her türlü tesis, yer ve binalardan ayrıca bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Devlet idare-leri ile kamu kurum ve kuruluşlarına verilen izinlerin özelleştirme veya yap-işlet-devret modeli kapsamında devredilenlerinden herhangi bir bedel alınmaz. İzin sahi-binin bu süre içinde, izin başlangıcında alınan taahhüt senedinden doğan malî yüküm-lülükleri hariç diğer yükümlülükleri aynen devam eder.”
b)Geçici Madde 8:
“17 nci madde hükümlerine göre 8/11/2003 tarihinden önce verilen turizm ve diğer izinlerin kesin izin hakları devam eder, izinli saha içinde kalmak kaydıyla mevcut te-sislere tadilat, kapasite, tür ve sınıf değişikliği izni verilebilir. Çevre ve Orman Ba-kanlığınca verilen tadilat, kapasite, tür ve sınıf değişikliği izinleri dâhil olmak üzere daha önce turizm amaçlı tesisler için verilen izinler ile diğer izinlerin irtifak hakkına dönüştürülmesinin izin sahibi tarafından talep edilmesi hâlinde, izin sahibi lehine 115 inci maddeye göre irtifak hakkı tesis edilebilir.”
SONUÇ YERİNE…
Görüldüğü gibi, siyasal iktidarın, madenciler ve ormanlar söz konusu olduğunda, de-yiş yerindeyse “gözü kara” davranıyor. Bu amaçla kolaylıkla yapabildiği hukuksal dü-zenlemelerin çoğunluğu ilgili Yüksek Mahkemeler tarafından iptal edilse ve/veya yürütülmesi durdurulsa da bildiğini okumayı sürdürüyor. Bir bildiği, güvendiği var kuşkusuz. Bildiği, yalnızca TBMM’deki çoğunluğu değil bence; kendisine karşı duranların giderek azaldığını ve/veya edilgenleştiğini de biliyor, görüyor. Yarattığı hukuksal ve yönetsel kargaşa içinde ise bir yandan insanlarımız bir yandan da başta doğal varlıklarımız olmak üzere kamusal varsıllıklarımız da giderek tükeniyor. Sözgelimi; “bir avuç dolar” için kıyılarımız akıl almaz çirkinliklerle bezenirken, bir avuç maden için de ormanlarımızın, deyiş yerindeyse “canına okunuyor”.
Öte yandan, 3213 sayılı Maden ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nda yapılmak istenen son değişiklikler hemen hemen hiçbir tepkiye yol açmadı. Neden acaba? Sanırım, siyasal iktidarın hukuk dışılıkları artık kanıksandı. Öyleyse eğer, çok yazık ! Yine de, ülkemizde yurtsever hukukçuların, doğal varlıklarımızı ve bu kapsamda da ormanla-rımızı “sözde değil de özde” seven yurttaşlarımızın henüz tümüyle tükenmediğine inanıyorum. İnanmasam, “Dünya Ormancılık Günü”nde içinizi böylesine karartmaya cesaret eder miydim hiç.
Doç. Dr. Yücel ÇAĞLAR 20.3.2010 [1] Keşke Tasarıyla öteki yasalarda yapılması öngörülen değişiklikleri de ilgili bilimciler, araştırmacılar, demokratik kitle örgütleri irdeleyebilse… [2] Anımsanacağı gibi, 2005 yılında çıkarılan “Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Kaldırılması ve Bazı Kanunlar-da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”la, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılmış, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün İstanbul ve Kocaeli illerindeki personeli, tüm varlıkları, tapuda kayıtlı taşınmazları, araç gereç ve taşıtları ile gördüğü hizmetler bu illerin büyükşehir belediyelerine devredilmişti.
|