Yol Kent Yok Kent (Samet ZEYDAN) Yazdır E-posta
Cumartesi, 22 Ağustos 2009

Mevcut iktidarın tekil amacının ilahi bir dünya düzeni kurmak olduğuna inanmak kadar naif, çarpıttırılmış ve derinliksiz bir inanış varsa, o da darbenin salt bir rejim değişikliğini hedeflediğini düşünmek olurdu.

 

Kapatılan Nazım İmar Plan Büroları,  Anavatan Partisi etrafında güçlenmeye başlayan -bir kısmı şimdi deniz doldurup turizm teşvik ödülü alan- müteahhitler ordusu, merkez elinde tutulan plan onama yetkilerinin İmar İskan Bakanlığı’nın feshedilmesiyle kırık bardak gibi dağılarak yetkinlikten yoksun yerel ve parsel bazında ülkeler arası pazara tezgâh açmış genel idarelere bırakılması gibi açılımlar, milislerin ülkeyi içinde bulunduğu güvensizlik ortamından çıkaracak tasarrufları değil, ağır aksak da olsa işlemeye başlamış olan planlı kentsel gelişme sürecini bertaraf etmek olabilir.

Her geçen gün futbol topuna daha fazla benzemeye başlayan yeni dünya düzeninde, değerli kent arsalarının küresel ekonomiye kazandırılması yönünde yapılmış akıl almaz imar hakkı artırımları ile çok daha değerli olan tarım arazilerini buğday yerine villalar, ayçiçeği yerine apartmanlar, domates yerine -imar planlarında kırmızıya boyanmasına alışık olduğumuz- alışveriş merkezlerinin akıllara ziyan bir düzensizlik içinde istila ettiği güzelim Ankara şehri bu talanın iyi örneklerinden.

Kentin batı koridorunda daha düzenli bir yapılaşma modeliyle gelişeceği öne sürülerek imara açılan alanlardan biri olan Çayyolu Köyü çevresi, gelinen noktada ortalama bir Amerikan Kenti kadar otoyol ve kavşaklarla çevrelenmiş haldedir. Belediye otobüsüyle evine dönmeye çalışan bir bahtsızın aynı köşe binayı 8 kere görerek tamamlayabildiği kentin 15 km. dışındaki bu zorlu maratonda yüz binlerce liralık apartman dairelerinde, ortalama bir memurun 2 aylık maaşına denk gelen televizyonlarının karşısında, emeklilik sonrası kelebeklerden başka haşaratın var olmadığı, dumansız ve steril pastoral cennetlerin hayalini kuran kolalı beyaz yakalıların hiç de şikâyetçi olmadığı bir yaşam biçimi iyiden iyiye yerleşmeye başlamaktadır.

Yakası kolalıların gözünden bakarsak; Ev-iş-janti eğlence mekânları-tam pansiyon tatiller döngüsü içinde, arabalarında, neredeyse gün ışığına maruz kalmayan, sokak yaşamına değmeyen bu insanlar, yapılı çevrenin oluşumundan nasıl haberdar olabilecek veya bu konuda fikir üretebilecektir? Örneğin, bir okulun önünden geçen otoyol misali hızlı trafik yolları, pek çok ebeveyn için çocuğunun hayatını tehlikeye atan bir etmen değil, arabasını rahatça park edebileceği ve hızla gitmek isteyeceği yere gideceği bir geçiş alanıdır.

Tam da bu anlayış ve parçacı planlama yaklaşımlarıyla, mekân kalitesi son derece düşük yerleşimler üretilmekte, buralarda yaşayan insanlar araba kullanımına mahkûm edilmektedir. Kentsel alan, son zamanda çok tanınan Akay Kavşağı’nda olduğu gibi, katlı kavşaklar ve otoyollarla bölünmekte, var olan araç yolları Eskişehir Yolu örneğinde görüldüğü gibi 5 yılda bir genişletilmektedir.  Köprü altı dolguları dahi yeni bir şerit olarak trafiğe kazandırılmaktayken, kentsel açık alanlar yapılaşmaya açılmakta, Ankara ise yaşanamayacak kadar tatsız bir kent haline gelmektedir. Yapılan araç odaklı müdahalelerin, esasında genel geçer kurallarla belirlenmiş mühendislik hesapları bile yanlış yapılırken ve yolların genişleyebileceği 80 cm’lik kaldırımlar dışında bir alan kalmamışken, bakalım yerel yönetim önümüzdeki süreçte nasıl bir çözüm geliştirecek ve İstanbul'un trafik çilesine karşı tek dayanağı Ankara'nın kent içi ulaşım rahatlığı ve sakinliği kalmış olan biz pek saf Ankara severler artık nasıl bir bahane bulacağız? Veya cümbür cemaat bakir bir sahil kasabası bulup orayı mı işgal edeceğiz?

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

21 Ağustos 2009 - Birgün

 
< Önceki   Sonraki >