 Tohum paketlenmiş bitkidir ve bitkinin bütün özelliklerini içinde saklar. Tarımsal faaliyete başlamak ve yürütmek için zorunludur. Çiftçiler tohumlarını ayırmada ve kullanmada bağımsız oldukları sürece çiftçidirler. Çiftçiler tohumlarını ürettikleri üründen ayır(a)mazsa ürettiğine yabancılaşır, çiftçi olmaktan uzaklaşır.
1993'te kurulmuş, dünyada 90'dan fazla ülkeden 130'u aşkın küçük çiftçi tarafından oluşturulmuş Çiftçilerin Yolu (Via Campesi-na) örgütünün Sao Paulo'daki 4. Olağan Kongresi'nde Küba delegasyonundan bir çiftçi; "Sovyetler dağıldıktan sonra yedek parça bulamadığımızdan Küba traktör mezarlığına dönüştü. Traktörsüz tarım yapamadık. Traktörsüz tarım yapmayı yani eski usul çiftçilik yapmayı da unutmuştuk. Yaşlıları taradık, çiftçiliği hatırlayanlara anlattırdık, kameralara aldırdık, ziraat fakültelerinde ders olarak okuttuk ve yeniden çiftçiliği öğrendik" diyordu. Çiftçi olan kişi ürettiği ürünün en sağlıklısından tohumluğunu seçer, ayırır ve bir sonraki sezonda toprağa saçar. Bu yolla tarımsal üretimin ve çiftçilik mesleğinin devamlılığını sağlar. Dünyada tarımda uygulanmaya başlayan neo liberal politikalar ise tarımı şirketleşti-rerek, çiftçiliği ortadan kaldırıyor. Gıdaya da çokuluslu şirketleri egemen kılıyor. Şirketler tarafından tohum pakete, gübre çuvala, ilaç kutuya hapsedilmiş durumda. Kutunun anahtarı da şifresi de çokuluslu şirketlerde. Çokuluslu tohum şirketlerinin Türkiyeli sözcüleri, çıkan Tohumculuk Yasası'na karşı olanları 1963 yılında Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu Hakkındaki 308 Sayılı Yasa'nın savunucusu olarak kamuoyuna lanse ettiler. Oysaki Türkiye to-humculuğuyla ilgili yasal düzenlemeler Cumhuriyet ile birlikte başlamış, sözü edilen 308 sayılı yasadan önce de sonra da, -özellikle Dünya Bankası'nın isteğiyle çokuluslu şirketlerin çıkarına çabalar hep oldu. TÜRKİYE TOHUM İÇİN ELVERİŞLİ
Ayrıca Türkiye, tohum yetiştiriciliği için gerekli olan sıcaklık, ışıklanma süresi, ışık şiddeti, yağış ve oransal nem gibi pek çok iklim parametreleri ve böcek varlığına da sahip. Birçok bölgemizde, havanın yağışsız, oransal nemin düşük olması kaliteli ve hastalıksız tohumluk üretebilmeye sağlıklı ortam mevcut. Öyle ki, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde iyi bir yabancı ot kontrolü ve sulamanın yapılması halinde yem bitkileri ve tahıllar için gerekli tohumluğun tamamı karşılanabilir. Üretim ve üretebilme olanaklarımızın böylesine geniş olmasına karşın bu olanaklardan yararlandığımız, tohum üretimimizi arttırıp yeterliliği yakaladığımız ne yazık ki söylenemez. Yine sahibi olduğumuz bu olanaklara karşın ülkemiz tohumluk üretim politikalarını bağımsız ve doğru bir biçimde yönlen-diremiyor, yürütemiyor. Çünkü 1980'den bu yana tohumculuğumuzdaki yapısal değişikliklere baktığımızda, güdümlü politikaların egemen olduğunu görürüz. Hükümetleri-mizin, IMF ve Dünya Bankası ile Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası (OTP) yönlendirmelerine terk ettikleri tarım ve hayvancılığımız, rüzgârın önündeki yaprak misali, onların estirdiği rüzgârların yönüne göre savruluyor. Yine bilindiği gibi, Tohumculuk Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Türkiye tarımının ve çiftçilerinin ihtiyacı sonucu gelmiş değil, çokuluslu tohumculuk şirketlerinin isteği sonucu gündemimize girdi. Kanun, TBMM'de Avrupa Birliği uyum paketi içinde temel yasa kabul edilerek görüşülüyor. TEK BAŞINA KOLTUĞA KURULUYOR
Yeni yasa bu işleyişi de değiştirmeye yönelik. Yani tohumculuğu serbest piyasanın belirsiz belirlemesine bırakıyor. Bu alanda da meydanı çokuluslu şirketlere terk ediyor. Gerçekte tarım ve hayvancılık insanların gıda ihtiyacını karşıladığı için doğanın belirsizliğinin yanında bir de serbest piyasanın belirsizliğine bırakılamayacak önemde. Şirketlerin kâr histerisine bırakılamayacak kadar da stratejik. Çokuluslu şirketler Tohumculuk Kanunu ile alandan kamuyu çıkarttırmakla aslında gıda egemenliği alfabesindeki 'r'yi sil(dirt) iyor. Çiftçileri de konuşmalarında 'r'leri söyleyemeyenler arasına katıyor. Hükümetin söz konusu yasayla çiftçiyi ürettiği ürününden tohumluğunu ayıramayacak duruma getirmesi/sokması ile gıda egemenliği alfabesinin geriye kalan harflerini siliyor. Yani gıda egemenliği alfabesinde diğer harfleri silen 'w' tek başına koltuğa oturuyor/kuruluyor. Eğer Hükümet, Tohumculuk Kanunu'nu maksadı çıkarmadıysa bu durumu kavramamış demektir. Çünkü, tohum alanından kamuyu çıkarıyor, sektörü tümüyle çokuluslu şirketler ve onların yerli taşeronlarının egemenliğine terk ediyor. Hükümet çokuluslu şirketler istiyor diye çiftçiler için yaşamsal anlamı olan bir alandan daha çekiliyor. O yetmiyormuş gibi çiftçiye "sen kendi tohumluğunu ayırma, şirketlerden satın al" diyor. ÖZEL SEKTÖR DÖLLENEN ÜRÜNDE YOK
Sebze tohum üreticiliğini ağırlıklı olarak özel sektör yapıyor. 2004 yılı verilerine göre, yurdumuzda 31 sebze türünde 804 çeşidin tohumluğu üretim programına alındı. Özel tohumculuk kuruluşları tarafından üretilen ve pazarlanan bu tohumluklara ait çeşitlerin; 119 adedi tescilli, 48 adedi üretim izinli ve 677 adedi ticari olarak tohumluk üretim programında yer alıyor. Bu alanda Hollanda, İspanya ve İsrail kökenli firmalar, yerli ortaklarıyla Türkiye'de tohum üretip pazarlıyor. Yerli çeşitlerimizin neredeyse tamamı kaybolmaya yüz tuttuğu bir dönemde sözü edilen ülkelerden bir kg. domates tohumunu 18-20 bin dolar fiyatla satın almaya başladık, kullanıyoruz bile. ZİRAATÇIDAN ÖZVERİLİ ÇALIŞMA
On binlerce yıldır tohum ıslahı yapan köylülerin, yukarıda tohumculuğumuzun tarihsel sürecinde anlattığımız yasa ve kararnameler ile geriletilmiş olan haklarına yeni yasa ile büsbütün el konuluyor. En çok da yüzyıllardır tarımda tohumları seçen, saklayan kadınlarımızın emekleri/hakları gasp ediliyor. Cumhuriyetle birlikte Türkiyeli ziraatçılar da kendilerini tohum ıslahına adadılar. Sabır ile özveriyle çalıştılar ve aşağıdaki tohum çeşitlerini buldular. Türkiye tarımının ve tarımcısının hizmetine sundular. 1980 öncesi ve sonrasında bir bölümünü sunacağımız iyi ve güzel araştırmalar yapıldı. Bu güzel araştırmaları "görevi namus bilerek çalışmış bu vatana hizmet etmiş" o insanlar yaptılar. Ama bu araştırmaların sonucunda elde edilenleri uygulamaya aktarmada yetersiz kalındı. Araştırmalara sahip çıkılmamış, destek verilmemiş. Bu konularda tarım bakanları tutuk davranmış, yavaş çalışmış. Şimdi de tohum üretimimizin yetersizliği ile verimliliğimizin düşüklüğü bahane edilerek yasa çıkarılıyor. Çıkarılan yasayla yerli ve yabancı şirketler tohumculuk alanına egemen kılınıyor. Çıkarılan Tohumculuk Kanunu ile çiftçiler, şirketierin olmayan vicdanları, olan ve her zaman kabarık olan cüzdanları arasında bir yere sıkıştırılmaya çalışılıyor. Ve bu konudaki "yargı" işini de söz konusu yasa ile tohum şirketlerinin oluşturduğu Tohumcular Birliği'ne devrediliyor. ARAŞTIRMA ZAMAN KAYBIYMIŞ!
Reşit Sönmez, bir gün gazetelerde şöyle bir beyanat okudum diyor: "Ben, Batı ülkelerinde, tarım konularında 40-50 yıl emek ve para sarf edilerek araştırılan bir konuyu neden sıfırdan başlayarak Türkiye'de yeniden araştırayım ve zaman kaybedeyim. Bedelini öder, alır ve hemen uygulamaya geçerim". Bu değerli bakanımız "Yetim Hüsnü" lakaplı Hüsnü Doğan'dır. İşte bu tür düşünen siyasiler çiftçilerin üretimden pazarlamaya zincire egemen olmalarını değil, çokuluslu şirketierin tarım ve gıdaya egemenliğini adım adım tesis etti Ülkemiz tarım ve hayvancılığının böylesine kuşatma altına alındığı günümüzde çiftçiler, ülkemizin iklimini ve doğasını dikkate alarak coğrafyasındaki farklı bölgeleri düşünerek düzenleme yapacak, çiftçilerin beklentilerine kendi kurum kuruluş ve elemanlarıyla yanıt verebilme olanağı tanıyacak bir devlet yapısını özlüyor.Türkiye'de 1980 ile başlayan tarımın tahribatı sürüyor. Tarımsal kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) özelleştirmeler ile başlayan furya tamamlanmak üzere. Tarım ve hayvancılıkta yapılan özelleştirmelerle çiftçiler üretim girdilerinde tohum, gübre, ilaç, yem konularında yabancı şirketlerin belirleyiciliğine, kontrolüne sokuldu. Destekleme alımı yapan kamu kuruluşlarının bir bölümü (TEKEL; Et ve Balık Kurumu; Süt Endüstrisi Kurumu; Yem Sanayi gibi alım yapan kuruluşlar özelleştirildi. Üreticiler şirketlerin fiyat belirlemesine ve vurguna, talana açık hale getirildi. Ardından çiftçilerin örgütü olan Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin sanayi bölümünü tasfiye etmek için bastırıyorlar şimdi, FİSKOBÎRLÎK örneğinde olduğu gibi.Tarihsel gelişimi 1960 yılına gelindiğinde araştırma ve ıslah çalışmaları sonucu geliştirilen çeşitlerin tarafsız bir kuruluş tarafından tescil edilmesi amacıyla "Bölge Çeşit Deneme Müdürlüğü" kuruldu. 1963 yılında Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu Hakkındaki 308 Sayılı Yasa çıkarıldı. Tohumluk üretimi, tohumluk dış satımı ve alımı daha sonra çıkartılan bu yasa ve yönetmelikler çerçevesinde düzenlenmeye ve yürütülmeye başlandı. 1980'DEN SONRA MAKAS DEĞİŞTİRİLİR
1982'ye gelindiğinde tohumculuk politikaları değişir/değiştirilir. Değişiklikle özel tohumculuk kuruluşlarının sayısında önemli artış oldu. Tohumluk fiyatları serbest bırakıldı. 1980'den bu yana çokuluslu tarım ve gıda şirketlerinin tarım ve gıdada egemenlik kurmaları için çabalayan Dünya Bankası'nın isteğiyle 1984'te tohumluk dış alımı da serbest bıraktırıldı. 1985'te çıkartılan tohumluk teşvik kararnamesi ve bunların uygulamaya konulması ile özel tohumculuk kuruluşlarının hem sayısında hem de üretilen çeşitte büyük artışlar oldu. 1960-1982'ye kadar yurdumuz tohumculuğunda kamu kuruluşlarının payı çok önemli. 1982'de, Dünya Bankası'nın isteğiyle tohumculuk politikalarında yapılan makas değişikliği sayesinde özel kuruluşların tohumculuk sektöründeki etkisi hızla arttı. Örneğin, 1963'e kadar Türkiye'de sadece 5 özel tohumculuk kuruluşu varken, 1983'te özel tohumculuk kuruluşu sayısı 10'a ulaştı. 2003'te kamuya ait 31 tohumculuk kuruluşu varken, özel tohumculuk kuruluşlarının sayısı 31'den 116'ya sıçradı. Özel tohumculuk kuruluşlarından 52'sinin "Araştırıcı Kuruluş Belgesi"ne sahip. Türkiye, Tohum Test Birliği ISTA'ya 1963'te üye olmuş, çeşit tescil ve sertifikasyon işlemlerinde uluslararası kuralları uygulamaya başladı. Türkiye bu üyelik sonrasında ISTA ve OECD sertifikası düzenleme yetkisini de aldı. 2004'te 5042 sayılı "Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islatıcı Haklarının Korunması"na ilişkin yasa yürürlüğe girmiş, Yasayla birlikte ıslatıcı kişi ve kuruluşlarının emek ve yatırımları güvence(!) altına alındı. Çiftçiyi tohumundan ayırmak, çiftçilik mesleğini ortadan kaldırmakla eş anlamlıdır. Tohumun üretim ve pazarlanmasını çiftçilerden alıp çokuluslu yabancı tohum şirketlerine vermek için, içerden hükümetler ve yabancı tohum şirketlerinin yerli işbirlikçileri ile dışarıdan çokuluslu şirketler ve tetikçileri IMF ve DB birlik ve beraberlik içinde uğraştılar, uğraşmaya devam ediyorlar. Oysa ülkemizin tohum yetiştirme açısından elverişsiz değil tam tersi iklim, topografya ve toprak özellikleri bakımından son derece uygun olduğunu belirtelim.TÜRKİYE'de sistemli, geniş kapsamlı ve bilimsel temellere dayalı çeşit geliştirme ve tohumluk üretimine Cumhuriyet döneminde başlandı. Bu amaçla 1925 yılında yurdun değişik yörelerinde Tohum Islah ve Üretme İstasyonları kuruldu ve bu istasyonlarda, daha çok seleksiyon yoluyla, tahıllara ait tohumlar geliştirildi. 1950 yılında 5433 sayılı yasa ile kurulan "Devlet Üretme Çiftlikleri"nden sonra çeşit geliştirme, tohumluk üretim ve dağıtım programları daha iyi organize edildi, ancak 1950'li yıllarda, henüz çeşit tescil ve tohumluklar için kontrol sertifikasyon sistemimiz yoktu. A.Ü. Ziraat Fakültesi Bitki Yetiştirme ve Islahı Kürsüsü 1953 yılında (deneme niteliğinde) Tarım Bakanlığı adına Tahıl Tohumluklarının Kontrol ve Sertifi-kasyonu'na başlamış ve 1959 yılına kadar bu görevi sürdürdü.Ülkemizde tohumculuğun dışında hayvan ıslahı, fidan ıslahı konusunda da çok değerli çalışmalar yapıldı. Türkiye'nin yetişmiş elemanları bazı siyasileri gibi sadece söylenenleri yapmaya değil yeni şeyler bulma ve geliştirme becerisine sahip.Türkiye 3 bini endemik (Türkiye kökenli) 13 bin bitki çeşidine sahip. Yüzyıllardır Batılı ülkelerden uzmanlar ve bilim insanları dağlarımızı, ovalarımızı vadilerimizi gezdiler, dolaştılar. Bitkilerimizi hayvanlarımızı topladılar. Onların üzerinde çalıştılar, ıslah ettiler. Bizden aldıklarını şimdi bize satıyorlar.Buğday gibi kendine döllenen ürünlerin, ıslah çalışmaları çok uzun zaman aldığından bu alanda özel sektör pek faaliyet göstermiyor. 1963 yılından günümüze kadar tescil edilen buğday, arpa, çeltik, fasulye, nohut, mercimek, pamuk, tütün ve fiğin büyük bölümü kamu kuruluşları tarafından geliştirildi. Melez mısır, melez ayçiçeği, patates ve şekerpancarmda tescil edilen çeşitlerin çoğunluğu özel kuruluşlara ait. 2004 yılı verilerine göre, TİGEM tarafından 55 buğday ve 12 arpa çeşidi, özel tohumculuk kuruluşları tarafından ise 92 melez mısır, 50 patates ve 30 melez ayçiçeği çeşidinin tohumlukları üretildi.Ülkemizde yıllık tohumluk üretim programlarının hazırlanması görevi Tarım Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'ne ait. Her yıl kamu ve özel tohumluk kuruluşlarının, araştırma enstitülerinin, üniversite temsilcileri ve bakanlığın ilgili birimlerinin ortak katılımı ile yapılan toplantılarda; ürün bazında tohumluk gereksinimi ve mevcut stoklar göz önüne alınarak, bir sonraki yılın tohumluk üretim programları hazırlanıyor.Türkiye; iklim, topografya ve toprak özelliklerine göre altı ekolojik bölgeye sahiptir. Her ekolojik bölgenin içerisinde ayrıca çok sayıda mikroklima bölgesi de var. Türkiye ekolojik açıdan sahip olduğu bu zenginli-ğiyle çok sayıda kültür bitkisinin gen merkezi durumunda. Bu özelliğiyle ıslahçılar için yabani ve kültür formlar bakımından önemli olanaklar sunuyor. Abdullah AYSU YARIN: Tohumculuk yasası çokuluslu şirketler için kazanım, çiftçiler için yıkım
TOHUMCULUK YASASI ÇIKTI, AMA ÇİFTÇİYİ KORUYACAK ÖNLEMLER ORTADA YOK: Yasa çokuluslu şirketler için kazanım, çiftçiler için yıkım Çokuluslu şirketlerin temsilcileri "AB'de de tohumculuk yasası var," diyor. Ama AB'de çiftçi örgütlenmesinin önü açık ve güçlü, onlara rağmen karar almak kolay değil. Ayrıca AB ülkeleri, ABD ve diğer birçok ülke ekoloji, tarım, sağlık, çevre gibi alanlarda GDO ile üretilmiş türlerden kaynaklanabilecek risklere karşı önlem mekanizmaları kurdu Tohumculuk Yasası çokuluslu gıda ve tarım şirketleri için önemli kazanım çiftçiler için ise yıkımdır. Bu yasayla organik tarımcıları da zorluklar bekliyor. Çeşit karışımlarını satın alamayacaklar. Yukarıda belirttiğimiz gibi binlerce yıldır ıslah yapan köylüler özellikle kadınlar bu yasa ile tohumlukları üzerindeki bütün haklarını kaybedecekler. Tayfun Özkaya, Tohumculuk Yasası ile ilgili olarak; "Büyük firmalar yasa çıkar çıkmaz büyük haklara sahip olacak ancak kanun gene de iki yıl boyunca bu hegemonyayı biraz gevşetmektedir. Geçici i. maddede "5. maddenin 1. fıkrası hükmü ile 7. maddenin 1. fıkrası hükmü kayıtlı çeşidi bulunmayan bitki türleri ile kayıtlı çeşidi bulunmakla beraber, Bakanlığın gerekli göreceği tohumluk çeşitleri hakkında bu kanunun yürürlüğe gireceği tarihten itibaren 2 yıl süre ile uygulanmaz" demektedir. İki yıl boyunca kanunun zararları hemen çiftçilerce anlaşılamayacak. Aynı Tarım Satış Kooperatifleri Yasası'nda olduğu gibi... Madde 7'de "yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verilir" denmektedir. Bununla ilgili olarak çiftçiye küçük bir hava alma penceresi açılmıştır. Madde 14'te istisnalar olarak "ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak şartıyla, çiftçiler arasında tohumluk mübadeleleri" kanun dışında bırakılmıştır. Bu oldukça kısıtlayıcıdır. İyi tohuma sahip bir üretici, tohumluğunu köylülere para ile satarsa istisnadan yararlanamayacaktır. Kanunda kamunun tohumluğun her alanından çekilerek bu alanı özel firmalara terk edeceği anlaşılmaktadır. Madde 15'te yetki devrinden söz edilmektedir. Kamu üretim, sertifikalandırma, ticaret ve denetimi pratikte özel sektöre, gerçekte ise büyük dünya tohum devlerine bırakabilecektir. Yasada sözü edilen birliklerin ve alt birliklerin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu sayılacak olması ve bunlardan oluşacak olan birlik ve alt birliklere yetki devredilecek olması resmi tamamlamaktadır. Bu birliklerin oluşturacağı hakem kurullarının örneğin çiftçilerle şirketler arası anlaşmazlıklarda yetkili olacak olmaları tohum devlerinin hâkim koltuğuna da oturduğunun açık kanıtıdır." diyor. Tayfun Özkaya'nın bu belirlemeleri için sadece beynine sağlık denir. Çokuluslu şirketlerin Türkiyeli temsilcileri "AB'de de tohumculuk yasası var," diyorlar. Doğrudur. Ama AB'de çiftçi örgütlenmesinin önü açık ve güçlü, onlara rağmen karar almak ve uygulamak kolay değildir. Ayrıca AB ülkeleri, ABD ve diğer birçok ülke ekoloji, tarım, sağlık, çevre gibi birçok alanda biyoteknoloji teknikleri ile üretilmiş türlerden kaynaklanabilecek risk, tehlike ve tehditlere karşı önlem alan mekanizmalarını kurmuştur. Türkiye'de Biyogüvenlik Yasası çıkarılmadan ve başka türden mekanizmalar oluşturulmadan Tohumculuk Yasası'nı çıkarıvermenin getireceği zararların katlanacağı bir başka gerçek olarak orta yerde duruyor. YASA ONUR KIRICIDIR
Bilindiği gibi Irak bütün dünyanın gözü önünde ABD tarafından işgal edilmiştir. ABD'nin işgal ettiği Irak için hazırladığı kanunlardan "Karar 8ı'in 51-79 arası maddeleri Irak'ta yapılacak tarımla/tohumculukla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Karar 8ı'in tohumculukla ilgili kısımları incelendiğinde, ülkemizde Meclis'e sunulan Tohumculuk Kanun Taslağı ile benzer olduğu görülecektir. Evet, dünya tohum tekelleri iki elin parmaklarını geçmiyor. Ama onların kurdukları lobiler yoluyla kendi çıkarlarına hizmet edecek yasalar çıkarttırdıkları yaygın bir kanı. Irak savaş ortamında olduğundan Karar 8ı'i reddetmeyi başaramamıştır. Genetiği değiştirilmiş tohum ihalesi Monsanto firmasına verilmiştir. Savaş ile birlikte Irak'a kabul ettirilen bir yasanın benzerinin bağımsız TBMM tarafından çıkarılıyor olması üzücü olduğu kadar onur kırıcıdır da. Tohumculuk Yasası ayrıca baştan sona haksızlık içermektedir. Çiftçiler açısından bakıldığında adalet duygularından yoksun, eşitlik ilkesine aykırı, özgürleştirici olmaktan uzak, tam tersi çiftçileri şirketlere bağımlı kılıcıdır. Türkiye'li çiftçiler bu konuda Meclis'e duygu ve düşüncelerini içeren bir mektup iletmişlerdir. TBMM'deki tüm milletvekillerine gönderilen mektup aşağıdadır. Köleleştirici yasa çıkarmanın utancına ortak olmayın! Sayın Milletvekili; Tohum, tarım için önemli ve zorunlu, tarımsal üretimin olmazsa olmazıdır. Çünkü toprağa gübre saçmazsanız, bitkiye veya böceğe ilaç atmazsanız az ürün alabilirsiniz ama sonuçta bir miktar ürün alabilirsiniz. Ama toprağa tohum atmazsanız, ürün elde edemezsiniz. Tarımsal üretim sürecinde çiftçiyi kendi ürettiği üründen tohumluğunu ayırıp kullanmaktan alıkoyarsanız, işte o zaman çiftçiyi, çiftçi olmaktan çıkarırsınız. Tohuma kimi sahip kılar iseniz, onu çiftçiye de sahip kılarsınız yani çiftçiyi ona bağımlı kılmış olursunuz. Peki, birini bir diğerine sahip kılmak için yasa çıkarılabilir mi? "Sen ürettiğinden tohumunu ayırma ve kullanma, tohumu üretecek şirkete para ver ondan satın al" yaptırımı için yasa çıkarmak ne kadar meşru? Adalet ölçüleriyle nasıl ve ne oranda örtüşmekte-dir/bağdaşmaktadır? Evet, sayın milletvekilleri, Bu soruları vicdanınıza seslenmek için sormuyoruz. Vicdan kişinin kendi sorumluluğu ve hesaplaşma alanı içerisindedir. Biz çiftçiler kişi ile vicdanı arasına girmeyi o kişiye saygısızlık sayarız. Bunu asla yapmayız. Ama çıkaracağınız Tohumculuk Yasası ile şirketler tohumun sahibi kılınıyor. Bu da, tarımın şirketlerin eline geçmesi anlamına gelmektedir. Bir mesleğin yürütücülerini birileri para kazansın diye diğerine mahkûm etmeyi adaletli, eşitlikçi ve özgürleştirici düşüncelerle bağdaştırıyor musunuz, bunu soruyoruz. Çünkü sizler adaleti, eşitliği, özgürleştirmeyi sağlayacak bir çatının altında görev yürütmektesiniz. Tohumu ele geçiren şirketler sadece tarıma değil gıdaya da egemen olur. Bunu bildiğinizi düşünüyoruz. Gıdaya bir avuç şirketin sahip olmasının doğuracağı sonuçları bilerek bu yasaya evet diyorsanız bu bizi sadece üzmüyor, korkutuyor da. Bunu bilmenizi istiyoruz. Dünya tohum tekelleri iki elin parmaklarını geçmiyor. Onlar kurdukları lobilerle kendi çıkarlarına hizmet edecek yasalar çıkarttırdıkları yaygın bir kanı. Çokuluslu iki elin parmakları kadar sayıdaki şirketlerin çıkarttırmak istedikleri yasalara dünya ölçeğinde 3 milyarı aşkın çiftçi karşı. Onların isteği de şunlardır. TOHUMCULUK VE TARIM HAKLARI: Köylü kadınlar, erkekler ve aileleri; » Yetiştirmek istedikleri bitki çeşitlerini belirleme hakları vardır. » İktisadi, ekolojik ve kültürel açıdan tehlike arz eden bitki çeşitlerini reddetme hakkı vardır. » Yapmak istedikleri çiftçiliğin şekil ve istemine karar verme hakkı vardır. » Tarımdaki yerel bilgilerini koruma ve geliştirme hakkı vardır. » Tarım tesislerini kullanma hakkı vardır. » Kendi ürünlerini, çeşitlerini, miktarını, niteliğini ve yetiştirme şeklini demokratik bir şekilde bireysel veya kolektif olarak seçme hakkı vardır. » Kendi teknolojileri veya insan sağlığını ve çevreyi koruma esasına dayalı olarak kendi seçtikleri teknolojiyle çiftçilik ve yetiştiricilik yapma hakkı vardır. » Kendi yerel çeşitlerini yetiştirme ve geliştirme hakları vardır. Tohum şirketlerinin isteği üzerine çıkaracağınız yasa sizin önünüzde/elinizde bir karşılaştırma yapın. Biz çiftçilere göre, çıkaracağınız yasa deve misali olduğu için yasanın şu maddesini bu maddesini düzeltin şöyle çıkarın demiyor; geri çekmenizi istiyoruz. Kimden yana kimler için yasa çıkardığınızı bir kez daha gözden geçirin. Bakmayın siz bizdeki yerli birkaç tohum firmasının çıkardığı çatlak sese. Yasa çıktıktan 5 yıl sonra onları da şirketlerini de dünya devleri satın alır. Türkiye tarihinden siler. Onlar, Türkiye toplumunun tüketicilerinin ve üreticisi olan çiftçileri bağımlı kılmada yaptıkları ittifak utancıyla baş başa kalırlar... Evet, sayın milletvekilleri gelin güzel ülkemizi çokuluslu şirketlerin deneme tahtası yapmayın. Çiftçiler için kuyu kazmaktan vazgeçin. Çiftçilerin evrensel düzeyde sahip oldukları tohumculuk ve tarım haklarına tüm milletvekilleri olarak Tohumculuk Yasası'nı geri çekerek saygı gösterin. 21 yüzyılda köleleştirici yasa çıkarmanın utancına ortak olmayın.
Abdullah AYSU Türkiye Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platform Sözcüsü Avrupalı çiftçiler de TBMM'ye mektup gönderdiler. Türkiye gibi bir ülkeye ihtiyacımız var! Sayın Bayanlar ve Baylar, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin değerli milletvekilleri; Tarımsal üretimde kullanılan tohumlarla ilgili bir yasayı oylamak üzere olduğunuzu öğrenmiş bulunuyoruz. Bu yasa taslağı çiftçilerin kendi tohumlarını ellerinden alacaktır. Biz Avrupalı küçük çiftçiler, benzer yasalardan çok çektik, hâlâ da çekiyoruz: tarımsal üretimimiz, her geçen gün çokuluslu şirketlere, onların tohumlarına ve tarım ilaçlarına daha fazla bağımlı hale geliyor.
Avrupa Birliği'nin tercih ettiği yoğunlaşmış tarım modeli bizi çok ağır sorunlarla yüz yüze getiriyor, topraklarımızı harap ediyor, petrol kaynaklı gübreler ve tarım ilaçlarıyla sularımızı kirletiyor, sürekli olarak daha fazla yenile-nemez maddeleri tüketiyor.
Avrupa Birliği, milyonlarca küçük tarım işletmesinin ve ancak onlarla birlikte gelişebilen bütün bir biyolojik çeşitliliğin yok oluşuna izin verdi. Binlerce bitki çeşidi yitirilmiş ve onlarla birlikte yüzlerce hayvan ırkı tarihe karışmış oldu. Siz aynı hatayı yapmayın!
Bir Akdeniz ülkesinin hala bu kadar geniş bir tarımsal nüfusu barındırabiliyor ve sizinki gibi zengin çeşitliliğe sahip bir tarımsal üretimi sürdürebiliyor olması bizim için bir gurur kaynağıdır. Sizden elinizden geleni yapmanızı rica ediyoruz. Böylelikle bu yasa ile; » Bütün çiftçiler kendi tohumlarını ve başka çiftçilerin tohumlarını ekme haklarını sürdürsün. » Var olan bioçeşitlilik güvencede olmalıdır, böylelikle Türkiye'de çok olan küçük çiftçiler bundan yararlanabilir. Biliyoruz ki Türkiye uzun tarım tarihi ile devasa bir biyolojik çeşitlilik deposudur. Bu korunması gereken bir hazinedir. » Küçük çiftçiye hiç bir mali veya idari kısıtlama getirilmemelidir. » Tarım ürünleriniz, GDO'lardan (Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar) kaynaklı her türlü bulaşmadan korunmalıdır. » Türkiye'nin kendi nüfusunu besleyen ve hatta ihraç edebilmesini sağlayan küçük çiftçi kuşaklarının çabalarının tam değeri korunmalıdır. » Ülkenizde yerel tohumlarını kullanan, geleneksel ve yerel çeşitleri korumak için çalışan bütün çiftçilere yardım edilmelidir. Yeni bir yol açması için yakınımızda Türkiye gibi bir ülkeye ihtiyacımız var, Avrupa'nın bütün küçük çiftçileri için ve düşük kaliteli standardize edilmiş ürünlere boğulmuş tüketicileri için bir ümit yolunu açacak bir Türkiye'ye. Geniş küçük çiftçi nüfusu ve biyoçeşitliliğin-deki zenginliğiyle Türkiye bu çiftçilere yardım etmek ve tarımsal mirasını korumak ve güvenliğini sağlamak için elinden geleni yapmak zorundadır. Size ihtiyacımız var! Türk halkının temsilcilerine en derin saygılarımızla, CPE - Coordination Paysanne Europeenne Plataforma Rural Alianzas por un Mundo Rural Vivo CIFAES - Universidad Rural Paulo Freire Reseau Semences paysannes France Nature & Progres GM Free Cymru.Wales, UK Asociaciön EntrepueblosEspaha Arche Noah - Austrian Seed Savers Organisation GM-free Ireland Network Fundacja ICPPC - International Poland Interkulturelle GaertenWurzelWerk Austria CISAS - Centro de Informaciön y Servicio de Asesoria en Salud Nicaragua A SEED EuropeLinda Coenen /coordinator GMO The Netherlands CPON The Greens Movement of Georgia / FoE-Georgia |