Yeni (Ötelenen ) Anayasa Taslağı ve Çevre Hakkı (Av. Noyan ÖZKAN) Yazdır E-posta
Pazar, 22 Haziran 2008

Giriş

HUKUK ve TOPLUM editörlerinin iletisi üzerine bu yazının temelini oluşturan verileri toparlarken, birden bire Başbakanın İspanya’da   başlattığı ‘’türban’’ tartışması ile ortalık toz duman oldu. Oysa AKP tarafından Prof.Dr. Ergun Özbudun Komisyonu’na sipariş edilen ve 29.08.2007 günü AKP’ye teslim edilen Anayasa taslağı   12.09.2007 günü kamuya açıklanmış ve demokratik ( ! ) tartışma başlamıştı.

Açık söylemek gerekirse, bu sürecin doğru dürüst işlemesiyle ilgili bazı kaygılarım olsa da beğenmediğimiz 1982 Anayasasından kurtulacağımız için seviniyordum. Büyük bir istekle sivil toplum kurumları tarafından hazırlanan anayasa taslaklarını,  gazetelerde çıkan makaleleri ve internetten yabancı anayasaları okuyordum. Maalesef içinde bulunduğumuz günlerde, AKP’nin Anayasa değişikliği girişiminin,  siyasal islamın simgesi haline gelen ‘’türban’’ a endeksli olduğu ve samimi bulunmadığı anlaşılmıştır. ‘’Çevre hakkı’’ nereden geliyor                          

2.Dünya savaşının dünya üzerinde yarattığı büyük tahribat ve acılardan sonra
Başta İnsan Hakları Evrensel beyannamesi olmak üzere medeni ve siyasi haklar ile ekonomik ve kültürel hakları düzenleyen bir çok Beyanname ve sözleşme imzalandı ve yürürlüğe konuldu.

1968 kuşağının ilerici gençlik hareketinde , dönemin entelektüellerinin katkısı ile, dünyayı yöneten ülkelerin ve uluslar arası kurumların klasik politikaları ve esas alınan temel değerler ciddi biçimde sorgulandı ve eleştirildi.

1972 Stockholm-İnsan ve Çevre Konferansında ilk defa kalkınma ve gelişme ile çevre koruma kavramları  birlikte ele alınmış ve dünyanın geleceği bu açıdan tartışılmaya başlanmıştır.

‘’ Konferansın en önemli amacı ve hedefi; her ülkenin çevreye karşı sorumluluğunu kabul etmesi, insanın yeryüzündeki varlığını sürdürebilmesinin esas koşulu olduğu noktasında birleşilmesidir. Konferans sonucunda ise, gelişmekte olan ülkeleri, kalkınırken çevre sorunlarının ortaya çıkmasını önlemeye yöneltmenin, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki ayrımlar giderilmedikçe çevre koşullarının iyileştirilmesinde önemli bir ilerleme kaydedilemeyeceğinin ve kalkınmanın çevreyi korumakla çelişen bir tarafının olmadığının önemine varılmış ve bu düşünceler kabul edilmiştir.’’ ( Bkz; Av.Taner Ürkmez, Çevre Hakkının Tarihsel Gelişimi..www.cekud.org )

Konferanstan sonra 1972  yılında UNEP ( Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü) kurulmuştur.  Genel olarak, insanların sağlıklı ve dengeli bir hava, su ve topraktan oluşan bir ‘’çevrede’’ yaşama hakkı,  sonradan Avrupa Konseyi, AGİT ve Avrupa Birliği temel metinlerine ve doğa koruma sözleşmelerine girmeye başlamıştır.  Son on yıllık dönemde ‘’çevre hakkı’’ kapsamı içinde, ‘’çevreyi etkileyecek yatırımlardan ve bunların risklerinden haberdar olma’’, ‘’ÇED sürecine katılma’’, ‘’ulusal ve uluslar arası alanda  çevreye ilişkin bilgi edinme ve dava açma hakları da mütalaa edilmektedir.
 
Örneğin , Çevre konularında Adalete Başvuru, Karar Alma Sürecinde Katılım ve Bilgiye Erişim Hakkında Birleşmiş Milletler Aarhus Sözleşmesi 25/7/1998 günü kabul edilmiş ve 30 Ekim 2001 günü yürürlüğe girmiştir.    İnsan hakları ve çevre haklarını birbirine bağlayan ve doğanın korunmasında bireylere ve sivil toplum örgütlerine çok önemli haklar bahşeden bu sözleşme uzunca süredir Dışişleri ve Çevre Bakanlıkların  gündeminde olmasına karşın henüz imzalanmamıştır.

‘’ Üçüncü kuşak haklar, 20. Yüzyılın ikinci yarısının, ikinci çeyreği ile birlikte gelişen ve şekillenen – Çevre – Gelişme - Barış ve - İnsanlığın Ortak Mirasından Yararlanma haklarıdır. ‘’ ( Bkz; Çevre Mühendisleri Odası, 10.10.2007 günlü basın açıklaması, www.cmo.org )

1982 Anayasasına, o dönem Türkiye Çevre Vakfı'nın katkılarıyla, Anayasanın genel anti-demokratik yapısından farklı olarak oldukça modern ve etkili biçimde düzenlenmiş  56. Madde (sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı) konulmuştur. Ayrıca, 43.madde ile kıyılar, 45.madde (tarım arazileri, meralar), 63 md. (kültür ve tabiat varlıkları),169 md.(ormanlar) koruma altına alınmıştır.

1983 yılında 2872 no lu Çevre Kanunu ve 9/8/1991 yılında Çevre Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında 443 no lu Kanun Hükmünde Kararname  yürürlüğe girmiştir. 1/5/2003 gün ve 4856 no lu Çevre ve Orman Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile  443 no lu KHK yürürlükten kaldırılmıştır.

59. ve 60. Hükümetlerin  neo liberal ideoloji kaynaklı ''Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler'' politikasını geçmiş hükümetlerden daha kararlı ve güçlü bir biçimde uygulaması  ile ülkemiz doğal kaynakları büyük bir tehdit altına girmiştir.

1982 Anayasası ve AKP Anayasa taslağı karşılaştırması

1982 Anayasasın Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler  bölümünde, ‘’sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması’’ başlığı altında yer alan 56.maddeye göre;

‘’Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.’’  

Prof.Dr. Ergun Özbudun ve arkadaşları  tarafından hazırlanan AKP Anayasa Taslağında ise çok ilginç bir yaklaşımla 4.Bölümde yer alan Sosyal ve Ekonomik Haklar ( ailenin korunması, çocuk hakları, eğitim ve öğrenim hakkı, çalışma, sendika kurma, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı ) korunmuş ancak her nedense ‘’sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ‘’(56) ile kıyıların, tarım alanları ile çayır ve meraların, kültür ve tabiat varlıklarının korunması ( 43, 45,63) maddeleri bu bölümden çıkarılmıştır.

Anayasanın 4.Kısmında Mali ve Ekonomik Hükümler düzenlendikten sonra 5.Kısım’da Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler düzenlenmiştir.

Madde 129- (1) Devlet herkesin, insanî gelişimini mümkün kılan sağlıklı bir çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır.  

(2) Çevrenin en üst düzeyde korunması ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle uyumlu olarak, herkesin ve Devletin görevidir.  

Bu maddenin düzenlenmesinde , aradan 26 yıl geçmesine karşın, çevre koruma ve ekoloji ile ilgili son gelişmeler hiç dikkate alınmamış ve 56.cı maddenin bir tekrarından öteye gidilememiştir. Bazı sivil toplum kurumları ve yazarlar, 56 ıncı maddenin daha da gerisine giden bir düzenlemenin yapıldığını, ileri sürmektedirler;

‘’ Anayasa Taslağı'nda çevre "Millî Servetlere İlişkin Hükümler" başlığı altında ele alınmakta, böylece ülkenin doğal varlıklarını özelleştirme ve ticarileştirme yaklaşımının benimsendiği ortaya çıkmaktadır. ‘’(Bkz; Çevre Mühendisleri Odası, 10.10.2007 günlü basın açıklaması)

‘’ 1982 Anayasası'na A.Ü. Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakültelerinin ortaklaşa hazırladıkları "Gerekçeli Anayasa Önerisi" ve TÇV'nın katkıları ile girebilen çevre hakkından, 25 yıl sonra vazgeçildiği görülüyor. Mevcut Anayasa'da, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir" biçiminde sağlıklı bir çevrede yaşama hakkından söz edilirken, yeni taslakta "Devlet herkesin, insanî gelişimini mümkün kılan bir çevrede yaşaması için gerekli tedbirleri alır" demekle yetinilip "çevre hakkı"ndan, "tedbir alma"ya doğru bir geriye gidiş yeğleniyor. Çevre hakkı, Anayasa'da sosyal ve ekonomik hakların bir öğesi olarak alınmış, bir anlamda "toplumsal" bir bakış açısıyla hazırlanmıştı. Oysa taslakta, mali ve ekonomik hükümlerden hemen sonra, belki onların bir uzantısı olarak "Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler" başlığı altında yer verilen düzenlemelerin "ekonomik bir bakış açısıyla" kaleme alındığı anlaşılıyor. ‘’ ( Bkz; Dr. Bülent Duru, AÜSBF, Yeni Anayasa’nın önemsiz konusu, Radikal 23.09.2007)

Ancak burada esas dikkate alınması gereken husus, çevre ve doğa korunması ile  ilgili hükümlerin,  Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünden çıkarılmasıdır. Bu son derece vahim ve ilkel bir yaklaşımdır. Böylece ulusal ve uluslar arası mevzuatla koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklerin içinde ‘’ ücüncü kuşak dayanışma hakları’’ olarak   nitelenen ‘’çevre  hakkı’’ adeta kasıtlı olarak bu statüden çıkarılmıştır.

Aslında bu düzenleme , AKP Anayasasının temeldeki neo-liberal  ideolojisinin, doğal yaşama ve çevre korumaya bakışının,  isabetli bir sonucudur.  

Dünya anayasalarında çevre  hakkı

İnternette  dünya anayasaları metinlerini içeren web sitelerinde bir hafta sonu dolaştıktan sonra yakaladığım bazı maddeleri siz değerli okurlarla paylaşmak istedim.  ( Bkz;    www.constitutions.org    ve         http://confinder.richmond.edu/  ..  

Genel olarak eski anayasalarda ‘’çevre hakkı’’ yer almıyor.  Özellikle 1990’lı yıllarda düzenlenen   yeni  anayasa metinlerinde ise  1992- BM –Rio Çevre ve Kalkınma Zirvesi Sonuç Bildirgesi’nin etkileri gözüküyor. Yeni anayasalarda,, ‘’sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı’’ genel olarak, ‘’temel hak ve  özgürlükler’’ bölümünde yer alıyor.

HİNDİSTAN ANAYASASI
51 a..Temel görevler ( g) Ormanlar, göller, nehirler ve vahşi yaşam dahil doğal  çevreyi korumak ve geliştirmek ve yaşayan varlıklara merhamet   duymak.

MAKODENYA ANAYASASI
Madde 8; Makedonya Cumhuriyetinin anayasal düzeninin temel değerleri;;
- Ekolojik koruma ve kalkınma ile birlikte uyumlu bir insan çevresi geliştirmek için doğru bir kırsal ve kentsel  planlama.

NORVEÇ ANAYASASI
Madde 110 b….
Tüm insanların, verimliliğinin ve çeşitliliğinin korunduğu   sağlıklı ve doğal ortamı  sağlayan,  bir çevreye hakkı vardır.

POLONYA ANAYASASI
Madde 86…Herkes çevre kalitesine özen gösterecek ve çevrenin bozulmasından sorumlu olacaktır. Bu sorumluluğun ilkeleri bir tüzükle düzenlenir.

SLOVAKYA ANAYASASI
5.Kısım..Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar  
Bölüm  6….Çevrenin ve kültürel mirasın  korunması hakkı
Madde 44..
1)      Herkesin güzel bir çevrede yaşama hakkı vardır.
2)      Herkes, kültürel mirası ve çevreyi geliştirmek  ve korumakla yükümlüdür.
3)   Kanuni sınırlar dışında hiç kimse, kültürel mirasa, doğal kaynaklara ve çevreye   zarar veremez.
4)  Devlet, doğal kaynakların ekonomik kullanımını, ekolojik dengeyi ve etkili çevre korumayı gözetir.

Madde 45..  Herkesin, çevrenin durumu ve çevre koşullarının sebep ve sonuçları hakkında yerinde ve zamanında bilgi alma hakkı vardır.

İSPANYA ANAYASASI  
Temel haklar ve görevler..Ekonomik ve sosyal politikayı düzenleyen ilkeler;
Madde 45…
1) Herkesin kişinin gelişmesine uygun bir çevrede yaşama hakkı ve aynı zamanda çevreyi koruma ödevi vardır.
 
YUNANİSTAN 
ANAYASASI
Madde 24 / 1
Devlet, doğal ve kültürel çevreyi korumakla ödevlidir.Devlet, çevrenin korunması için  Özel caydırıcı ve önleyici tebirler almakla yükümlüdür. (..)

Madde 24/2
Ülkenin master planı ve genel olarak kasabaların ve yerleşim alanlarının düzenlenmesi, geliştirilmesi ve kentleşmesi,  Devletin düzenleyici kurumuna ait bir görevdir.  
Yerleşim yerlerinin işlevselliği ve kalkınması  ve en iyi yaşam koşullarının sağlanması amacıyla bu hizmet verilir.

ÇİN  ANAYASASI              
Madde 26 (Çevre )
1)Devlet, yaşam koşullarını ve ekolojik çevreyi korur ve geliştirir. Ayrıca, kirlenme ve diğer kamusal zararları önler ve çare bulur.
2)Devlet, ağaçlandırma  ve ormanların korunmasını organize ve teşvik eder.

ALMANYA ANAYASASI
Anayasal düzenin  savunmasına ilişkin temel ilkeler
Madde 20 / a  (Yaşamın temel dayanaklarının korunması )
Devlet, gelecek nesillere karşı olan sorumluluğunun bilincinde olarak, anayasal düzen çerçevesinde yasama ve yürütme faaliyetleriyle, hukuk ve adalete uygun olarak, yaşamın doğal dayanaklarını koruyacaktır.

İTALYA ANAYASASI
Madde 117..( Devlet ve bölgesel yasama gücü )
2)Devlet, aşağıdaki konularda münhasıran yasama yetkinse sahiptir
s) Kültür mirasının ve çevresel  ekosistemin korunması

KÜBA ANAYASASI  
Madde 27
Devlet, çevreyi ve doğal kaynakları korur. Devlet, bunların, insan yaşamını daha rasyonal yapan ve mevcut ve gelecek nesillerin refahı, güvenliği ve yaşamasını amaçlayan sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınma ile yakın bağlarını kabul eder. Bu politika,
Yetkili makamlar tarafından uygulanır. Suların, atmosferin, toprağın,floranın, faunanın ve doğanın tüm zengin potansiyelinin korunması ve muhafazası yurttaşların ödevidir.
Çevre hakkının, anayasanın temel hak ve ödevler bölümünden çıkarılmasının hukuk pratiği açısından sakıncaları Danıştay 6.Dairesi’nin , 1989 yılında Bergamalı köylülerin Çevre bakanlığı aleyhinde ‘’Eurogold şirketine verilen Bakanlık olumlu Çed raporuna ilişkin faaliyet izin işleminin iptali davasında’’,  Anayasanın 17. Maddesine (yaşam hakkı) ve 56.maddesine (çevre hakkı) dayalı olarak verdiği karar, Anayasal hükümlerin  çevre koruma açısından önemini ortaya çıkarmıştır.

Anayasanın 90/son maddesinde yapılan son değişiklik bu bakımdan çok önemlidir.

‘’ Anayasa 90 / son; Usulune göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle;5170-5/7/2004) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş   temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. ‘’

Anayasanın ikinci kısmında düzenlenen TEMEL HAKLAR VE ÖDEVLER başlığı altında üçüncü bölümde yer alan SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR VE ÖDEVLER altında  56.madde ile ‘’sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı’’ düzenlenmiştir.
Doktrinde; ‘’çevre hakkı’’ ve koruması, Anayasanın 90.maddesi ek fıkrasında belirtilen ‘’temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmeler’’ kapsamında mütalaa edilmektedir;

Danıştay 1.Dairesi üyesi Yılmaz Çimen’e göre; ‘’Mevzu hukuk kuralı olarak, temel hak ve özgürlükler terimi, Anayasanın 12 ila 74.maddeleri arasında zikredilen tüm hak ve özgürlüklerle sınırlı bir anlam içerir. ( TBB Yayınları-Anayasa 90 Uygulaması Panel , 5.11.2004, sh.94

Prof.Dr.Mesut Gülmez’e göre; ‘’Bu terim, ister kişisel ve siyasal hakları, ister ekonomik, sosyal ve kültürel hakları, isterse üçüncü ya da / hatta dördüncü kuşak olarak nitelenen görece yeni insan hakları olsun, onayladığımız ve onaylayacağımız tüm sözleşmelerde güvenceye bağlanan tüm insan haklarını kapsar.’’ ( TBB Yayınları- Bkz. A.g.e sh: 65)

Böylece, uygulamada , dava dilekçesi veya davaya cevap dilekçesi ile delil listesi hazırlarken, hukuki mütalaa verirken ve yargı yetkisi kullanılırken uluslar arası çevre ve doğa sözleşmeleri ile yumuşak hukukunu kullanmak hukukçular için önem kazanmıştır.

Örneğin;   26.5.2004 gün ve 5177 no lu Madencilik Kanununda Değişiklik Yapan Kanuna eklenen bir fıkra ile ‘’petrol, jeotermal kaynak ve maden arama faaliyetleri ÇED kapsamı dışına çıkarılmış ve Başbakanlık tarafından hazırlanan bir Yönetmelik kapsamına alınmıştır. Hiçbir Avrupa Konseyi ülkesinde bulunmayan bu doğa düşmanı maddelerin iptali için Ana Muhalefet Partisinin yürütmenin durdurulması istemi ile Anayasa Mahkemesinde açmış olduğu davanın üzerinden tam 2 yıl geçmiş olmasına karşın her hangi bir karar verilmemiştir.

Anayasanın değişen 90.maddesi uyarınca,  Maden Kanunu ile çatıştığında, daha üstün kılınan  temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslar arası sözleşmeler;   ( BM Paris Kültürel ve Tabiat Varlıklarının Korunması Sözleşmesi, A.K. Bern-Yaban Hayatının Korunması Sözleşmesi, A.K Peyzaj Sözleşmesi, BM-Rio-Gündem 21 Sözleşmesi  )  

Madencilik faaliyetlerinde ÇED uygulamasını by-pass.eden Madencilik Kanunu ile çatışmaktadır. Bu durumda,uluslar arası doğa koruma sözleşmeleri uygulanacaktır.  

Oysa , AKP Anayasa taslağında, ‘’çevre  ’’,  anayasanın temel hak ve özgürlükler kısmından çıkarıldığı için, doğa korumacıların belirttiğimiz dayanağı zayıflayacaktır.

Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan, ‘’TC Anayasa Önerisi’’ile oldukça çağdaş ve ilerici bir yaklaşımla, ‘’temel hak ve özgürlükler ‘’ başlığı altında 4.bölümde ‘’Çevre, Barış ve Gelişme Hakları ‘’ ayrıntılı ve somut ifadelerle düzenlenmiştir. Ayrıca, insanlığın ‘’ortak mirasına saygı’’ başlığı altında ‘’bağımsız koruma kurulları’’ ve ‘’planlama’’ başlığı altında, ‘’planlarda ekolojik denge ve çevrenin korunması’’ vurgulanmıştır.

Uluslar arası sözleşmeler açısından çevre koruma

Anayasanın çevre hakkı ve doğa koruma ile ilgili maddelerinde yapılacak düzenlemede esas itibarıyla Dünya Ticaret  Örgütü tarafından yönetilen ticari küreselleşme hareketinin anayasalara ve yasalara koydurmaya başladığı  ‘’ticaret ve girişim özgürlüğünü’’ denetleyen ve kısıtlayan maddeler konulmalıdır.   Uluslar arası sözleşmelerden örnekler aşağıya çıkarılmıştır;

BM-1998-Aaarhus- Çevre Konularında Bilgiye Erişim, Karar Alma Sürecinde Halkın  Katılımı,  ve Yargıya Başvuru Hakkında Sözleşme

Madde 3/9; Bu sözleşmenin ilgili hükümleri çerçevesinde, halk, çevresel konularda, hiç bir vatandaşlık, milliyet ve ikametgah ayırımına tabi olmaksızın, yargıya başvurma, karar alma sürecine katılım ve bilgilere erişim haklarına sahip olacaktır. Tüzel kişiler ise, faaliyetlerinin merkezi veya kayıtlı olduğu yer ayırımına tabi olmadan bu hakları kullanılacaktır

1992-BM-Rio-Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi
Madde 14/1; Sözleşen devletler; biyolojik çeşitlilik için önemli olumsuz etkiler doğurabilecek mevcut proje önerilerinin, bu olumsuz etkileri engellemeye veya en aza indirmeye yönelik bir çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulmasını öngören uygun işleyişleri yürürlüğe koyacak ve elverdiğince halkın da bu işleyişlere katılmasını sağlayacaktır.   

1979-  Avrupa Konseyi-Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma BERN  Sözleşmesi  

Madde 3;  (1) Her akid taraf, yabani flora ve fauna ile doğal yaşama ortamlarının, bilhassa nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlerin, özellikle endemik olanlarının ve tehlikeye düşmüş yaşama ortamlarının, bu sözleşme hükümlerine uygun olarak muhafazası amacıyla ulusal politikalarını geliştireceklerdir.(2)  Her akit taraf, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken ve kirlenme ile ilgili mücadele önlemlerini alırken, yabani flora ve faunanın  muhafazasına özen göstermeyi taahhüt eder.  

Değerlendirme ve sonuç

Anayasalar, toplumun her kesimi tarafından üzerinde enine boyuna tartışıldıktan sonra yürürlüğe konulan toplumsal mutabakat belgeleridir. AKP hükümetinin bu güne kadar çevre koruma alanında gösterdiği icraat son derece olumsuz ve kaygı vericidir.

Çevre ve Orman Bakanlığının web sitesinde yıllarca 2B denilen, ‘’yağmalanmış ormanlık alanlarının yağmacılara yasal kılıf altında verilmesi’’ hakkındaki anayasa değişikliğinin propagandasını yapmışlardır. Ancak bu yağma  kampanyasından yeni anayasa taslağında da  maalesef vazgeçilmemiştir.  AKP / Özbudun taslak anayasasının 131/b maddesinde  ; ‘’ 23.07.2007 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen arazilerin gerçek ve tüzel kişilere satılması’’  (2B) düzenlenmiştir.

AKP/Özbudun Anayasa taslağının çevre ve doğa korumaya ilişkin hükümlerinde son 20 yılda uluslar arası alanda doğa koruma ve eko-sistemlerle ilgili olarak meydana gelen gelişmeler ve mevzuat göz ardı edilmiş ve hatta  askeri darbe ürünü beğenmediğimiz 1982 Anayasasının bile gerisine düşülmüştür.

Türkiye’nin doğal ve kültürel kaynakları, kıyıları, sulak alanları, ormanları, yayla ve meraları, tarım alanları,  denizleri, gölleri, nehirleri , flora ve faunası, emsalsiz biyolojik zenginlikleri hepimizin gözü önünde ticari küreselleşme aktörleri ile Hükümet’in işbirliği sonucunda yok olup gitmektedir. Kırsal ve kentsel alanlarda havamız, suyumuz, toprağımız ve geleceğimiz  zehirlenmektedir. Hiçbir dönemde bu kadar pervasız ve vahşi doğa katliamları yaşanmamıştır. Bergama ve Bursa ‘da Newmont ve Cargil şirketlerinin lobisi ve ABD büyükelçilerinin devreye girmesi ile Hükümet tarafından Danıştay kararları uygulanmamıştır. Yeni anayasada öncelikle ‘’kalkınma ve büyüme’’ adı altında sürdürülen çevre ve doğa katliamlarının önlenmesi amacıyla ‘’planlama’’ başlığı altında çok somut ve caydırıcı maddeler konulmalıdır.

Noyan Özkan
Avukat,İzmir…6.02.2008

HUKUK ve TOPLUM DERGİSİ

 
< Önceki   Sonraki >