16. İZMİR Kitap Fuarı’nda gerçekleştirilen Anadolu’nun ‘Altın’daki Tehlike adlı söyleşide Bergama ile başlayana altın madenciliğinin yarattığı doğa tahribatı ve canlı yaşamına etkileri tartışıldı.
EGEÇEP Dönem sözcüsü Ertuğrul Barka’nın yönettiği söyleşide ilk olarak gazetemiz İzmir muhabiri Özer Akdemir konuştu. Akdemir, geçtiğimiz günlerde Evrensel Basım Yayın’dan çıkan kitabı “Anadolu’nun ‘Altın’daki Tehlike”nin adına vurgu yaparak başladığı konuşmasında şunları söyledi: “Bir ülkenin yer altı zenginlikleri o ülke için tehlike olabilir mi sorusuna, çok uzağa gitmeden, Irak, Libya ve Afrika’daki ülkeleri örnek göstererek yanıt verebiliriz. Topraklarının altında çok zengin petrol ve maden yatakları olan bu geri kalmış/bırakılmış ülkeler, yüzyıllardır, emperyalist sömürünün pençesinde. Bu ülkeler, yoksulluk-açlık, gelir dağılımındaki eşitsizlik, iç savaşlar ve çocuk ölüm oranları ile dünyanın tüm ülkeleri arasında en sonda yer alıyorlar. Madenciliğe bağımlılık o ülkeye beladan başka bir şey getirmiyor.” Kitabında Uşak Eşme Ulubey ilçeleri arasındaki Kışladağ altın madeninin başlangıcından günümüze geçirdiği tüm aşamaların ayrıntılı bir biçimde ele alındığını belirten Akdemir, bunun yanı sıra Bergama, Kıbrıs Lefke, Bulgaristan, Balya ve Kütahya Dulkadirli Köyündeki madencilik kaynaklı kirliliğin de kitapta ele alındığını aktardı.
Bergama köylülerinin siyanürlü altına karşı mücadelesinin emperyalizm karşıtı bir kimlik kazanması üzerine, mücadeleyi bitirmeye dönük bir psikolojik savaş harekatının ortaya konduğunu aktaran Akdemir, 2000-2002 yılları arasında uygulanan bu harekatta Necip Hablemitoğlu’nun yazdığı Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası kitabının önemli bir rolü olduğunu dile getirdi.
KIŞLADAĞ KÜÇÜK BİR TÜRKİYE PROFİLİ
Akdemir, konuşmasında kamuoyunda çok da bilinmeyen konulara değindi. Günümüzde gelişen çevre hareketlerinin sınıf mücadelesinin birer parçası olduğuna vurgu yapan Akdemir konuşmasının sonunda “Doğayı talan eden, yer altı-yerüstü zenginliklerimizi yağmalayan sistemle, emeği sömüren, demokratik gelişimin önünü tıkayan sistem aynıdır. İkisi de kapitalizme karşı bir mücadeledir. Saldırıları püskürtmek için çevre direnişleri işçi sınıfı mücadelesi ile birleşmek durumundadır” diye konuştu.
Söyleşinin ikinci konuşmacısı İnay Vicdan Hareketi sözcüsü Muammer Sakaryalı da yakın bir tarihte çıkan “Kışladağ’dan Mektup Var” adlı kitabında 30 tane mektupla Kışladağ’daki durumu anlatmaya çalıştığını söyledi. Kışladağ’da yaşananların küçük bir Türkiye profili sunduğunu belirten Sakaryalı, bölgede ülkenin en büyük çevre felaketlerinden birisinin yaşanmaya devam ettiğini söyledi.
Yörede siyanürden kaynaklandığı şüphelerinin yoğunlukta olduğu hayvan ölümlerinin sürdüğünü aktaran Sakaryalı, bu ölümlerin şirketin etkisi nedeniyle kamuoyuna yansıtılmadığını dile getirdi.
EVRENSEL-18-4-11 |