Yaşanılabilir Sokaklar Ülkesi Olmak (Ahmet İNAM) Yazdır E-posta
Pazar, 08 Nisan 2007
Keşke öyle olabilse. Sokak özgür olduğumuz yer olabilse. Sokak bizim evimiz içinde, evimiz sokağımızın içinde durabilse. Evimizle sokağı ayırmada ağır sorunlar yaşadığımız için, mahrem hayatla, özel yaşamla, kamusal yaşam arasında büyük bir yarılma yaşanıyor. O yüzden özgürleşemiyoruz. Ne evimizde ne sokakta. Çünkü evimizde değişik baskılar altında olabiliyoruz. Kimseye anlatamadığımız sıkıntılar arasında sokakta da kendimiz olamıyoruz. Dolayısıyla sokak öyle olmalı ki, bize özgürlüğün kapılarını pencerelerini açmalı.. Evimizdeki sokağı, sokaktaki evimizi aramalıyız. Özgür olamadığımız sokak, sokak değildir. İçinde özgür olamadığımız ev, evimiz değildir.

Sokağın en temel belirleyici özelliği özgürlüktür. Bu, feminist bakış açısından da çok önemli. Gerçekten bir kadın sokakta kendini özgür hissediyorsa orası sokaktır. Yoksa soyguna uğrama, ırzımıza geçilme korkusuyla geçtiğimiz sokak, sokak değil, cehennemdir.

Sokağa çıkabilmek, gönlümüzün yollarını, bu yollarda yürümeye gönüllü dostlara açabilmek demek. İç dünyamızın bahçelerinden dış dünyamızdaki dostlara uzanabilmek...

Bizde gönül, bir işe başlarken iyi çalışıyor. Gönül bir başlangıç. Var mı gönüllü diyorsunuz savaşa, gelen geliyor. Sonradan kaçmayacakları ne malum? Oysa, gönüllü olmanın asıl belirleyici özelliği sürdürebilmektir. Var mısınız sokakta sanata dediğimizde, gelenler bir süre sonra üşüyüp ya da korkup, belki de sıkılıp sıcak odalarını aramayacaklar mıdır? Sokağa çıkalım, şiiri paylaşalım, resimi, müziği, heykeli... tüm sanat dallarında ürünler vermeye, böyle ürünler vermek için etkileşmeye koşalım... Düşünmeye koşalım, sokakta etkileşim içinde...

Bir şeye başlamak çok güzel ama şöyle bir meydan okumayla da karşı karşıyasınız: Bakalım ne kadar gidecek? Aramızda ne gibi hırlaşmalar olacak? Gerçekten sokağın doğurduğu yaratıcı çevrenin, coşkulu ortamın gücüyle anlamlı yapıtlar ortaya koyabilecek miyiz? Kendimizi yenileyebilecek miyiz? Sokaktaki adamla buluşabilecek miyiz? Buluşamazsak kendi kendimizle çelişmez miyiz? Demek ki sokağa gönüllü olmak, sokakla kültür üretimini sürdürebilmek demek.

Evet, sürdürebilmek: Bizim insanımız için en zor, o ölçüde de en gerekli özelliklerden bir tanesi. Kararlılık, yeni oluşumlar yaratabilmek, sizden sonra gelecek sokakta soluyan kültür insanlarına yol göstermek. "Belki Sokağın Kültür Bahçesi" diye bir okul oluşabilir. Sokağın önemini belki bütün dünyaya gösterebilir, hatırlatabiliriz. Türkiye'de sokağa çıkmayan kadınların olması bir bakıma kötü bir durum olsa da, sokağın, yazıya, çizgiye, renge, mermere, düşünceye aktarılması da büyük bir olanaktır. Batı'da sokaktan rahatsız olmayan insanlar fazla bir şey üretmeyebilir kültür adına, oysa bizim insanımız bunu başarabilir.

Sokaklara dökülmek bir başkaldırı olarak yaşanıyor. Pahalılığı, hapishanelerdeki düzensizliği, haksızlıkları protesto etmek için örneğin. Sokak elbette bir protesto yeri olabilir. Protesto etmek de hayatın bir parçası, ama sokaklar yalnız olumsuzluklara başkaldırılan bir yer değil, güzelliklerin de yaşandığı bir ortam da. Bizim güneydoğuda yahut da doğuda yazın damlarda yatıldığı gibi, sokaklarda da insanlar yataklarını koyup şarkı söyleyebilirler.

Aslında iktidar sokaklardan korkar, işsiz, güçsüz insanların, çapulcuların, esrar satıcılarının dolaştığı yerdir çünkü. Elbette, şehir plancılığı, mimarlık açısından, yaşanabiliir sokaklar yaratabilmenin yanında, orada yaşayacakların güvenliği de önemli bir sorun oluyor. Bir ülke, sokaklarını yaşanabilir, sanat ve felsefe yapılabilir hâle getirebildiğinde dünyanının geleceği konusunda insanlığa bir umut sunmuş demektir.

İnsanlara sokağın güzelliklerin yeşerebildiği bir yer olduğunu gösterebilmek, bu ülke sanatçılarının, kültür insanlarının hiç değilse bir bölümünün amacı olmalı.

Ahmet İNAM
Cumhuriyet Bilim Teknik 6.4.2007

 

 
< Önceki   Sonraki >